+ Cevap Yaz
Sayfa 3 Toplam 4 Sayfadan BirinciBirinci 1234 SonuncuSonuncu
Toplam 32 adet sonuctan sayfa basi 21 ile 30 arasi kadar sonuc gösteriliyor
  1. #21

    Standart

    İzmir Hamamları


    İzmir il merkezinde günümüze gelebilen çok az hamam bulunmaktadır. Bu hamamların sayısı 10–15 arasında değişmekte olup, bunların çoğunun yapım tarihi de kesinleşmemiştir. XVI.-XIX. yüzyıllar arasında yapılmış olan bu hamamlar yapıldıkları yıllardan sonra değişik zamanlarda onarılmış ve özelliklerini tümü ile yitirmişlerdir. İzmir Karataş’taki Karantina Hamamı’nda olduğu gibi bazılarının planlarında değişiklikler yapılmış ve işlevleri de bu şekilde değiştirilmiştir.


    Karataş (Karantina) Hamamı (Merkez)

    İzmir il merkezinde bulunan Karataş Hamamı’nın kitabesi günümüze gelemediğinden yapım tarihi kesinlik kazanamamıştır. Yapımından sonra hamamda yapılan değişiklikler nedeniyle yapı üslubundan büyük ölçüde uzaklaşmıştır.

    Hamam kesme taştan soyunmalık, ılıklık ve sıcaklık bölümlerinden meydana gelmiştir. Soyunmalık ve ılıklık kısımları dikdörtgen planlı olup, üzerleri pandantifli kubbelerle örtülmüş, bunun dışında kalan alanlar tonozla örtülmüştür. Sıcaklık kısmı büyük ölçüde pandantifli bir kubbe ile örtülmüştür. İki halvetli olan sıcaklığın doğusunda ayna tonozlu bir eyvan, kubbenin altında da göbek taşı bulunmaktadır. Sıcaklığın dışına dikdörtgen planda külhan kısmı eklenmiştir.


    Hoşgör Hamamı (Merkez)

    İzmir il merkezi Karataş’taki bu hamamın da yapım tarihini belirten herhangi bir bilgiye rastlanmamıştır. Yapı üslubundan XVIII.-XIX. yüzyılda yapıldığı sanılmaktadır.

    Molzo taş ve tuğladan yapılmış olan hamam soyunmalık, ılıklık ve sıcaklık bölümlerinden meydana gelmiştir. Soyunmalık kare planlı olup, üzeri pandantifli bir kubbe ile örtülüdür. Buradan geçilen ılıklık dikdörtgen planlıdır ve üst örtüsü tonozludur.

    Sıcaklık kare planlı ve üzeri pandantifli merkezi bir kubbe ile örtülmüştür. Hamamın içerisinde göbek taşı, yanında da halvet kısmı bulunmaktadır.


    İstanköy Hamamı (Merkez)

    İzmir il merkezinde, Kemeraltı’ndaki bu hamamın yapım tarihini belirten bir kitabeye ve belgeye rastlanmamıştır.

    Kesme taştan yapılmış olan hamam soyunmalık, ılıklık ve sıcaklık bölümlerinden meydana gelmiştir. Soyunmalık kısmı kare planlı olup, üzeri ahşap bir tavanla örtülüdür. Sonraki yıllarda bu bölüm doğuya ve batıya doğru genişletilmiş, ortasına kubbe yanlarına da birer manastır tonozu eklenmiştir. Böylece ılıklık meydana getirilmiş, bunun batısına da helâlar yerleştirilmiştir.

    Sıcaklık ılıklığın kuzeyinde dört dayanakla taşınan bir kubbe ile örtülmüş, yanları manastır tonozları, köşeleri de küçük kubbelerle örtülmüştür.


    Lüks Hamam (Kadı Hamamı) (Merkez)

    İzmir Anafartalar Caddesi’nde bulunan bu hamamın yapım tarihi bilinmemekle beraber yapı üslubundan XVII.-XVIII. yüzyıllarda yapıldığı sanılmaktadır.

    Kesme taştan yapılmış olan bu hamam çifte hamam plan düzeninde olup, soyunmalık, ılıklık ve sıcaklık bölümlerinden meydana gelmiştir. Hamamın erkekler ve kadınlar bölümleri birbirine eş plandadır. Soyunmalık kısmı ile ılıklık birbirine eş kareye yakın dikdörtgen planlı olup üzerleri tonoz örtülüdür. Sıcaklık ise dikdörtgen planlı ve üzeri kubbe ile örtülüdür. İçerisine çifte halvet kısmı eklenmiştir.

