|
|
|
|||||||||||||
|
|
![]() |
|
|
|||||||||||
|
|
|
|||||||||||||
|
|
|
|
|
|||||||||||
Hoşgeldiniz.İyi Forumlar Dileğiyle...
|
|
|
||||||||||||
|
|
|
|||||||||||||
|
|
|
|||||||||||||
|
|||||||
| Kayıt ol | Arkadaşını Davet Et | Resimler | Yardım | Sosyal Gruplar | Ajanda | Arama | Bugünki Mesajlar | Forumları Okundu Kabul Et |
| Türk Silahlı Kuvvetleri Tsk ile ilgili haberleri paylasabilirsiniz.. |
|
|
|
Seçenekler | Arama | Stil |
|
|
#1 |
|
Üyelik tarihi: Sep 2008
Mesajlar: 392
Rep Puanı: 180
Thanks: 0
Thanked 10 Times in 7 Posts
Çevrimiçi Olduğu Toplam Süre: Henüz Yok
|
Emekli orgenerallere ziyaret, Başbakan Erdoğan tarafından "insani amaçlı" olarak yorumlandı..." Şahin Alpay yazdı.
Kocaeli Garnizon Komutanı Korgeneral Galip Mendi'nin Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) adına Kandıra F Tipi Cezaevi'nde, Ergenekon örgütü davası kapsamında tutuklu bulunan emekli orgeneraller Şener Eruygur ve Hurşit Tolon'u ziyaret etmesi, Başbakan Erdoğan tarafından "insani amaçlı" olarak yorumlandı. Başbakan'ın yorumunun genel kabul görmeyeceği, bu ziyaretin Türkiye'de askeri otoritenin yalnızca siyasi sürece değil, yargı sürecine de müdahalelerde bulunmasının son örneği olarak kayda geçeceği muhakkak. Hava Kuvvetleri Komutanı Org. Aydoğan Babaoğlu'nun, "Bence Ergenekon'un ne olduğu belli değil ki..." şeklindeki sözlerinin de, mahkemece tutuklanmış 53 sanığı olan davayı "sulandırma" gayreti olarak yorumlandığına da kuşku yok. Kandıra F Tipi Cezaevi'ne TSK adına yapılan ziyaret ise, kamuoyunun Kocaeli Garnizon Komutanı Korg. Mendi'nin sicili hakkında bilgilenmesine vesile oldu. (Doyurucu bilgi için bkz. Taraf, 5 Eylül) Son iki yazıdan devamla Genelkurmay Başkanı Org. İlker Başbuğ'un devir-teslim törenlerinde yaptığı konuşmalara dönecek olursam: Sayın Başbuğ, Türkiye'nin sosyal devlet niteliğinin zayıflamasının toplumu cemaatleşmeye ittiğine ilişkin tesbitinde haklı. Bu gözleme, cemaatleşmenin hukuk devletinin zafiyetiyle de ilgili olduğunu eklemek gerekir. Devlet, sosyal yardımlaşma ve hukuku uygulama alanlarında yetersiz kalınca, toplumun geleneksel dayanışma ağlarına yaslanmak zorunda kaldığı muhakkak. Evet, eğer cemaatleşme istenmiyorsa, sosyal devlet ve hukuk devleti güçlenmelidir. Öte yandan unutmamak gerekir ki, din temelli cemaatler Türkiye'de toplumun işsizlik, yoksulluk, eğitimsizlik gibi sorunlarla başa çıkmasına yardımcı oldukları gibi, sağladıkları "sosyal sermaye" (yüz yüze ilişki ağları) ile ekonomik kalkınmada önemli bir rol oynamakta, dinsel ve dünyevi faaliyetlerin ayrışmasına, dolaylı olarak laikleşmeye katkıda bulunmaktadır. Asıl unutulmaması gereken ise şudur: İnsanlık varoldukça dini inançlar varolacak, artan güvensizlik ve belirsizlikler dindarlığı arttıracaktır. Demokratik bir toplumda dine (az veya