Hoşgeldiniz.İyi Forumlar Dileğiyle...
Alt 23-08-2010, 11:02 PM   #11

 
AVAR - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Aug 2008
Bulunduğu yer: kars sarıkamış
Yaş: 46
Mesajlar: 28,540
Rep Puanı: 153128
Teşekkür: 9,622
6,891 Mesajında 15,125 Defa Teşekkür Edildi
Çevrimiçi Olduğu Toplam Süre: 2 Yıl 5 Ay 4 Gün 11 Saat 19 Dakika 13 Saniye
Standart

BATI ANADOLU'NUN TÜRKLÜĞÜ




"MİLLİ ŞEF" EKOLÜ

Biz burada bütün gücümüzle ANADOLU'nun DOĞU'suyla, BATI'sıyla, KUZEY'iyle, GÜNEY'iyle binlerce, hatta onbinlerce yıldır bize ait olduğunu ispata çılışırken, Türkiye'de MİLLİ ŞEF İNÖNÜ döneminden beri kötü bir oyun oynanmaktadır.

Sanki BATILILAR'ın binlerce yıllık tarihimizi yok saymaları, ANADOLU'yu dahi elimizden çekip almaya çalışmaları gibi bir sinsi faaliyet hiç yokmuşcasına, milletimizin ve milliyetimizin dayandığı her mukaddes temel yıkılmak, TÜRKİYE'miz BATI'ya yamanmak istenmektedir.
Üstelik bunlar ATATÜRKÇÜLÜK adına, ATATÜRK'e hiç olmadığı bir "batıcılık" yakıştırılarak yapılmaktadır!...
Bu tavır, İsmet Paşa'nın 10 Kasım 1938'de ATATÜRK'ü bir büst olarak rafa kaldırması, paralardan pullardan ismini silmesi, kendini MİLLİ ŞEF ilan etmesi, her yerde kendini ön plana çıkarması ile başlamıştır!..
... ve hâlâ "TÜRKİYE tercihini BATI'dan yana yapmıştır" teraneleriyle, "değişmez dış politika" zırvalarıyla sürdürülmektedir.
Hemen belirtelim ki, her ikisi de doğrudur!
Ancak ikisinin de ATATÜRK'le, ATATÜRKÇÜLÜK'le alâkası yoktur!
TÜRKİYE'nin "BATI'yı tercih" etmesi, MİLLİ ŞEF bozuntusu İSMET PAŞA'nın bir sağa, bir sola yalpalamasından sonra, 1947 yılında başlamış ve bugüne kadar hakikaten başka bir tercih yapılmamıştır!
Aynı şekilde o tarihte tesbit edilen "BATI güdümlü dış politika" bu güne kadar hiç şaşmadan uygulanmıştır!
Kemal Tahir İNÖNÜ'nün Köy Enstitüleri ile başlıyan kaypak politikasını şöyle anlatır:
"Köy Enstitüleri günlük politikanın eğitime bulaşmasından öte bir şey değildir!.. 2. Dünya Savaşı içinde İsmet Paşa'nın Türkiye politikası, çok civelek bir politikadır."
"Başlarda Almanlar Fransa'yı çiğneyiverince, İsmet Paşa Almanlar'a döndü. Almanya'da Hitler'in sözü kanun, Türkiye'de İsmet Paşa'nın!.. Almanlar her yere bir Nazi ajanı yerleştirmiş... İsmet Paşa da şehirleri Halk Evleri ile avucunun içine almış ama, köyler boş!.."
"Paşa askerlikten kurtulamadığı için, çavuş olan açıkgöz köy çocuklarını kurstan geçirip eğitmen yetiştirdi. Bunların her birini bir köye yerleştirdi. Bu eğitmenler köyleri avuçlarına alacaklar, sinek uçsa İsmet Paşa'nın haberi olacak!.."
"Ama hesap yanlış çıktı!... Almanlar Sovyetler'in bozkırına yenildiler. İsmet Paşa da "Hadi göreyim sizi!" diye öne sürdüğü Turancılar'ı deliğe tıktı. Yine aynı Milli Eğitim Bakanı Hasan Ali Yücel'i, solcuları el üstünde tutan biri haline getirdi. Devleti sol rüzgârların uğuldadığı Köy Enstitüleri şampiyonu yaptı!.."
"İşte Köy Enstitüleri'nin temelinde bu rezillik yatar!.. Önce Almanlar'ın kazanacağı hesabına yatırım yapılmıştır, sonra Ruslar'ın kazanacağına!.."
"Ruslar savaşı kazanıp üç ilimizle Boğazlar'ı isteyince, İsmet Paşa (yine) fırt diye döndü ve İngiltere, Amerika üstüne oynamaya başladı!... Demokrat Parti muhalefeti ağzını açar açmaz da, Köy Enstitüleri'ni taviz olarak kurban etti. Çünkü fonksiyonunu çoktan yitirmişti."
(İsmet Bozdağ, Kemal Tahir'le Sohbetler)