    Hamam günümüze iyi bir durumda gelmiştir.


    Namazgâh Hamamı (Merkez)

    İzmir, Agora yakınındaki Namazgâh mevkiinde bulunan bu hamamın da yapım tarihi kesinlik kazanamamıştır. Değişik zamanlarda yapılan onarımlarla özelliğinden büyük ölçüde uzaklaşmıştır.

    Kesme taş ve tuğladan yapılmış olan hamam soyunmalık, ılıklık ve sıcaklık bölümlerinden meydana gelmiş çifte hamam plan düzenindedir. Her iki bölüm de birbirinin eşidir. Bölümlerin üzerleri kubbe ve tonozlarla örtülmüştür.


    Basmane Hamamı (Merkez)

    İzmir Basmane semti, Anafartalar Caddesi’nde bulunan bu hamamın yapım tarihini belirten bir bilgiye rastlanmamıştır. Yapı üslubundan XVIII.-XIX. yüzyıllarda yapıldığı sanılmaktadır.

    Kesme taş ve tuğladan yapılan hamam soyunmalık, ılıklık ve sıcaklık bölümlerinden meydana gelmiştir. Soyunmalık bölümü kare planlı olup, üzeri pandantifli bir kubbe ile örtülmüştür. Bunun dışında kalan bölümlerin üzeri tonozla örtülüdür. Ilıklık ayna tonoz örtülü olup, üç bölümden meydana gelmiştir. Sıcaklık bölümü kare planlı olup, üzeri pandantifli bir kubbe ile örtülüdür.

    Hamam günümüzde iyi bir durumdadır.


    Tevfik Paşa Hamamı (Merkez)

    İzmir Basmane semti, Anafartalar Caddesi’nde bulunan bu hamamın yapım tarihini belgeleyen kitabe ve herhangi bir belgeye rastlanmamıştır. Yapı üslubundan XIX. yüzyıla ait olduğu sanılmaktadır.

    Moloz taş ve tuğladan yapılmış olan hamamın değişik bir plan şekli vardır. Soyunmalık kısmı kare planlı olup, bodrum katı üzerinde ahşap örtülü bir bölümdür. Günümüzde büyük bir bölümü yıkılmış olan ılıklığın ayna tonozla örtülü olduğu izlerden anlaşılmaktadır. Bunun yanında ise yamuk planlı bir mekân görülmektedir.

    Sıcaklık kare planlı olup, üzeri pandantifli bir kubbe ile örtülüdür. Sıcaklığın içerisine iki halvet hücresi yerleştirilmiştir.


    Çukur Hamam (Merkez)

    İzmir İkiçeşmelik’teki hamamın yapım tarihini belirten bir kitabesi bulunmamaktadır. Yapı üslubundan XVII.-XVIII. yüzyıllarda yapıldığı sanılmaktadır.

    Kesme taş, moloz taş ve tuğladan yapılmış olan hamam soyunmalık, ılıklık ve sıcaklık bölümlerinden meydana gelmiştir. Soyunmalık kısmı kareye yakın dikdörtgen planlı olup, üzeri ahşap bir kubbe ile örtülmüştür. Ilıklık kare planlı, üzeri de çapraz tonozla örtülüdür. Buradan geçilen sıcaklık ise dikdörtgen planlıdır ve üzeri manastır tonozu ile örtülüdür.

    Hamam günümüzde iyi bir durumdadır.


    Kıllıoğlu Hacı İbrahim Vakfı Hamamı (Merkez)

    İzmir il merkezi, Tilkilik Semti’nde bulunan bu hamamın kitabesi bulunmadığından ne zaman ve kimin tarafından yaptırıldığı bilinmemektedir.

    Klasik Osmanlı mimarisi plan düzeninde olduğu sanılan hamam, moloz taş ve tuğladan yapılmıştır. Soğukluk ılıklık ve sıcaklık bölümlerinden meydana gelen hamamın halvet kısmı bulunmamaktadır. Soğukluk bölümü kare planlı olup, üzeri sekizgen kasnaklı bir kubbe ile örtülü idi. Uzun yıllar kendi haline terk edilen bu hamam 1965 yılına kadar kömür deposu olarak kullanılmış, sonra da yıkılmıştır. Hamamdan günümüze herhangi bir iz gelememiştir.