çok) bağlı yaşam tarzları, en az dine (az veya çok) bağlı olmayan yaşam tarzları kadar saygıya layıktır. Dindar ya da "laik", belirli bir yaşam tarzını bütün topluma dayatma, ancak demokrasiyi dışlayan rejimlerin gayreti olabilir. Başbuğ "çağdaş uygarlığın üzerine çıkma" çabası bağlamında bir araç olarak AB üyeliğine destek verirken, Koşaner'in dolaylı ifadelerle AB'ye katılım sürecini ulusal güvenliğe bir tehdit olarak sunması dikkat çekti... Bu konuda söylenmesi gereken şu: Koşaner'in imasının tam tersine AB'ye katılım süreci, Türkiye'de demokrasinin yerleşmesi kadar, gerek "ulus devletin" gerekse "laik devletin" korunması açısından da önem taşıyan dış desteklerden biri. AB projesi de, özünde, ulus devletlerin aşılmasının değil, korunmasının güvencesi. Koşaner "TSK'nın ulusu dışında ayrı denetime ihtiyacı bulunmamaktadır," diyerek açıkça Türkiye'de silahlı kuvvetlerin sivil demokratik denetime tabi olmadığını, yani TSK'nın TBMM ve ondan çıkan siyasi otoriteye hesap vermek durumunda olmadığını da söylüyor. Totaliter rejimlerde bile silahlı kuvvetler, siyasi otoritenin denetimine tabidir. Silahlı kuvvetlerin siyasi otoritenin denetimine tabi olmadığı yerler yalnızca, ordunun ulusu temsil etme iddiasını taşıdığı askeri rejimlerdir. Türkiye ise bir demokrasidir ve burada "ulus"un temsilcisi TSK değil TBMM'dir. Koşaner'in, 2006 yılında Genelkurmay 2. Başkanı iken kendisine verilen "andıç"taki ifadeleri yansıtan bir biçimde, kendisinden farklı görüşlere sahip STK, medya, akademi ve iş dünyası mensuplarını "ulusal güvenliği tehlikeye atmakla" itham etmesi ise, demokrasimiz açısından fevkalade hazin bir olay. Türkiye'nin güvenliğini tehlikeye atanların kimler olduğuna karar vermek, TSK komutanlarına değil, (Ergenekon örgütü davasında olduğu gibi) hukuk devleti kurallarını uygulayan yargı organlarına aittir. Alıntı
__________________
Bozkurt İle Köpeği Ayırt Edemeyen Yarın Karısı İle Bacısınıda Ayırt Edemez !!!!:# |
|
|
|
Bu Yazıyı Beğendiyseniz! Facebook'da Arkadaşlarınız İle Paylaşın...
|
|
Paylaş |
![]() |
| Bookmarks |
| Etiketler |
| tbbmdir, degil, tsk, temsilcisi, ulusun |
| Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir) | |
| Seçenekler | Arama |
| Stil | |
|
|
Benzer Konular
|
||||
| Konu | Konuyu Başlatan | Forum | Cevaplar | Son Mesaj |
| Sorun değil | Haberci | Fenerbahce | 0 | 18-11-2008 02:22 AM |
| Fiyat 4 değil 2.6 YTL | Haberci | Güncel Haberler | 0 | 24-09-2008 07:14 PM |
| Meydan boş değil | Haberci | Fenerbahce | 0 | 23-09-2008 01:42 AM |
| Sistem Bilgileri | Bilinmesi Gerekenler |
|
Powered by vBulletin® Version 3.8.4 Copyright ©2000 - 2010, Jelsoft Enterprises Ltd. Lütfen Sorunlarınızı Buradan Bize Bildiriniz. Kuruluş Tarihimiz : 29 Ekim 2008 |
Sitedeki Tüm Paylaşımların Sorumlulukları Paylaşım Sahiplerine Aittir. |