Gördünüz mü?.. Önce Nazi Alman, sonra Komünist Rus yanlısı politika, savaştan sonra da Amerikancı, hatta mandacı bir politika!
Ne var ki, MİLLİ ŞEF bozuntusu Mandacı İsmet Paşa'nın verdiği taviz bu kadar değildi!..
Aynı tarihte (1947) kapılarımız Marshall yardımı ve A.I.D. kredilerine açıldı. Batılılar 1. Cihan Savaşı'nda kuramadıkları hakimiyeti, 2. Cihan Savaşı'ndan sonra, son derece planlı bir şekilde ve asker kullanmadan elde ettiler. Daha doğrusu, askerlerini devreye sokmak için 1950'den sonra DP dönemini beklediler. Hem de üsleri, tesisleri ve nükleer bombaları ile!..
Bu dönemi Attila İlhan da şöyle değerlendirir:
"Çağdaşlaşma, Batılaşma mıdır?.. Ben buna hep HAYIR derim... "
"ATATÜRK o tarihte Batıcılığı örnek göstermiştir ama, anlatmak istediği UYGARLIK DÜZEYİNİN BİR YERE ULAŞMASININ YÖNTEMLERİNİ GETİRECEK bir Batıcılıktır. Batının taklidi olmak değil!.."
"CHP, Anadolu İhtilali'nin başlangıç yıllarında beliren birleşimci niteliğini yitirmiş, İnönü diktasıyla birlikte Yeni Tanzimatçı bir harekete dönüşmüştü. Komprador batıcılığını, bu kere yeni koşullara uygun olarak sürdürüyordu. TÜRK liselerinin ders kitabı olarak Yunan/Latin klasiklerinin okutulması, buna karşılık Doğu/İslam uygarlığının baş eserlerinin gürültüye getirilmesi bu döneme rastlar..."
"DP/AP hareketi Ulusal TÜRK Birleşimi'ni yapabildi mi?.. Bağımlı bir ekonominin öncülüğünü yapan DP/AP iktidarlarından bu alt yapıya ters düşecek Ulusal Bağımsız Sentez beklemek, yanlış değil mi?.."
"Tamamiyle yabancı sermayesine bağlı bir sanayileşme, siyasal iktidarları sürekli olarak emperyalist Batı ile komprador (işbirlikçi) ilişkilere sürüklerken, AP'nin (Adalet Partisi - Süleyman Demirel'in Partisi) kaymağını Mason Batıcısı bir takım politikacılar oluşturuyor. "
"İtalya'da Hıristiyan partiler Meryem Ana'nın heykeliyle yürürler. Papazlar komünist partisinin bile mitinglerini takdis eder. Almanya'da Adenauer'in partisi Hıristiyan Demokrat Parti idi. Bunların varlığı NATO'ya ters düşmüyor, Avrupa Konseyi'ne batmıyor da; Türkiye'de dinci bir parti zuhur edince, acaba neden sorun haline geliyor?.."
"50 yıllarında TÜRK musikisini ciddiye almak, ihanete yakın bir şeydi!.. İnönü diktatörlüğü bizi Batı musikisine yöneltmişti. Radyo programlarında TÜRK musikisinin yüzdesi handiyse tek haneli rakamlara inmişti... Düşünüyorum da, Batı musikisini öteki musikilerin üzerine koyduran düşünce bana kültür emperyalizminin dünyaya kabul ettirdiği bir önyargı gibi geliyor."
"BATI UYGARLIĞI DA ÖTEKİ UYGARLIKLAR KADAR FÂNİ DEĞİL Mİ?.."
"Niye musikisi hepsinden üstün oluyormuş bakayım?.." (Hangi Sağ sf. 85,181,180,188,26,37)
Son derece haklı... Tabii bu noktada, A.B.D.'nin İnönü'nün pısırıklığından yararlanıp gerçekleştirdiği Missouri oyunundan söz etmemek olmaz.
Bu, çok sinsice ve kurnazca oynanmış bir oyundur!.. 1947 yılında, Amerikalılar, sanki gökten ilham almış gibi, Türkiye'ye büyük bir yakınlık göstermeye başlarlar... Yıllar önce ölmüş olan eski Washington büyükelçimiz M.Münir Ertegün'ün kemiklerini çıkarıp, bir tabuta koyarak Missouri zırhlısı ile Türkiye'ye getirirler. (Missouri zırhlısı bir semboldür. Japonlar bu gemide kayıtsız şartsız teslim anlaşması imzalamışlardır!..) Merhum için askerî törenler yaparlar. Bir itibar, bir saygı, değme gitsin!..
Ama her nedense bu gelen askerler bir daha gitmez!.. Sonra arkasından Marshall Yardımı... Truman Doktrini... Derken bize sözümona mâlî yardımda da bulunmaya başlarlar!... Paçayı bir kaptırınca bir daha kurtaramayız. Gelen Amerikalı, "yardım ediyoruz," der, çöreklenir ülkemize, kovsan da gitmez!..
Elbette ki, bu kadar siyasî ve askerî bağımlılık, kültürel bağımlılığı da beraberinde getirecekti. Getirdi de!.. Tarih şuurunun yok olması, dilin yozlaşması, dinsizlik ve yobazlığın, hatta vatan hainliğinin bizi mânen çökertmesi kaçınılmaz hale sonuç oldu.
Velhasıl, İnönü, Menderes, Demirel ve Özal'ın, Çiller'in, Mesut Yılmaz'ın ve tabii ki Tayyip Erdoğan'ın bu konudaki veballeri büyüktür.
Sonuç olarak İnönü döneminden (1938-1950) başlıyarak Türkiye'de yeni tip bir "atatürkçülük" gelişti ki, bu aslında "milli şef" ekolüdür. 2000'li yıllara gelince, Atatürk'ten bahsetmek bile ayıp sayılır oldu!. Yeni bir "lâik aydın" tipi yetişti ki, ne TÜRK'tür, ne MÜSLÜMAN'dır, ne VATANSEVER'dir, ne MİLLİYETÇİ'dir, ne DEVLETÇİ'dir, ne de HALKÇI'dır!.. Sadece tarifini kendi bildiği bir "lâik"tir!..
Bu kişiler kendilerinden başkalarını aydın saymazlar, laiklikten başka laf etmezler, dine inanmazlar, TÜRK'ü beğenmezler, İSLAM'dan nefret ederler, halka tepeden bakarlar, Batı'ya hayrandırlar!.. Eskiden solcu geçinirlerdi, şimdi korkunç küreselleşmeci, özelleştirmeci ve Avrupa Birlikçidirler!.. Kürtçüdürler, bölücüdürler, homoseksüellik, lesbiyenlik, fahişelik, her türlü sapıklığın savunucusudurlar!.. Sokaklarda "Hepimiz Ermeniyiz" diye bağırırlar da, "HEPİMİZ TÜRK'ÜZ!.. NE MUTLU TÜRK'ÜM DİYENE!.. NE MUTLU BİZE!" dedikleri hiç duyulmamıştır!.
Bunların bir kısmı 1975'den itibaren Halk Evleri'ni ve CHP'yi ele geçirmiş, Sovyet sempatizanı solcu kisvesi altında Kürtçü-Alevi bölücülük yapmıştı!..
Bunlar ATATÜRK'ün adını kullanarak 1934'de terkedilmiş uydurma dilciliği sürdürmeye çalışırlar!.. Bunlar hem devletçilik okunu parti bayrağında taşır, hem de piyasa ekonomisi diye halka "başıbozuk" ekonomiyi kakalamaya çalışır, vatan toprağını dahi satışa çıkarırlar!..
Bunlar "lâiklik, inanç hürriyeti" diye Tanzimat kafasıyla yabancı din ve mezheplerin misyonerlik vasıtasıyla ülkemizde yayılmasına göz yumarken, aydınların dinden soğumasına yol açacak kadar yobaz bir din politikası güderler!.. Bilmezler ki, ATATÜRK o en kötü dönemde, hem de Menemen olayından hemen sonra, TÜRKİYE'deki yabancı misyoner okullarının hemen hepsini kapatmış, kalanları da Milli Eğitim Bakanlığı'nın denetimine sokmuştu!..
Bilmezler ki, Peygamberimizin hadisleri ilk defa Lâik ATATÜRK'ün özel ilgisi sonucu TBMM kararı ile TÜRKÇE'ye çevrilerek SAHİH BUHARİ MUHTASARI adı altında yayınlanmıştı!.. (Ahmed Naim, aynı adlı eser, sf.2)
Bunlar "hukukun üstünlüğü, insan hakları" palavrası altında Batı tipi "suçlu-güçlü hakları"nı savunurlar!.. Karakollarda suçlulara parasını Devletin ödediği avukatlar tutarlar da, mazlumun mağdurun derdini bile dinlemezler!..
Bunlar 9 adam öldürmüş caniyi Eskişehir hapishanesinden çıkartır, sonra da kaçmasına fırsat tanırlar!.. F-tipi 5 yıldızlı otel tarzında hapishanelerde suçluları ağırlamayı "insan hakkı" sayar da, o canilerin katlettiği insanların ailelerini ziyaret etmekten bile kaçınırlar!
Bunlar ATATÜRK'ün kadınları yüceltmek için takip ettiği politikayı anlamamışlardır!.. "kadınlara özgürlük" derler ama Meclis'teki kadın milletvekili sayısı 18'den 3'e indirirken, sokaklara düşen kadın sayısı 100 katına çıkartmışlardır!..
Bizce bir kadın için, kendini kiralamak veya teşhir etmek zorunda kalmadan yaşayabilmek, en önemli haktır!.. Onlar ise bundan bihaberdirler. Kocasından tokat yiyen kadınların evden kaçmasını kolaylaştırmak için "sıığınma evleri" açarlar da, randevu evinde çalışmak istemeyen kızların yüzüne kezzap atan namussuzlara karşı kılları kıpırdamaz!.. Üstelik sık sık af yasası çıkartıp; tecavüzcülerin, kapkaççıların, hortumcuların, soyguncuların, bölücülerin tekrar sokağa salınıp suç işlemesini âdeta desteklerler!..
Bunlar ATATÜRK'ün Afganistan'a Kurtuluş Savaşı'ndan hemen sonra, kıt kaynaklara rağmen yardım ve eleman gönderdiğini bilmezler!.. Bunlar ATATÜRK'ün Orta Asya Türkleri ve dilleri ile ilgilendiğini bilmemezlikten gelirler.
Onun içindir ki, Özal kalkar, "Azeriler şiidir, bizden çok İran'a yakındırlar" diyerek bu kardeşlerimizi küstürür!... Demirel, Türkleri ha bire kesen Ermenistan'a "Komşu açken tok yatan bizden değildir," hadisine dayanarak yardıma kalkar!.. Öyleyse Azeriler'e yardım etsene, behey madrabaz!
Bunlar Afrika'da, Asya'da, Güney Amerika'da Batılılarca iliklerine kadar sömürüldükten sonra açlığa terkedilen, üstelik bir de birbirlerini kırsınlar da nüfus azalsın diye ellerine silah tutuşturulan bir milyar mazlumu adamdan saymazlar!..
Yine geriliğe mahkûm edilmiş iki milyar insanı bırakıp; "dünya ile bütünleşiyoruz" diye, dünyanın onda biri bile olmayan zengin devletlerin eteğine yapışırlar!..
Bunlar ATATÜRK'ün Hatay'ı nasıl aldığını unuturlar da, beceriksiz dış politikalarını "Yurtta Sulh, Cihanda Sulh" diye yutturmaya kalkarlar. Kıbrıs'ı, Güney Doğu Anadolu'yu, Ege'deki hiç bir anlaşma ile terketmediğimiz Kardak gibi adacıkları, hatta Trabzon'u, Fener'i Rumlar'a verip kultulmak isterler!.. Neden kurtulacaklarsa!...
Elbette Yurt'ta Sulh, Cihan'da Sulh!..
Ama başkası sulh istemiyorsa, elin kolun bağlı mı oturacaksın?.. ATATÜRK öyle mi yaptı?. O, barışı silahı ile sağladı. Zaten bu söz de o anlama gelir!..
Kaldı ki, YURT SADECE TÜRKİYE DEĞİLDİR ATATÜRK İÇİN!., TÜRKLERİN ÇOĞUNLUK OLARAK YAŞADIKLARI BÜTÜN TOPRAKLARDIR!.. VE ORALARDA HUZURU, BARIŞI SAĞLAMAK DEMEK; BÜTÜN DÜNYANIN BARIŞA KAVUŞMASI DEMEKTİR!..
Bunlar ATATÜRK'ün:
-- "BEN HER ŞEYDEN EVVEL, BİR TÜRK MİLLİYETÇİSİYİM!.. BÖYLE DOĞDUM, BÖYLE ÖLECEĞİM! TÜRK BİRLİĞİ'NİN BİR GÜN HAKİKAT OLACAĞINA İNANCIM VARDIR!.. BEN GÖRMESEM BİLE, GÖZLERİMİ DÜNYAYA ONUN RÜYALARI İÇİNDE KAPAYACAĞIM!"
-- "YARININ TARİHİ, YENİ FASILLARINI TÜRK BİRLİĞİ İLE AÇACAKTIR!.. DÜNYA SÜKÛNUNU BU FASILLAR İÇİNDE BULACAKTIR!.. KAŞGARLI MAHMUD'UN DİVAN-I LÜGAT-IT TÜRK'ÜNDE DEDİĞİ GİBİ, TANRI TÜRK'Ü İNSANLIK ŞERİRLERDEN, ŞAKİLERDEN KURTULSUN DİYE YARATTI!"
diyen, ve Türkler'i "bütün mazlum insanların kurtarıcısı, dünyaya huzur getirmekle vazifeli" gören ifadelerini hiç duymamışlardır!.. Onun için beyhude yere zalim Batı'nın kuyruğuna takılmaya uğraşırlar!..
Bunların atatürkçülüğü, İsmet Paşa'nın paralardan ATATÜRK resmini kaldırdığı gün bitmiştir!.. Atatürkçülükleri, bir nevi putperestliğe dönüşmüştür.
Bunların atatürkçülüğü; her bayram kabrine gidip, bir fatiha bile okumadan çelenk koymak, deftere bir şeyler karalamak, veya kötü yapılmış heykellerin, büstlerin önünde tapınırcasına boyun bükmek, veya her toplantıda 3 dakika sırık gibi dikilip, içinden "Öf, bir an önce bitse!" diye geçirirken, sözüm ona saygı duruşunda bulunmaktan ibarettir!..
İşte biz baştan beri "MİLLİ ŞEF" bozuntusu İsmet Paşa mandacılığının TÜRKİYE'yi getirdiği bölünme, hatta yok olma noktasından ATATÜRK'ün TARİH TEZİ ve MİSAK-I MİLLİ anlayışıyla kurtulabileceğimizi anlatmaya çalışıyoruz. GERÇEK ATATÜRKÇÜLÜK ile MİLLİ ŞEF EKOLÜ'nü ayırt edebileceğiniz kriterleri vermeye çalışıyoruz. ANADOLU'nun TÜRKLÜĞÜ'nü bütün delilleriyle ortaya koyup, bizi yutmak isteyen BATILILAR'a ilim yoluyla, tarihi gerçeklerle direniyoruz!..
Bu da işe yaramazsa, SİLAH'tan başka çare yok!..
ŞİMDİ KENDİNE "ATATÜRKÇÜ" DİYEN HERKESE SORARIZ:
NEREDE ATATÜRKÜN TARİH TEZİ?.. NEREDE İLK İNSANDAN BU YANA YAŞADIĞIMIZ HER TOPRAĞI İNSANIYLA, ÇOĞRAFYASIYLA, TARİHİYLE BENİMSEYEN GERÇEK HUMANİST VE EVRENSEL TÜRK ANLAYIŞI?..
NEREDE ATATÜRK'ÜN TÜRKÇE'Yİ KOLAY OKUNAN, OKUNDUĞU GİBİ YAZILAN, KULLANDIĞI HER KELİMEYİ KORUYAN, ASYA TÜRKÇELERİ İLE BÜTÜNLEŞEN DİL DEVRİMİ?..
NEREDE ATATÜRK'ÜN "DİNSİZ MİLLETLER YOK OLMAYA MAHKÛMDUR" FİKRİNE UYGUN OLARAK BAŞLATTIĞI GERÇEK AYDIN DİN ADAMI YETİŞTİRME, AYDINLARIN DİNE İLGİSİNİ ARTTIRMA, BU SURETLE DİNİ CAHİLLERİN ELİNE BIRAKMAMA POLİTİKASI?..
NEREDE ATATÜRK'ÜN DEVLETİ, MİLLETİN GÖZBEBEĞİ HALİNE GETİREN UYGULAMALARI?..
NEREDE ATATÜRK'ÜN "DÜNYANIN NERESİNDE BİR TÜRK VARSA, BİZİM İLGİ SAHAMIZ İÇİNDEDİR" FELSEFESİ İLE AFGANİSTAN'DAN BAŞLATTIĞI GLOBAL DIŞ SİYASETİ ?..
NEREDE ATATÜRK'ÜN "BUGÜN GÜNEŞİN DOĞDUĞUNU NASIL GÖRÜYORSAM, MAZLUM MİLLETLERİN KURTULUŞUNU DA ÖYLE GÖRÜYORUM" DİYEREK HIRİSTİYAN BATI'YI HEDEF ALAN ANTİ-EMPERYALİSTLİĞİ?..
NEREDE ATATÜRK'ÜN YABANCI MEKTEPLERİ, MASON DERNEKLERİNİ KAPATAN, TÜRK'TEN BAŞKASINA İLGİ GÖSTERMEDİĞİNİ BELİRTEN "NE MUTLU TÜRK'ÜM DİYENE" MİLLİYETÇİLİĞİ?..
NEREDE ATATÜRK'ÜN TAKLİTÇİ OLMAYAN, SÜREKLİ DEVRİMCİLİĞİ?..ONDAN SONRA BİR TEK YENİ İŞ BAŞARILDI MI?..
ATATÜRK DÖNEMİNDE MİLLETVEKİLİ SUÇLULARIN DOKUNULMAZLIĞI MI VARDI?.. ATATÜRK DÖNEMİNDE BAKANLAR KAPILARINI, HATTA GEÇTİKLERİ SOKAKLARI VATANDAŞA KAPATIYORLAR MIYDI?.. BUGÜNLERDE HANGİ BAKANIN, HANGİ GENEL MÜDÜRÜN, HANGİ VALİNİN, HANGİ GENERALİN MAKAMI AYDINLARA, SANATKÂRLARA, SIRADAN VATANDAŞA ATATÜRK'ÜN SOFRASI KADAR AÇIK?..
BUNLARI GERÇEKLEŞTİRMEDEN KENDİLERİNİ ATATÜRKÇÜ İLAN EDEN GAAFİLLER!..
SİZLER, ATATÜRK'ÜN "BİR GÜN TOPRAK OLACAĞINI" SÖYLEDİĞİ NÂŞINI TACİZ EDEN, MEZAR SOYGUNCULARINDAN BAŞKA BİR ŞEY DEĞİLSİNİZ!.. TÜRK'ÜN ASYA VE AVRUPA'DAKİ GELECEĞİNDE SİZLERE YER YOK!..
__________________
[
AVAR isimli Üye şimdilik çevrimdışı konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 23-08-2010, 11:04 PM   #12