    Yeşildirek Hamamı (Merkez)

    İzmir Kemeraltı’nda, Yeşildirek Çarşısı içerisinde bulunan bu hamamın kitabesi günümüze gelemediğinden yapım tarihi ve kimin tarafından yaptırıldığı bilinmemektedir. Yapı üslubundan XVII. Yüzyılda yaptırıldığı sanılmaktadır.

    Klasik Osmanlı mimarisi plan tipinde yapılmış olan hamam soyunmalık, ılıklık ve sıcaklık bölümlerinden meydana gelmiştir.


    Yeni Şark (Saçmacı) Hamamı (Merkez)

    İzmir İkiçeşmelik’te bulunan bu hamamın yapım tarihini belirten bir bilgiye rastlanmamıştır. Ancak XIX.-XX. yüzyıllarda büyük değişikliklere uğramış ve özelliğinden uzaklaşmıştır.

    Moloz taş ve tuğladan yapılmış olan hamam soyunmalık, ılıklık ve sıcaklık bölümlerinden meydana gelmiştir. Soyunmalık bölümü iki katlı olup, alt katına dükkânlar yerleştirilmiştir. Üzeri dört ahşap direğin taşıdığı dıştan sekizgen kasnaklı oval bir kubbe ile örtülmüştür. İçten ahşap tavanla örtülüdür. Ilıklık kısmı iki ayrı bölümden meydana gelmiştir. Bunların üzeri kubbe ve aynalı tonozla örtülüdür.

    Sıcaklık kare planlı ve üzeri pandantifli kubbe ile örtülüdür. Sıcaklığın içerisinde göbek taşı, arkasında da halvet bölümü bulunmaktadır.


    Ali Bey Hamamı (Karşıyaka)

    İzmir Karşıyaka ilçesinde bulunan bu hamamın arazi konumundan ötürü farklı bir plan düzeni vardır. Yapım tarihini belirten bir kitabesi günümüze gelememiştir. Yapı üslubundan XIX. yüzyılın başlarında yapıldığı sanılmaktadır.

    Kesme taş, moloz taş ve tuğladan yapılan hamamın arazi konumundan ötürü yamuk bir planı vardır. Soyunmalık, ılıklık ve sıcaklık bölümlerinden meydana gelmiştir. Soyunmalık yamuk dikdörtgen şeklinde olup, XX. yüzyılda yeniden yapılmıştır. Ilıklık iki bölümden meydana gelmiş, üzeri kubbe ve basık tonozlarla örtülüdür.

    Sıcaklık kısmı, ılıklığın doğusunda olup, kare planlı ve üzeri pandantifli bir kubbe ile örtülüdür. Sıcaklığın güney tarafına iki bölüm halinde halvet yerleştirilmiştir. Bunların da üzeri kubbe ile örtülüdür.


    İzmir il merkezinde bulunan diğer hamamlar değişik amaçlı olarak kullanılmakta olduğundan özelliklerini tümü ile yitirmişlerdir. Bunların başında Basmane’deki Kıllıoğlu Hacı İbrahim Hamamı kömür deposu olarak kullanılmıştır. Kemeraltı’ndaki Yeşildirek Hamamı çarşıya dönüştürülmüştür. Salepçioğlu Hamamı ise uzun yıllar matbaa olarak kullanılmıştır. Kestelli Caddesi’ndeki Çivici Hamamı ise özel bir kişinin mülkiyetindedir.


    Hacı Hekim Hamamı (Bergama)

    İzmir ili Bergama ilçesinde bulunan bu hamamın kitabesi günümüze gelemediğinden yapım tarihi kesinlik kazanamamıştır. Ancak, Hacı Hekim isimli bir kişi tarafından 1513 tarihinde Cami ve arasta yaptırılmıştır. Hamamın da cami ile birlikte bu tarihte yaptırıldığı sanılmaktadır.

    Hamam moloz taş ve tuğladan dikdörtgen planlı olarak yapılmıştır. Soyunmalık bölümünün ortasında dikdörtgen silmeli çerçeve içerisine alınmış yuvarlak kemerli mermerden giriş kapısı bulunmaktadır. Hamam soyunmalık, ılıklık ve sıcaklık bölümlerinden meydana gelmiştir. Soğukluk bölümü kareye yakın dikdörtgen planlı olup, üzeri kasnaklı kubbe ile örtülüdür. Sıcaklık bölümü dikdörtgen planlı ve kubbelidir. Çevresinde halvet hücreleri, ortasında da göbek taşı bulunmaktadır. Külhan kısmı hamama bitişik olarak eklenmiştir.

    Hamam değişik zamanlarda yapılan onarımlar nedeniyle özgünlüğünden oldukça uzaklaşmış olup, günümüzde kullanılmaktadır.


    Tabaklar Hamamı (Bergama)

    İzmir ili Bergama ilçesinde Ulu Cami karşısında bulunan bu hamamın kitabesi günümüze gelemediğinden yapım tarihi kesinlik kazanamamıştır. Karşısında bulunan Ulu Cami’den ve yapı üslubundan hamamın XIV.-XV. yüzyıllarda yapıldığı sanılmaktadır. Hamam 1842 yılındaki sel baskınında hasar görmüş, bundan sonra da kullanılmamıştır.

    Klasik Osmanlı mimari plan tipinde yapılmış olup, kaba yontma taş ve tuğladan düzensiz bir duvar işçiliği göstermektedir. Hamam soyunmalık, ılıklık ve sıcaklık bölümlerinden meydana gelmiştir. Kareye yakın dikdörtgen planlı olan hamamın soğukluk kısmının üzeri tonoz örtülü olup, sıcaklık bölümü kasnaklı bir kubbe ile örtülüdür. Kubbe Türk üçgen ve mukarnasları ile ana duvarlar üzerine oturtulmuştur. Hamam içerisinde XV. yüzyıl bezemelerine benzer süslemelere rastlanmıştır.

    Hamam günümüzde harap bir durumdadır.


    Küplü Hamam (Bergama)

    İzmir ili Bergama ilçesinde bulunan bu hamam, kaynaklardan öğrenildiğine göre 1427 yılında yapılmıştır. Banisi bilinmemektedir. XIX. yüzyıla kadar hamamda bulunan ve yurtdışına kaçırılan ve bugün Paris Louvre Müzesi’nde bulunan antik mermer bir küp nedeni ile Küplü Hamam olarak anılmıştır.

    Hamam kesme taş, moloz taş ve tuğladan yapılmıştır. Değişik zamanlarda yapılan onarım ve ekler nedeni ile orijinalliğinden tamamı ile uzaklaşmıştır.

    Klasik Osmanlı hamam mimarisinde olduğu gibi soğukluk, ılıklık ve sıcaklık bölümlerinden meydana gelmiştir. Soyunmalık kısmı yakın tarihlerde yapılan ilaveler ve duvarlara yerleştirilen resimler nedeni ile de alışılagelen soyunmalıklardan farklıdır.


    Aydınoğlu Hamamı (Ödemiş)

    İzmir ili Ödemiş ilçesi, Birgi Bucağı’nda bulunan bu hamamın kitabesi günümüze gelememiştir. Bununla beraber Aydınoğlu Mehmet Bey’in h.712 (1312–1313) tarihinde yaptırmış olduğu Birgi Ulu Camisi ile bağlantılı olduğu sanılmaktadır.

    Hamam kesme taştan tuğla hatıllı olarak dikdörtgen planlıdır. Soyunmalık, ılıklık ve sıcaklık bölümlerinden meydana gelmiştir. Bu bölümlerin üzeri pandantifli birer kubbe ile örtülmüştür.


    Hamam (Selçuk)

    İzmir ili Selçuk ilçesinde kalenin batısında, İsa Bey Camisi’nin kuzeyindeki bir arazide bulunan bu hamamın ne zaman ve kimin tarafından yaptırıldığı bilinmemektedir. Yapı üslubundan Aydınoğulları döneminde, XIII.-XIV. yüzyıllarda yapıldığı sanılmaktadır. Harap bir durumda olmasına rağmen özelliğini koruyan hamamın duvarları kısmen yıkılmış ve çatlamıştır. Üzeri üç kubbe ile örtülü olan hamamın kubbelerinden ikisi tamamen yıkık durumdadır.

    Kesme taş ve moloz taştan yapılan hamam 18.00x12.00 m. planlı olup, duvarları düzgün sıralar halinde moloz taş ve tuğlanın alternatifli biçimde örülmesi ile meydana getirilmiştir. Kubbelerinde yalnızca tuğla kullanılmıştır.

    Hamamın soyunmalık, ılıklık ve sıcaklık bölümlerinden meydana geldiği anlaşılmaktadır. Doğu yönünden içerisine girilen hamamın soğukluk kısmı 4.60x4.20 m. ölçüsünde dikdörtgen planlıdır. Üzeri pandantifli bir kubbe ile örtülüdür. Sıcaklık kare planlı olup, 4.60x4.60 m. ölçüsündedir. Üzeri pandantifli bir kubbe ile örtülmüştür.