 
AVAR - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Aug 2008
Bulunduğu yer: kars sarıkamış
Yaş: 46
Mesajlar: 28,540
Rep Puanı: 153128
Teşekkür: 9,622
6,891 Mesajında 15,125 Defa Teşekkür Edildi
Çevrimiçi Olduğu Toplam Süre: 2 Yıl 5 Ay 4 Gün 11 Saat 19 Dakika 13 Saniye
Standart

BATI ANADOLU'NUN TÜRKLÜĞÜ



BATI ÇÖKÜYOR!

Bizim tatlısu frengi aydınlarımızın benzemeye çalıştığı BATI çöküyor!.. Hem de "Doğu" dediği komünist bloğun çöküşünden daha hızlı olarak!..
Bunu bildikleri için kafası işleyen Batılılar kendi halklarını uyarmaya çalışıyorlar. Hem politikacıları, hem yazarları, hem dini liderleri!... Söyledikleri farklı kelimelerden oluşsa da, hepsinin maksudu bir!...
Mesela ABD Başkanı Baba Bush, 1991 Körfez Savaşı'dan sonra "Yeni bir Dünya Düzeni" fikrini açıklarken aslında şunu demek istiyordu:
- "Batılıların 2. Dünya Savaşı'ndan sonra kurdukları Yeni Sömürgecilik dönemi bitti. Başka bir sistem geliştirmezsek, mahvolduk!"
Papa 2. Jean Paul ise, 1991 Noel Mesajı'nda şöyle demişti:
- "Komünizm devrildi... Şimdi sıra Kapitalizm'i değiştirmekte... Asıl tehlike Doğu Bloğu'ndan değil, Batı Bloğu'ndan gelebilir. Bu sebeple yeni ve namuslu bir sosyal doktrini hemen günlük hayata empoze etmeliyiz!"
- "Çünkü artık totaliter sistem, dine inanmıyan sistem çökmüştür. ANCAK, ÇÖKEN SİSTEMİN YERİNE KAPİTALİZMİ DÜŞÜNMEK, DAHA BÜYÜK BİR ÇILGINLIK OLUR!"
Yazar Rene Guenon (45) ise endişelerini süslemeden, olduğu gibi dile getirmiş :
- "Artık Batı Uygarlığı'nın sürekli gelişeceğine inanmıyan, bir gün durabileceğini, hatta gömülebileceğini düşünen insanlar var. "

- "O halde 'Yeni Dünya Düzeni' dendiği zaman söylenmek istenen şey, artık bıçaksırtı gibi tehlikeli bir aşamaya gelindiğidir!"
- "Bunalım artık iyice gözle görülür haldedir ve yaklaşan son Batı Dünyası'nın sonudur!.."
- "Hümanizm, aslında 'her şeyi insan ölçülerine indirme' ve 'TANRI'dan yüzçevirme'dir. Hümanizm, Laisizm'in ilk şekliydi... Modern uygarlık, her şeyi kendinden ibaret sayan insanın ölçülerine indirgemeye kalkışmakla, en aşağı derecedeki unsurların seviyesine düşmüştür. Maddi ihtiyaçları karşılamak, biricik amaç haline gelmiştir."
- "Ferdiyetçilik, Hümanizm ile aynıdır. Din dışı görüşün özelliklerinden biridir. Batı'nın bugünkü çöküşünü belirleyen etken, Ferdiyetçilik'tir!.."
- "Pragmatizm, modern felsefenin en son ürünüdür. Çöküş sürecinin son aşamasını belirler. Buna göre sağduyu, 'kısa vadede çıkar sağlamayan hiç bir şeyi benimsememek'tir!.."
- "Bu şartlar altında endüstri 'bilimin uygulaması' sayılamaz. Tersine bilim endüstriye bağımlı hale gelmiştir. Kantite, kalitenin yerini almıştır. Modern dünyanın bütün çabası, her zaman doyurabileceğinden daha fazla ihtiyaç yaratmaktır!.."
Başka söze ihtiyaç var mı?..
Aslında yok. Ama biz, kendi insanımızın Batılılar'dan hiç te geri kalmadığını bildiğimizden, sözümüzü merhum Kemal Tahir'in aynen katıldığımız şu değerlendirmesi ile bitiriyoruz:
- "... 'Biz Batı'dan gördüklerimizi alırız, almakla da kendi malımız olur' düşüncesi o kadar yanlış ki!.. Alırsın ama sindiremezsin. Kusarsın!.." (46)
- "Batı, ailesiyle bize benzemez!.. Kurumlarıyla, devletiyle, sınıflarıyla bize benzemez!.. Bize bu kadar benzemiyen Batı'dan nasıl her şeyi almaya kalkarız?.. "
- "Batılılaşma, bizler için 200 yıldır süren bayat bir sorundur. Batılılık dünyayı sömürme olayının adıdır. Batılılaşmak, ne kadar süslenirse süslensin, sadece sömürüye girişmek anlamına gelir!.. Batılıların akıllıları bu belâdan kurtulmaya çalışırken, bizim onlara özenmemiz aptallık değil de nedir?.. (47)
- "Bilir misin ki Lozan Antlaşması'nın bütün oturumları ne kadar sürmüştür?.. 5.5 ay!.. Mahzenler dolusu evrakı düşün! Delegelerimiz inceledi mi bunları?.. Hayır! Çünkü İstanbul Hükümeti delegeleri, yani asıl uzmanlar, bizim isteğimizle sokulmadı bu konuşmalara. Bu iyiliğimize (!) karşılık İngiliz generali Harrington'un teşekkürünü hatırlarım."
- "Demek 4.383.000 klm. karelik bir imparatorluğun 700 yıllık hesapları 5.5 ayda tasfiye edildi!.. Buna tasfiye denmez. Mirası reddettik!... Bir mahalle bakkalının mirası bile, bu kadar kısa zamanda tasfiye edilemez!.."
- "DÜNYADA ÇOK AZ MİLLETİN ELİNE BİZİMKİ KADAR BÜYÜK TARİH BİRİKİMİ GEÇMİŞTİR... REJİM DEĞİŞİKLİKLERİNİN, TARİHİ HAKLARDAN VAZGEÇMEKLE HİÇ BİR İLİNTİSİ OLAMAZ!.. ÇÜNKÜ VAZGEÇMEYE HAKKIN YOK, BABANIN MALI DEĞİL!.. Bolşevikler, Çarlık İmparatorluğu'na sahip çıkmadılar mı?.."
- "Anadolu-Yunan Savaşı son 1000 yıllık tarihimizden ayrı bir Milli Kurtuluş Savaşı değildir. 1000 yıldır süren Doğu-Batı boğuşmasının yüzlerce savaşından biridir. Hesabı kapatmaya yetmez ki!.."
- "Siz Cumhuriyet çocukları!.. 'Gözümüzü zaferle açtık' avuntusundasınız. Umulmayan yerlerde beklenmedik yenilgilerle karşılaşınca şaşırmayın!"
- "BİZ, ER GEÇ BATI'YLA HESAPLAŞMAK ZORUNDAYIZ!.. BUNU GERÇEKTEN YAPMADIKÇA, BATI'YA HİZMET TEKLİF EDEREK, BELAYI BAŞIMIZDAN DEF EDEMEYİZ!.." (48)
________________________
(45)Bozdağ İsmet, Kemal Tahir'le Sohbetler, İstanbul, 1975
(46) Modern Dünyanın Bunalımı, Ağaç Yayıncılık, İstanbul, 1991
(47) Tahir Kemal, Notlar, Topal Kasırga, 1992 (48)Tahir Kemal, Yol Ayırımı
__________________
[
AVAR isimli Üye şimdilik çevrimdışı konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 26-08-2010, 03:15 AM   #13

 
AVAR - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Aug 2008
Bulunduğu yer: kars sarıkamış
Yaş: 46
Mesajlar: 28,540
Rep Puanı: 153128
Teşekkür: 9,622
6,891 Mesajında 15,125 Defa Teşekkür Edildi
Çevrimiçi Olduğu Toplam Süre: 2 Yıl 5 Ay 4 Gün 11 Saat 19 Dakika 13 Saniye
Standart

BATI ANADOLU'NUN TÜRKLÜĞÜ




İSKİTLER

İSKİTLER'in TÜRK olduğunun en eski delili HOMEROS'un İLYADA'sıdır!..