    Günümüzde hamam harap bir durumdadır.


    Hamam (Selçuk)

    İzmir ili Selçuk ilçesinde İsa Bey Camisi’nin yaklaşık 150 m. batısında tarlalar içerisinde bulunan bu hamamın da yapım tarihi kesinlik kazanamamıştır. Yapı üslubundan Aydınoğulları döneminde, XIII.-XIV. yüzyıllarda yapıldığı sanılmaktadır.

    Hamam moloz taş ve tuğladan dikdörtgen planlı olarak yapılmıştır. Soyunmalık, ılıklık ve soyunmalık bölümlerinden meydana gelmiştir. Soyunmalık bölümü 4.20x4.30 m. ölçüsünde kareye yakın dikdörtgen planlı olup, üzeri kubbe ile örtülüdür. Buradan yine kare planlı, üzeri kubbeli ılıklığa geçilmektedir. Ilıklığın yanındaki iki küçük mekânın buraya sonradan eklendiği sanılmaktadır.

    Sıcaklık doğu-batı yönünde 3.70x9.50 m. ölçüsünde dikdörtgen planlı olup, üzeri 3.70 m. çapında bir kubbe ile örtülüdür. Bu kubbenin iç kısmında üçgenler ve baklava dilimleri görülmekte olup, bunların büyük bir kısmı da yıkılmıştır. Sıcaklıktan iki ayrı girişle yıkanma hücreleri olan halvetlere geçilmektedir.

    Hamam günümüzde harap bir durumdadır.


    Hamam (Selçuk)

    İzmir ili Selçuk ilçesi, Atatürk Mahallesi’nde, Bozkurt Sokağı ile Gökkaya Sokağı’nın birleştiği köşede bulunan bu hamam yıkık bir durumdadır. Yapım tarihini belirten kitabe veya belgeye rastlanmamıştır. Bununla beraber yapı üslubundan XIII.-XIV. yüzyıllar arasında yapıldığı sanılmaktadır.

    Hamam moloz taş ve tuğladan dikdörtgen planlı olarak yapılmıştır. Kuzeybatısına ise tonozlu bir bölüm sonraki yıllarda eklenmiştir. Hamam soyunmalık ılıklık ve sıcaklık bölümlerinden meydana gelmiştir. Soyunmalık kısmı iki kubbeli olup, 4.20x4.20 m. ölçüsünde kare planlıdır. Sıcaklık bölümü kare planlı ve kubbelidir.

    Günümüzde harap bir durumdadır.


    Saadet Hatun Hamamı (Selçuk)

    İzmir ili Selçuk ilçesinde, Efes Müzesi bitişiğinde bulunan bu hamam müzenin bir bölümünü oluşturmaktadır. Hamamın kitabesi günümüze gelememiş, yapı üslubundan XVI. yüzyılda yapıldığı sanılmaktadır. Hamam ismini veren Saadet Hatun’un kim olduğu konusunda kaynaklarda herhangi bir bilgiye rastlanmamıştır. Bununla beraber Aydınoğulları soyundan gelen bir kişi olduğu sanılmaktadır.

    Moloz taş ve tuğladan yapılan hamam haçvari dört eyvanlı ve dört köşe hücreli hamam tipinin değişik bir uygulamasıdır. Soyunmalık, ılıklık ve sıcaklık bölümlerinden meydana gelmiştir. Soyunmalık ile ılıklık arasında küçük bir geçiş mekânı bulunan bu hamam Efes Müzesi tarafından 1969–1972 yıllarında onarılmıştır. Günümüzde müzenin etnografya bölümünü oluşturmaktadır.


    İsa Bey Hamamı (Selçuk)

    İzmir ili Selçuk ilçesinde, Ayasuluk Kalesi ile St. John Kilisesi’nin bulunduğu tepenin yamacında bulunan bu hamam İsa Bey Camisi ile birlikte yapılmıştır. Kitabesi günümüze gelemediğinden, yapım tarihi kesinlik kazanamamakla beraber caminin yapım kitabesine dayanılarak h. 776 (1375) yılında Aydınoğlu İsa Bey tarafından yaptırıldığı sanılmaktadır.

    Hamam kesme taş ve tuğladan yapılmış olup, klasik Türk hamamlarının özelliklerini yansıtmaktadır. Soğukluk, ılıklık ve sıcaklıktan meydana gelmiştir. Bütün bu bölümler pandantifli kubbelerle örtülmüş olup, kubbe kasnaklarında stalaktitli bir friz çepeçevre dolaşmaktadır.

    Hamam günümüzde iyi bir durumdadır.




    Efes Bizans Hamamları (Selçuk)

    İzmir ili Selçuk ilçesi, Ephesos antik kentinin kuzey yönündeki meydan ortasında bulunan bu hamam karmaşık bir plan düzeni göstermektedir. Büyük olasılıkla MS. VI. yüzyılda yapılmıştır.

    Kesme taş ve mermerden yapılan hamamın batı cephesini boydan boya kaplayan büyük bir salon bulunmaktadır. Bu salonun dinlenme amaçlı yapıldığı sanılmaktadır. Bunun doğu yönünde, cadde üzerinde birbirlerinden ayrı iki yapı daha dikkati çekmektedir. Bunlardan güneydekinin ortasında yarım yuvarlak olan bölümün ne amaçla kullanıldığı bilinmemekle birlikte bir salon görünümündedir. Buradan doğu ve batıya açılan kapılarla da daha küçük salonlara geçilmektedir. Diğer yapı daha karmaşık bir plan düzeni göstermektedir. Bu yapının ortasındaki üzeri tonozla örtülü olduğu sanılan hamamın sıcaklık kısmı ile doğusunda da küçük yıkanma yerleri bulunmaktadır.

    Hamamda yapılan kazı çalışmaları sırasında çok sayıda küp ile karşılaşılmıştır.


    Efes Liman Hamamları (Selçuk)

    İzmir ili Selçuk ilçesi, Ephesos antik kentinde Liman ile Gymnasion arasında Liman Hamamı bulunmaktadır. Hamam MS.II. yüzyılda yapılmış ve İmparator II.Constantinus (337-361) zamanında onarılmıştır.

    Ephesos’un en büyük yapılarından biri olan hamam kuzey-güney yönünde, 160x170 m. ölçüsünde ve 28 m. yüksekliğindedir. Roma dönemi hamamlarında olduğu gibi doğusunda yapının bütününü kapsayan uzun bir salona yer verilmiştir. Bunun ortasında frigidarium (sıcaklık), iki yanında da soyunma odaları bulunmaktadır. Frigidariumun ortasında 30 m. uzunluğunda elips şeklinde büyük bir havuz vardır. Bu bölüm duvarlara dayalı olarak 11 m. yüksekliğinde pembe ve gri granit sütunlarla çepeçevre kuşatılmıştır. Sütunların başlıkları mermerden kompozit üsluptadır. Bunlar tuğladan yapılmış tonozlu çatıyı taşımaktadır. Soyunma yerleri büyük blok taşlardan yapılmış olup, oldukça kalın payelerle birbirlerinden ayrılmıştır. Her bölümün içerisine geniş nişler yerleştirilmiştir. Kazılarda rastlanılan heykellerin bu nişlere yerleştirildiği anlaşılmaktadır.

    Hamamın sıcaklığı olan calderium frigidariumun batısında geniş ve yüksek bir salon görünümündedir.


    Skolastikia Hamamı (Selçuk)

    İzmir ili Selçuk ilçesi, Ephesos antik kentinde, Kuretler Caddesi’nin kuzeyinde, Traian Çeşmesi ile Hadrianus Mabedi arasında yer almaktadır. Efes’teki yapıların en büyüklerinden biri olan bu hamam üç katlı olarak yapılmıştır. Skolastikia Hamamı MS. I. yüzyılda yapılmış ve IV. Yüzyılın sonuna kadar çeşitli dönemlerde onarılmıştır.

    Roma İmparatorluk döneminde hamamların kendine özgü kuralları vardı. Bunlardan zengin ve yoksul tüm şehir halkı yararlanırdı. Fakirlerden ücret alınmaz, zenginler ise daha çok öğleden sonra hizmetkârları ile birlikte hamamlara gider ve burada uzun süre kalırlardı. Roma hamamlarında önce apoditerium (soyunmalık)denilen bölümde soyunulur, sudotoriumda terlenir, calderiumda da yıkanılırdı. Yıkanmadan sonra da tepidariumda diğer kişilerle sohbet edilir, siyaset yapılırdı. Son olarak da frigidarium denilen soğuk havuza girilirdi.