13. Bölüm'de Zeus, TROYA Savaşı'nı seyrederken daha ötelere "AT SÜTÜ İÇENLERİN ÜLKESİ"ne bakar!.. İlyada'nın Fransızca çevirisini yapan R. Flaceliere, "Notlar" bölümünde "At sütü içenler"i İSKİT kabileleri olarak açıklar!..
Tıp ilminin kurucusu HİPOKRAT ta havanın ve iklimin insan sağlığı üzerindeki etkisini anlatırken İSKİTLER'den uzun uzun bahseder... Ancak Batılı tarihçiler bu konular geldiğinde HİPOKRAT'tan da, HOMEROS'tan da, söz etmemeye özen gösterirler.
Bizanslı ZEMARKOS imparatoruna, TÜRK hakanının ORHON alfabesiyle yazılı mektubunu sunarken şöyle der:
"Bugün TÜRK adını verdiğimiz millete eskiden İSKİT denirdi. Bu mektup ta İSKİT harfleri ile yazılmıştır." (28)
İSKİT sanatı tıpatıp ETRÜSK sanatına benzer. HUNLAR'ın sanatı ise İSKİTLER'in devamıdır. İSKİTLER, HERODOT'a göre M.Ö. 600'lerde Anadolu'yu fethetmiş, ve 28 yıl yönetmişlerdi.
ADİLE AYDA, Vatikan Kütüphanesi'nde rastladığı 1553 yılında yazılmış bir kitaptan söz eder... Kitabın adı "Magni Tamerlanis, Scythorum Imperatoris Vita"dır... Yani, İSKİTLER'İN İMPARATORU TİMURLENK'İN HAYATI!..
Bilindiği gibi TİMUR, TÜRKÇE yazan, TÜRKÇE konuşan bir ORTA ASYA TÜRKÜidi. Kanunnamesinin adı da "TÜZÜK"tür.
Burada belirtmek gerekir ki, nasıl BULGARLAR hıristiyan olduktan sonra Slavlaşmış bir TÜRK BOYU ise, aynı şekilde UKRAYNALILAR da Ortodoks dinini kabul ettikten sonra Slavlaşmış İSKİTLER'dir. Her ikisinin de Ruslar'la alâkası yoktur.
Zaten İSKİT, ÇİT, SAKA, SARMAT, MESAGET, MESKET hep aynı soydur.Boylara verilen ve zamanla değişen adları gösterir. Bilindiği gibi MESKETLER şimdi AHISKA TÜRKLERİ olarak anılıyorlar.
Fransızlar İSKİT kelimesini SCYTHES yazar, SİT okurlar... Almanlar SKYTHE yazar, SKÜT okurlar... Biz herhalde kelimeyi yine Araplardan SKİT olarak alıp, başına "İ" harfi getirmişiz, İSKİT olmuş... Tıpkı İSTASYON gibi...
Halbuki kelimenin en eski haline Herodot'ta Yunanca olarak görüyoruz: SKÜTHAİ...
Heredot İskitlerin bir kısmına da SAKAİ diyor. Bunu Fransızlar SACES yazar, SAS okurlar... Nihayet kitabının bir yerinde Herodot şöyle der:
"Ve hepsinin birden adı SOKOLOT'tur. Halbuki Hellenler onları SKUTHAİ diye adlandırır."
Yunanca'da "Ü" harfi olmadığı için kelimenin aslının çoğul hali almış SUKU olduğu kolayca görülür.
Böylece şimdi İSKİT dediğimiz TÜRKLER'in aslında SAKA, SOKO, SUKU diyebilinen TÜRKLER olduğu anlaşılır. Yani İSKİT kelimesi galattır. Yunanca bozulmuş halidir.
İşin enteresan tarafı Ruslara uyarak bizim YAKUT dediğimiz Sibirya Türkleri de, kendilerine SOKO derler!...
Bitmedi... Ünlü Alman Sinologu Wolfram Eberhard şöyle demektedir:
"Çin'in ilk sülâlesi olan SHANG Sülâlesi dönemindeki kültürde bazı şeyler henüz eksikti. Bu eksikler CHOU Sülâlesi zamanında tamamlandı."
"CHOULAR batıda Shensi bölgesinin orta kısmında küçük bir devlet kurmuşlardı. M.Ö.11. yüzyılın başında belki de TÜRK kavimlerin baskısı ile CHOULAR Doğu Shensi'ye itildiler."
"Anlaşılıyor ki, CHOU SÜLALESİ DE BAŞINDAN BERİ BİR TÜRK SÜLÂLESİ İDİ."
"M.Ö. 1050 yılında CHOULAR'ın SAVAŞÇI KRAL lâkabı taşıyan başbuğu WU-WANG, doğuya yöneldi. Shang hükümdarını yakalayıp öldürdü. Böylece CHOU Sülâlesi kuruldu."
"Fatihler Çin'in aile hayatına kendi toplumlarında uyguladıkları baba egemenliğini, ve GÖK DİNİ'ni getirdiler. BU DİN, TÜRK KABİLELERİNİN DİNİ İLE PEK YAKIN AKRABA İDİ."(29)
Görüldüğü gibi Çin'i bir devlet haline getiren, Çin medeniyetinin temelini atan bir TÜRK boyu olan CHOULAR'dır!..
Ancak Alman bilginin CHOU dediği TÜRKLER'in, Yunanlıların SKU dediği ve bölgede hâlâ varlığını YAKUT olarak sürdürürken kendine SOKO diyen SAKALAR olduğu aşikâr değilmi?..
YAKUTLAR ve CUVAŞLAR, diğer TÜRK boyları ile ilgisi kesilmiş, İSLAMİYET ile tanışmamış, ücra köşelerde kalmış TÜRK boylarıdır. Dilleri en eski TÜRKÇE'nin izlerini taşır. PELASG, TYRRHEN, ETRÜSK ve İSKİT halkının TÜRK olduğunu göstermek için dilleri ile YAKUTÇA ve ÇUVAŞÇA'yı karşılaştırmak yeterli olacaktır. Bu tip çalışmalar yapılmış ancak yeterli seviyeye ulaşmamıştır.
Batılılar İSKİTLER'in sadece bir bölümüne SAKA der. Eski Yunanlılar ise Karadeniz'de ve Orta Doğu'da yaşıyanlara da İSKİT derlerdi. (30)
Batılı tarihçilerin bir kısmı kasıtlı olarak İSKİTLER'i İranlı yapmaya çalışırken; İranlılar, "SAKALAR bizden değildir, onlar TURAN'dır," diyerek karşı çıkarlar.
Zaten İran-Turan mücadelesi Fars edebiyatının mühim bir bölümünü oluşturur... Özellikle de İSKİT hükümdarı AFRASYAB ile olan mücadeleleri çok işlenmiştir, Zerdüştlerin kutsal kitabı AVESTA'ya dahi geçmiştir.
Hammer, kendi adıyla anılan Tarih kitabının 1. cildinde "Herodot'un İSKİTLERİN ATASI olarak gösterdiği TARGİT (TARGİTOUS, şimdiki TURGUT) kelimesinin TÜRK kelimesi ile ilgili olduğu"nu söyler:
"Hâkim İSKİT unsurlardan TORLAR'a (TAUR-TUR) nisbetle, İSKİTLER'in vatanı KIRIM'a TORİK (TAURİQUİE) denilmişti." Yani şimdiki TÜRKİYE!...
Yunanlılar tarihlerin şafağında İSKİTLER ile çetin savaşlar yapmışlardır... Efsaneye dönüşmüş bu savaşlarda bazen CENTAURELAR bazen de AMAZONLAR ile çarpışmışlardır.
Bilindiği gibi CENTAURE'lar "insan başlı at vücutlu" varlıklardır... Efsanede böyle geçen şey, aslında AT ÜSTÜNDEKİ İSKİT SAVAŞÇILARI idi!.. Benzer bir değerlendirme, hayatlarında hiç at görmemiş Amerika yerlilerince, istilacı İSPANYOL SÜVARİLERİ için yapılmıştı. Aztekler Cortez'in savaşçılarını atlarına bitişik çelik vücutlu yenilmez varlıklar olarak algılamışlardı.
AMAZONLAR ise İSKİT soyundan KADIN SAVAŞÇILAR idi. (31) Batılı tarihçiler, Persepolis'teki kabartma heykellerde bulunan İSKİTLER'in başlarına giydiği şeyi tarif ederken, Rusça sandıkları bir kelime kullanırlar: BASHLYK!...BU KELİMENİN OKUNUŞU DA, ASLI DA TÜRKÇE'DİR: "BAŞLIK"!..
İSKİTLER'den ilk defa Yunanlı Şair HEZYOD, "İŞLER VE GÜNLER" adlı eserinde TYRSENOİ diye söz eder. (32) Batılı tarihçiler İSKİTLER hakkında şu fikirleri belirtirler:
- MÜLLENHOF'a göre İranlı'dırlar.
- NEUMANN'a göre Moğol'durlar.
- SAMOKSASOF'a göre Slav'dırlar.
- FİESEL'e göre Germen'dirler.
- GEZA NAGY'e göre TÜRK'türler.
Yukarda belirttiğimiz hususlar göz önünde tutulursa, en doğru olanın sonuncusu olduğu anlaşılır.
ETRÜSKLER'e gelince ARNAVUTLAR ve HİTİTLER'e kadar hemen her milletle akraba gösterilmiştir. Romalılar onlara TUSKİ, Yunanlılar TYHHHENOİ derlerdi.
____________________________________

(28) - Edounard Chavannes, Documents sur les Tou-kiue Occidentaux, Paris, sf.235,240,237,238
(29) - Wolfram Eberhard, Geschicvhte Chinas, Stuttgart, 1971, sf. 28,31, 32,34
(30) - Mikhail Gryaznov, Siberie Du Sud, Gereve, 1969
(31) - Guy Cadogan Rothery, The Amazons in Antiquity, London, 1910, sf. 9 (32) - H.H.Scullard, Etruscan Cities and Rome, London, 1967, sf.34
__________________
[
AVAR isimli Üye şimdilik çevrimdışı konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 26-08-2010, 03:16 AM   #14

 
AVAR - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Aug 2008
Bulunduğu yer: kars sarıkamış
Yaş: 46
Mesajlar: 28,540
Rep Puanı: 153128
Teşekkür: 9,622
6,891 Mesajında 15,125 Defa Teşekkür Edildi
Çevrimiçi Olduğu Toplam Süre: 2 Yıl 5 Ay 4 Gün 11 Saat 19 Dakika 13 Saniye
Standart

BATI ANADOLU'NUN TÜRKLÜĞÜ




UR-TUR İLİŞKİSİ

TÜRKLER'in en eski adlarından biri şimdiki adının kökü olan TUR'dur.

Bu ad ilk olarak, TOURKİ ve TURUKKU şekliyle eski Mezopotamya tabletlerinde görülmüştür. (M.Ö. 2288)
TUR adı daha sonra Zerdüşt dininin kutsal kitabı AVESTA'da geçer. (M.Ö.700'ler)
Buradan da Firdevsi'nin ŞEHNÂME'sine yansımıştır.
Fransız J. Blochet, Avesta'da geçen TUR ve TURA adlarının TÜRKLER'e ait olduğunu ispatlamıştır. (33)
Marquart adlı Türkoloğa göre, ilk defa kendilerine TURA diyenler, İSKİT (SAKA) TÜRKLERİ'nden MESSAGETLER'dir. Hammer, "Hâkim İSKİT unsurlardan TORLAR'a (TAUR-TUR) nisbetle, İSKİTLER'in vatanı KIRIM'a TORİK (TAURİQUİE) denilmişti," diye yazar. Yani şimdiki TÜRKİYE!...
İtalya'da açılan bazı ETRÜSK mezarlarında TRUVA anlamına gelen TRUİA (okunuşu TRU-YA) adına rastlanmaktadır. ETRÜSKLER'in TROYA veya TRUVA'ya verdikleri adın TURA ile benzerliği dikkat çekicidir.
Yunanlılar ETRÜSKLER'e TYRRHEN der... Latinler ise Yunanlılardan alıp TİRHEN şeklinde kullandılar... TYRRHEN kelimesinin İngilizce Truvalı demek olan TROYAN'a ne kadar benzediği bir yana, TÜR-HEN diye telaffuz edilmesinden aslının TUR-HAN olduğu anlaşılmaktadır. Yani TÜRK HAKANI!..
O takdirde Anadolu'dan İtalya'ya göç eden prensin adının TUR-HAN olması, Roma medeniyetinin kökeni açısından büyük anlam kazanır.
Artık bu kadar da olmaz demeyin!...
Bizanslı tarihçi STRABON, BİZİ DESTEKLERCESİNE şöyle diyor:
"TÜRHEN (TURHAN) İtalya şehirlerine yanaştı. Aynı bölge içinde 12 şehir kurdu. Bu bölgeye TÜRHENİA dendi. Bu 12 şehrin yönetimi bir tek şefe verdi. Bu şefin adı TARKHON (TARKAN) idi!.." (34)
Ünlü İtalyan tarihçi Luiği Pareti ise TURHAN ve TARKAN kelimelerinin üzerinde uzun uzun durup, fikirlerini desteklemek için Virgil, Bizanslı Stefan, Likofronos, Tzelze, Katon, Servius gibi yazarları kaynak gösterir. (35)
Bilindiği gibi HUNLAR, KHUN KHON, KHUİN diye bilinen TÜRKLER'dir... TÜRKÇE'de aynı zamanda HAN, HAKAN, KAGAN, KAĞAN, KAAN diye geçen, yabancılar tarafından da KHAN, KHON diye de ifade edilen ünvan vardır... HAN efendi manasına geldiği için SAKA TÜRKLERİ'nin hakimiyetlerine aldıkları uluslar tarafından HUN diye adlandırılmış olmaları çok muhtemeldir... Çünkü HAN kelimesinin en eski hali KHUN idi... Bugün dahi ÇUVAŞ TÜRKLERİ tarafından o haliyle kullanır.
M.Ö. İkinci binin ikinci yarısında Mısır'a saldırmış olan kavimin adı TURSCHA olarak Mısır belgelerinde geçer... İranlılar'ın ETRÜSKLER'e verdiği ad ise TURUŞKA'dır... Her ikisi de TUR-SCHA ve TUR-U-ŞKA diye bölünebilir... Bu ise onların TUR-SAKA kelimesinden bozma olduğunu gösterir!..
Bugün dahi böyle birleşik boy adları kullanılmaktadır: TÜRK-MOĞOL, ÇEÇEN-İNGUŞ, ABAZA-ÇERKEZ gibi...
Avesta'da TUR diye geçen kelime Sanskritçe'ye çevrilirken TURUŞKA olmuştur... Bu da Hintlilerin Sakalara TURSAKA dediklerini gösterir.
TUSC kelimesi ise Latinlerin ETRÜSKLER'e verdikleri addır... TUSCA-TUSCİ-TUSCUS şekilleri de vardır.
Ancak bulunan tabletlerde görülüyor ki, ETRÜSKLER Umbriya'ya geldiklerinde onlara TUR-SCİ diyorlardı... Sonradan bir E harfi gelip kelimenin başına oturmuştur.
Fransızlar ETRUSCHİ kelimesini alıp ETRUSQUES yapmışlar, bizler de onlardan almışız.
Halbuki ilk dönemlerde ETRÜSKLER'in oturdukları bölgeye TUSCIA deniyordu!.. Sonradan ETRUSİA ve daha sonra da ETRURİA olmuştur.
Etrüskologların İguvium tabletlerinden çıkarttıkları TURSC kelimesinin TUR-SAKA'nın bir şekli olması bir yana, okunuşu (TURSK) bugünkü TÜRK kelimesine ne kadar yakındır!..
Bugünlerde (1998) TÜRK kanı dökmeye meraklı Sırpların bize hâlâ TURSKİ dediklerini biliyor muydunuz?..
Peki, UR kelimesi nereden çıkmış?..
İlk ŞEHİR DEVLETLERİ'ni kuran SÜMERLER'den!..
SÜMERLER'in ilk şehirlerinin adları UR, URUK, LAGAŞ idi... UR şehri bir tepe üzerine yapıldığından bu adı almıştı... Halen de UR kelimesi halk arasında şişkinlik, kabarcık olarak kullanılmaktadır.
UR er, erkek, kişi anlamına geldiği gibi ETİCE ve SÜMERCE köpek anlamı da vardı... URARTU bizce UR TAİFESİ ÜLKESİ anlamındadır.
SÜMERCE'de URU yapı, duvar, tesis, şehir ve kanal anlamlarında kullanılmıştır... URİ ise, yukarı memleket demektir.
TÜRKİYE'de halen UR (Kars-Ardahan), URİ (Bitlis-Ahlat, Van-Gürpınar, Diyarbakır-Eğil), URU(Erzincan-Kemah), UREK (Erzincan merkez), URİK (Van-Şıtak), URAN (Malatya-Pötürge, Erzincan-İliç), HURİK (Erzincan merkez) olmak üzere köyler vardır.
SÜMERCE kökenli bu kelimeler, TÜRKLER'in anayurdu ORTA ASYA'da da vardır:
URİ : Baykal gölüne akan Selenga nehrinin bir kolu
URİK : Baykal gölü kuzeyinde İrkotsk yakınlarında bir kasaba
URLUK: Baykal gölü ve Kentei dağları kuzeyinde bir kasaba
URAN : Başkırdistan'da Volga'ya dökülen SAMARA ırmağının bir kolu... SÜMER şehirleri URUK ve LAGAŞ yakınlarında yine SAMARA adında bir ırmak olması herhalde tesadüf sayılamaz.
URMAN: TÜRK-MEN gibi bir tamlama olan UR-MAN, URAL nehrine akan Sakmara'nın bir koludur. Aynı nehre bağlanan bir de URAN deresi vardır... Aynı çevrede URAL-URAN-URMAN isimlerinin bulunması üzerinde durmak gerekir.
HİTİTLER'in bir kolu HURRİLER'in URLAR ile bağlantısı olduğu muhakkaktır. Prof. Dr. H. Th. Bossert kelimenin kökünü HUR diye verir. A.M. Mansel, HURİLER ile URARLAR'ın akraba olduğunu belirtir.
Ayrıca "URAR dilinin bitişken bir dil olduğunu, HURRİCE'nin de çoğul, son ekler ve kelimeler açısından URARCA'ya çok benzediğini, bu açıdan da ASYATİK diller grubuna girdiğini, her iki dilin de MİTANİCE ile akraba olduğunu" söyler!... (36)
Böylece MİTANİLER'in yanısıra, hem URARLAR, hem HURRİLER, hem de onların bağlı olduğu HİTİTLER'in bizimle aynı soydan olduğu ortaya çıkar. HİTİT dilinin ve halkının Aryan olduğu iddiası zayıflar.
Bizce UR-UZ-GUZ-OĞUZ aynıdır ve bu sıralama ile değişime uğramıştır.
Aynı şekilde UR-TUR-GUR-HUR-TÜRK-KÜRT da aynıdır, birbirinin devamıdır.
Hepsi SÜMERLER' den zamanımıza tarihimizin kesintisizliğin delilidir.
______________________________
(33)- J.Blochet, Le Nom des Turcs dans l'Avesta, Revue de l'Orient Chretien, 1927,
sayı XXVI, sf. 188-200

(34) - "La Geographia de Strabon", Hachette, Paris 1867, sf.363
(35) - Luiği Paretti, La Origini Degli Etruschi, Firenze, 1926, sf.15
(36) - Yavuz Edip, Tarih Boyunca TÜRK Kavimleri, Kurtuluş Matbaası
Ankara, 1968, sf.52-62

Mansel A.M., Eski Doğu ve Ege Tarihinin Ana Hatları, sf. 13 Bossert H.Th., bildiri, 3. Türk Tarih Kongresi, sf. 60
__________________
[
AVAR isimli Üye şimdilik çevrimdışı konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 26-08-2010, 03:17 AM   #15

 
AVAR - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Aug 2008
Bulunduğu yer: kars sarıkamış
Yaş: 46
Mesajlar: 28,540
Rep Puanı: 153128
Teşekkür: 9,622
6,891 Mesajında 15,125 Defa Teşekkür Edildi
Çevrimiçi Olduğu Toplam Süre: 2 Yıl 5 Ay 4 Gün 11 Saat 19 Dakika 13 Saniye
Standart

BATI ANADOLU'NUN TÜRKLÜĞÜ



BATI MEDENİYETİ'NİN TEMELİNDE GERÇEKTEN GREK VE ROMA TOHUMU VAR MI?