    Skolastikia Hamamı’nın iki ayrı girişi vardır. Bunlardan bir tanesi Kuretler Caddesi’nde, diğeri de doğudaki sokak içerisindendir. Bunlardan her iki kapı da apoditeriuma açılırdı. Son derece büyük ölçüdeki bu salonun içerisinde de nişler bulunuyordu. Bu nişlerden biri içerisinde MS. IV. yüzyılda hamamı son kez onartan Christian Skolastika’nın heykeli bulunmuştur.

    Apoditeriumun batısında frigidarium bulunmaktadır. Bunun ortasında elips planlı soğuk su havuzu vardır. Apoditeriumun kuzeyindeki kemerli bir kapıdan hamamın ılıklığı olan tepidariuma geçilmektedir. Bu bölümün duvarlarında ve zemininin altında sıcak hava dolaşımını sağlayan künklere yer verilmiştir. Bu bölümün doğu duvarı kenarında rastlanan renkli küçük mermerlerden mozaik parçası hamamın orijinal tabanının mozaiklerle kaplı olduğuna işaret etmektedir. MS. IV. yüzyılda yapılan onarım sırasında bunun üzerine mermer kaplamalar yerleştirilmiştir. Tepidariumdan küçük ve dar bir kapı ile calderiuma girilir. Günümüze iyi bir durumda gelmiş olan bu bölümün duvarları çeşitli dönemlerde yapılmış mermer ve tuğla levhalarla kaplanmıştır. Ayrıca zemine de pişmiş topraktan sıcak havayı dolaştıran kanallar yapılmıştır. Sıcak havanın sağlandığı külhan (hippocaus) bu bölümün batısında bulunmaktadır.


    Yalınayak Hamamı (Tire)

    İzmir ili Tire ilçesinde bulunan bu hamam, Yalınayak Cami ile birlikte Hasan Çavuş isimli bir kişi tarafından yaptırılmıştır. Kitabesi bulunmadığından yapım tarihi kesinlik kazanamamıştır. Bununla beraber yapı üslubundan ve vakfiyesinden XVI. yüzyılın ortalarında yapıldığı sanılmaktadır.

    Kesme taş, moloz taş ve tuğladan, dikdörtgen planlı olarak yapılmış olan hamam soğukluk, ılıklık ve sıcaklık bölümlerinden meydana gelmiştir. Bölümlerin üzeri pandantifli kubbelerle örtülmüştür.


    Hekim Hamamı (Tire)

    İzmir Tire ilçesinde bulunan bu hamamın kitabesi günümüze gelemediği gibi kaynaklarda da onunla ilgili yeterli bilgiye rastlanmamıştır. Günümüzde oldukça harap durumda olan hamamın mimari yapısından XIII. yüzyılın sonunda Aydınoğulları döneminde yapıldığı sanılmaktadır.

    Moloz taş ve tuğladan yapılmış olan hamam dikdörtgen planlıdır. Soğukluk, ılıklık ve sıcaklık bölümlerinden meydana gelen hamamın soğukluk kısmı kare planlı olup, üzeri kubbe ile örtülüdür. Ilıklık tonoz örtülü ve dikdörtgen şekildedir. Sıcaklık kare planlıdır. Üzeri soğuklukta olduğu gibi yüksek yuvarlak kasnaklı, tuğla kubbe ile örtülüdür.





    Hamam (Torbalı)

    İzmir ili Torbalı ilçesinde, Metropolis antik kentinde bulunan bu hamam MS.II. yüzyılda Roma döneminde yapılmıştır.

    Roma hamamlarının tipik özelliklerini yansıtan hamam sıcaklık (calderiım), ılıklık (tipidarium) ve soğukluktan (frigidarium) meydana gelmiştir. Hamam döşeme altındaki, bir metre yüksekliğinde olan ısıtma sistemi (hypocaust) ve duvarların içerisine yerleştirilmiş içleri boş tuğlalarla (tabuli) ısıtılmıştır.

    Prof.Dr. Recep Meriç 1997 yılında hamamda yaptığı kazılarda Geç Roma Çağına tarihlenen çok sayıda gümüş sikke ortaya çıkarmıştır.
    Devletleri yıkan tüm hatanın altında nice gururun gafleti yatar.