Batılılar dünyanın en eski demokrasisini(!) kurmuş olan Grekler'e ve en büyük imparatorluklardan birini sahibi olan Romalılar'a dayandıklarını iddia ederler!...
Eğer öyle ise, hem Grekler'den, hem de Romalılar'dan bizlerden daha fazla izler taşımaları gerekir.
Biz ANADOLU-EGE medeniyetine "İyon" diyoruz. "Yunan" kelimesi bundan bozmadır... ANADOLU medeniyetinin Yunanistan'a geçtiğinin en büyük delili de yarımadanın adının ta kendisidir!
Bu medeniyetin yarımadada aldığı şekle de "Grek Medeniyeti" diyoruz... Ondan başlıyalım:
Girit'te M.Ö. 4000'lerde yaşıyanlar vardı... Efsanevi Knossos Kralı Minos, M.Ö. 2000'lerde yaşamış olmalıdır. Aynı tarihte Anadolu'dan veya Mısır'dan gelmiş olan hiyerolif yazısı da adaya girmişti... Giritliler'in adapte ettikleri yazı halen çözülmemiştir, ancak şurası muhakkaktır ki, GİRİT DİLİ GREKÇE DEĞİLDİR!.. (Yılmaz Öztuna, Devletler ve Hükümdarlar Tarihi, Cilt 3, sf. 340)
Ancak M.Ö. 1500'lerde adada Grekçe'nin eski bir lehçesi kullanılmaya başlar... M.Ö. 1000'lerde ise ada Dor istilasına uğrar ve önemini kaybeder.
M.Ö. 1500-900 yılları arasında bölgede konuşulan diller şunlardı: Akaca, İonca, Dorca, Aelce, Rodosca, Lakonca, Kyrenece ...
İonca ve Attikaca karışımından Atina şivesini oluştu... Bundan da Klasik Grekçe gelişti.
Orta Çağ Bizans Grekçesi, Latince'den etkilenmiş olan bu dildir... Osmanlı Rumcası da bu dilin değişmiş halidir... Bugünkü Yunanca'da 5000 TÜRK asıllı kelime ve pek çok başka dillerden kelime vardır.
Yılmaz Öztuna Batılı kaynaklara dayanarak "İonlar'ın Attika'dan İzmir yöresine geldiğini, ve Ârî olduğunu" söyler... Zaten Öztuna'ya göre, Anadolu'daki eski medeniyetlerin hemen hepsi, Türkler de dahil, Ârî'dir.
Ancak şunu da eklemeden edemez:
"İonlar burada Anadolu halkları ile karışıp Doğu kültürünü öğrendiler... Yunan medeniyetinin orijinal olduğu hakkındaki nazariyeler artık tamamen çökmüştür!.."
Yunan medeniyetinin kaynakları eski Mısır, ANADOLU ve yakın Doğu medeniyetleridir." (aynı eser, sf. 340)
"Yunan alfabesi Samî Fenike alfabesi esas alınarak geliştirilmiştir... Yunanlıların denizciliği de Fenikeliler'e benzer... Gittikleri yerlerde iskeleler ve siteler kurmuşlardır."
" Yunan medeniyeti, Mezopotamya medeniyeti'nin başlangıçtaki site devletleri özelliğini, Makedonyalı İskender'e kadar korumuştur."
Şu halde Öztuna'nın "Yunan" dediği, bizim Grek demeyi tercih ettiğimiz medeniyetin kökü, Batı değil; Doğu'dur!.. Grek dini Anadolu'dan değil de Mısır'dan etkilenmiştir... Herodot, Greklerin tanrılarını Mısır'dan aldıklarını yazar... Sonra bu tanrılar bir aile ve bu aile ilgili mitolojiyi oluşturmuştur.
Greklerin mitolojik tarihi M.Ö. 1600'lerde Argoslar ile başlar... Argoslar, Mora'nın kuzeydoğusunda yaşamışlardır... Teb ise Atina'nın kuzeybatısında bir şehirdir ve onların da bir hanedanı vardır.
Ispartalılar Dor, Atinalılar ise İon soyundandırlar... Onların da mitolojik tarihleri vardır.
Isparta tarihinin bizimle büyük bağlantısı vardır.
Sonuncu Isparta kralı Tyndaros M.Ö. 1328'de tahtta idi... Bir kızı Agememmon ile, diğer kızı Güzel Helena ise sonradan kral olan Meneas ile evli idi... Agamemmon M.Ö.1210'da Miken kralı oldu ve Truva'yı Helenler'e karşı savundu. (M.Ö.1198-1184) Agamemmon'un oğlu Orestes; Miken, Argos ve Sparta kralı oldu.
PELASK ırkından olan EAKİDES (MYRMİDON) Hanedanı, M.Ö.1400-500 arasında TESALYA'da hüküm sürmüştür... İlk kralları PELEOS idi. Torunu PYYRRHOS, Epir Krallığı'nın kurucusudur... Onun oğlu PERGAMMES ise BERGAMA'yı kurmuştur.
Çanakkale Boğazı'na adını veren DARDANOS, M.Ö. 1500'lerde yaşamıştır. Torunu Tros ise Truva şehrini kurdu... Bu kişinin soyundan gelen Paris Güzel Helena'yı kaçırmış ve evlenmiştir. (M.Ö. 1198)
Bütün bu isimlerden Grekçe OS takısını atarsak, geriye DARDAN ve T(U)R kalır... Bu da kendini hiç bir zaman Grek hissetmiyen Troyanlar'ın (Tirhen-Turhan) Anadolu ve TÜRK kökenini göstermektedir.
ARGOSLAR, ki Grek mitoloji onlarla başlar, hiç bir bakımdan Grek değildir. PELASK-TİRHEN-ETRÜSK kökenlidir... Latin İtalyanlar'ın Etrüsk medeniyetine sahip çıkması gibi, şimdiki Yunanlar da ARGOSLAR'a sahiplenirler.
Yunanlar'ın bildiğimiz felsefe ve bilim adamları, şairler ve tarihçiler M.Ö. 600'lerden itibaren görülmeye başlar.
Bunlar Doğu'dan ve Mısır'dan öğrendiklerini yazıya dökerek Helen medeniyetini oluştururlar... Heykeltraşlık ve mimarî ise gerçekten zirveye ulaşır.
Ulaşır da, hadi gelin şimdi bunu "Aryan", yani "Hint-Avrupaî" bir medeniyet sayın bakalım... Sayabilirseniz!
Ve hadi gelin bunu şimdiki Avrupalılar'a bağlayın bakalım... Bağlıyabilirseniz!
Peki, ya Roma?..
Roma Medeniyeti'nin temelinde ETRÜSK, yani TÜRK Medeniyeti olduğunu İtalyan tarihçiler bile kabul ediyor! Ama gelin bunu bugünkü Batı Medeniyeti'ne bağlayın, bakalım... Bağlayabilirseniz!
__________________
[
AVAR isimli Üye şimdilik çevrimdışı konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 26-08-2010, 03:18 AM   #16

 
AVAR - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Aug 2008
Bulunduğu yer: kars sarıkamış
Yaş: 46
Mesajlar: 28,540
Rep Puanı: 153128
Teşekkür: 9,622
6,891 Mesajında 15,125 Defa Teşekkür Edildi
Çevrimiçi Olduğu Toplam Süre: 2 Yıl 5 Ay 4 Gün 11 Saat 19 Dakika 13 Saniye
Standart

BATI ANADOLU'NUN TÜRKLÜĞÜ



BATI MEDENİYETİ'NİN KÖKÜ NE?..

Şimdiki Batı, eğer Yunan ve Roma Medeniyeti'nden doğmamışsa, eğer gerçek Hıristiyanlık'tan nasibini almamışsa, neye dayanıyor?..
Avrupa'nın gördüğü son medeniyet, temeli ETRÜSKLER'e dayanan Roma Medeniyeti'dir...
Ancak Roma 5. asırda HUNLAR'ın akınlarına uğramış, iyice zayıflamıştı. Nihayet 410 yılında Vizigot kralı Alarik'in, hemen arkasından (455) Vandal kralı Gaeserik'in istilâsına uğrayarak yıkıldı.
Bundan sonra Avrupa'da medeniyet değil, vahşet hüküm sürmeye başladı... İtalya'da Ostragot, Fransa'da Frank ve Almanya'da Germen krallıkları kuruldu. Yalnız bunların hepsi, kuzeyden gelen tam anlamıyla barbar kavimlerin etkisinde idiler.
Öyle ki, bütün Avrupa'da bir fırtına gibi esen VANDALLAR'ın adı, VANDALİZM olarak VAHŞET anlamında kullanılmaya başladı.
Bundan sonra Avrupa'nın batısına 1000 yıl bilim ve medeniyetin kırıntısı bile uğramadı!.. Bir tek, güneyden İspanya'ya giren Araplar'ın getirdiği Endülüs medeniyeti zirveye çıktı ama, bundan da barbar ve vandal Avrupalılar nasiplerini uzun yıllar alamadılar.
İmparator Kostantin'in ölürken hükümranlık alâmetlerini Roma kilisesine bırakması, 400'lü yıllardan itibaren bu kilisenin önemini, krallara bile hükmedecek düzeye çıkartmıştı.
İşte buna dayanarak Papa diye tanınmaya başlıyan Roma kilisesi başpapazı, Frank kralı Clovis'i (461-511) eski Roma İmparatorluğu'nun vârisi ilân ederek Avrupa'yı bağışladı!.. Böylece "Kutsal Roma İmparatorluğu" kavramı doğdu.
Ancak kurulan devletlerin ne kutsallıkla, ne de eski Roma'yla hiç bir alâkası yoktu!.. Öyle ki, 1096'da başlıyan Haçlı Seferleri ordularında, 1000 yıl önceki Roma disiplin ve intizamını görmek mümkün değildi. Hepsi çapulcu ve başıbozuk gruplardan ibaretti, ve sözümona Kudüs'ü müslümanlardan kurtarmaya giderken, Avrupa ve İstanbul gibi hıristiyan diyarlarını yağmalamalarını kimse önleyememişti!...
TARIK bin Ziyad'ın 711'de İspanya fethine girişmesi, Endülüs Emevi Devleti'nin kurulması, Avrupa için bir fırsat teşkil etmişti. Hem son din İSLAM'ın nurundan, hem de açık fikirli Araplar'ın geliştiği bilimden yararlanmaları; ve Paul'un uydurma dininden, Vandallar'ın vahşetinden kurtulmaları mümkündü.
Ne yazık ki, Pirene Dağları İSLAM'ın ve ENDÜLÜS Medeniyeti'nin İspanya'ya mahsus bir özellik olarak kalmasına yol açtı. Pireneler'i aşamadılar.
Vizigot, Ostrogot, Vandal, Germen, Frank barbarlarının etkisi altındaki Avrupa gittikçe karanlığa gömülürken, ENDÜLÜS dönemin en medeni toplumlarından birini oluşturdu. Tuleytu (Toledo), Kurtuba, İşbilye (Sevil), Gırnata önemli kültür merkezleri haline geldi.
Öyle ki, bir tek Kurtuba Kütüphanesi'nde bulunan 500.000 kitap, o tarihlerde bütün Fransa'da bulunan kitap sayısından daha fazla idi!..
İşte bu Arap eserleridir ki, 15. asrın sonunda Avrupalılar'ın eline geçecek ve Rönesans'ın temelini teşkil edecektir... Fizik, kimya, matematik, astronomi, tıp ve felsefe, hatta şiir ve edebiyat işte bu şekilde Avrupa'ya girecekti.
Avrupalılar, 1000 yıl önce unuttukları Yunan feylezoflarının, Roma düşünürlerinin fikirlerini İSLAM eserlerinde bulacaklar, ve tercüme ederek kullanacaklar, sonra da "Yunanlılar ve Romalılar bizim atamızdı!" diyeceklerdi!..
Halbuki Avrupa'nın onlarla hiç bir bağlantısı kalmamıştır!.. Roma Hamamı, TÜRK Hamamı olmuş, Ayasofya'nın kubbeleri SELİMİYE, SÜLEYMANİYE ve SULTAN AHMET camilerinde ihtişamını sürdürmüştür. İyon ve Roma medeniyetinin gerçek vârisleri, TÜRKLER'dir. Sadece onlar, kendilerinden önceki her medeniyet unsurunu, kendi özellikleri ile meczederek yaşatmışlardır.
Batılılar ise, Roma'nın kötü yanları ile barbar kavimlerin vahşetini birleştirerek Avrupa'ya 1000 yıl süren bir KARANLIK ÇAĞ yaşatmışlardır. Halkı asiller, ruhbanlar ve serfler olarak üçe ayırmışlardır. Bu üç sınıf arasına kalın duvarlar ördükleri gibi; asiller ile, kiliseyi istismar ederek servet ve kudret sahibi olan ruhbanlar arasındaki mücadele, köle mertebesindeki halkın çok daha fazla ezilmesine yol açmıştır.
Bizim tanımadığımız, ancak zaman zaman yarı-cahil aydınlarımız tarafından bize de yakıştırılan FEODALİTE, o dönemde bütün Avrupa'yı pençesine almıştı... Asiller hem toprağa, hem de o toprakta yaşıyan köylülere sahipti. Öyle ki, köylüler bulundukları mıntıkadan ayrılamadıkları gibi, senyör izin vermedikçe evlenemezlerdi. İzin alıp evlenseler dahi, gelinin ilk gecesi kocasına değil, senyöre aitti!..
Öte yandan ruhban sınıfın, ALLAH'ı ve Hz. İSA'yı istismar ederek topladığı serveti ne yapacağını bilememesi sonucu, bir süre sonra büyük katedraller inşa edilmeye başlandı. Bu da GOTİK mimari tarzının doğmasına yol açtı.
Ruhbanların, serveti kilisenin elinde tutabilmek için dört elle sarıldıkları "mülkiyet hakkının ALLAH'a ait" olduğu prensibi, bir ölçüde halk arasında alturist bir ahlâk anlayışı yaratmıştı. Bunu da, İSLAMÎ prensipleri kendine göre dejenere ederek hıristiyanlığa yamayan Thomas Aquin ve Reformcular ortadan kaldırdılar. Yerine Egoist bir dünya anlayışı getirdiler.
Böylece kendinden başka herkesin kanını emen sülük-yarasa karışımı bir Batı insanı belirdi!..
İşte 1500'lerde kendilerini barış içinde karşılayıp ağırlıyan Amerika yerlilerini tümden katleden ve etini yiyen İspanyol ve Portekizliler, Çin'i daha fazla uyutabilmek amacıyla halkını zorla afyon yutturmak için zorla anlaşma imzalatan İngilizler (1800'ler), Yahudi zannetiği Musevi Hazar Türkleri'ni fırınlayan Almanlar (1940'lar), Pasifik'i elinden kaçırmamak için iki Japon şehrinin sivil halkını atom bombası ile toptan yokeden Amerikalılar (1945), bağımsızlık isteyen 1.000.000 Cezayirli'yi işkencelerle öldüren Fransızlar (1950'ler), ve bir tek Irak'ın üstüne sürüler halinde saldıran Batılı müttefikler (1991 ve 2003), hep bu Vandal Barbarizmi'nin ürünüdür!..
Milyonlarca insanın sefalet içinde ölmesine yol açan kölelik, insan haysiyetini hiçe sayan sömürgecilik, bitki ve hayvanları yok eden israf ekonomisi, çevre kirliliği, Afrika'yı saran çoraklık, kuraklık ve açlık, eskiden dağ başlarında yaşanırken günümüzde şehirlere inen eşkiyalık, terör, anarşi, uyuşturucu iptilası, fuhuş ve cinsi sapıklık ve nihayet insanlığı bile ortadan silebilecek nükleer silahlar ve AİDS hep bu Batı zihniyetin dünyamıza mirasıdır!.. Medeniyet ne kelime, BATI dünyanın ve insanlığın yüzkarasıdır!..
__________________
[
AVAR isimli Üye şimdilik çevrimdışı konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Bookmarks

Etiketler
anadolunun, bati, türklüğü


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Hizli Erisim

Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
DOĞU ANADOLU'NUN TÜRKLÜĞÜ AVAR Tarih Şuuru 35 12-11-2011 10:57 AM
Batı Karahanlı Devleti TüRKiSLaMFoRuM Karahanlı Devleti 840 – 1212 1 17-11-2008 06:46 PM
Batı Trakya Börteçine Kırgızistan 3 16-11-2008 11:45 AM
Türkçenin Tarihi Gelişimi Börteçine TÜRK DİLİ TÜRKÇE 0 14-11-2008 01:02 PM
Türk Edebiyatı Börteçine Türk Kültürü Ve Edebiyatı 0 10-11-2008 08:45 PM




Partiler RADYO ULKUMUZ Ülkücü Siteler, Milliyetçi Siteler, Toplist, Siteni Ekle

Sistem Bilgileri Bilinmesi Gerekenler
Powered by vBulletin® Version 3.8.4
Copyright ©2000 - 2014, Jelsoft Enterprises Ltd.

Lütfen Sorunlarınızı Buradan Bize Bildiriniz.

Sitedeki Tüm Paylaşımların Sorumlulukları Paylaşım Sahiplerine Aittir.
Soru Ve Sorunlarınız İçin Lütfen İletişim Bölümünü Kullanınız
Tema Tasarımı TürkİslamDevletleri - OğuzhanKarakurT