    Yavuz Sultan Selim


  2. #22

    Standart

    İzmir Çeşme ve Sebilleri


    İzmir’de çok sayıda çeşme ve sebil yaptırılmış ise de bunlardan çok azı günümüze gelebilmiştir. Kurtuluş Savaşı sonrasında bu çeşmelerin bir kısmı yanmış ve yıkılmıştır. Günümüze gelen çeşme ve sebillerin en önemlileri arasında XVIII. yüzyıla tarihlendirilen Mirkelamoğlu Hanı Çeşmesi, h.1184 (1770–1771) tarihli Sinanzade Sebili (Kemeraltı Sebili) ve XIX. yüzyılın sonlarına ait Salepçioğlu Çeşmesi bulunmaktadır.

    Mirkelamoğlu Hanı Çeşmesi (Merkez)

    İzmir Kemeraltı’nda 914. Sokak’taki Mirkelamoğlu Hanı’nın avluya bakan kuzey cephesinde bulunan bu çeşme, İzmir Vakıflar Müdürlüğü vakfiye defterlerinden öğrenildiğine göre Müderris Mirkelamoğlu Mehmet Efendi tarafından 1784 yılında yaptırılmıştır.

    XVIII. yüzyıl batılılaşma dönemi üslubunda olan bu çeşme dikdörtgen planlı olup, ayna taşı sitilize edilmiş kabartma çiçek motifleri ile bezenmiştir.


    Saat Kulesi Çeşmesi (Merkez)

    İzmir Konak Meydanı’ndaki Saat Kulesi ve sebilleri Sultan II. Abdülhamit’in tahta çıkışının 25. yılında eski sadrazamlardan ve İzmir Valisi Kıbrıslı Kamil Paşa tarafından h.1307 (1901) tarihinde Saat Kulesi ile birlikte yaptırılmıştır.

    Saat Kulesi’nin beyaz mermerden kaidesinin üzerine oturduğu dört basamaklı platform üzerindeki kulenin sekizgen kaidesinin dar kenarlarında dörder küçük sütun üzerine sebiller oturtulmuştur. Bu sebiller at nalı kemerli olup, baldaken biçimindedir ve üçer çeşmesi ile kurnası, ortasında da fıskiyeleri bulunmaktadır. Bu fıskiyelerden iki tanesi günümüze gelememiştir. Baldakenlerin üzeri kubbelerle örtülmüştür. Sebiller arasında kalan dört cepheye de at nalı şeklinde kemerler ve demir şebekeli açıklıklar bırakılmıştır. Ayrıca tümünün üzerini bir saçak örtmüştür.


    Çakaloğlu Hanı Çeşmesi (Merkez)

    İzmir Halimağa Çarşısı’nda (Kasap Hızır Mahallesi), 895 ve 861. sokaklar arasında bulunan Çakaloğlu Hanı’nın bitişiğinde, girişin doğu ve batısında yer alan çeşme ve sebil kitabesinden öğrenildiğine göre h.1220 (1805–1806) tarihlerinde Hacı Ahmet tarafından yaptırılmıştır.

    Bozkurt Ersoy’a göre kitabenin mealen anlamı şöyledir:

    “Ne güzel, büyük hayırlar, yeni görünümlü güzel su. Bu temiz ve seçkin yer Gaffarzade kulun yaptırdığı yerdir. Saf altından basılmış para bu yere harcanmak için gönül hazinesinden verildi. Yüce camiler içinde bu hayır ilk oldu. Bu yerde susuzluğu gidermek için su hiç yoktu. Mısır şehrine benzeyen cana sanki Nil Nehrini akıttı. Min Nebiyyu’illah sözü ile sebep olup, cihanın rızkını veren Tanrı lütfu ile karşılık versin. Ey hafız, tarihini aşkla söyle vaktidir: Besmele ile suyunu içip Hacı Ahmet’e övgüde bulun.”

    Mermer kitabe sülüs yazı ile on kartuş içerisine alınmıştır.

    Çeşme beyaz mermerden iki cepheli olup, iki yüzü sıvanmıştır. Cepheleri ince bir işçilik göstermekte olup, bezemelidir. Çeşmenin üzeri panolarla kaplı olup, bu panolar üzerinde XIX. yüzyılın bezemeleri, cami motifleri, yuvarlak madalyon içerisinde yazı ve motiflere, perdelere ve vazodan çıkmış bitkisel motiflere rastlanmaktadır. Üzeri çatı ile kaplı olan çeşmenin çevresini bir korniş çevirmektedir. Bu kornişin köşelerine de boş yer kalmamacasına kıvrık dallar vazodan çıkan çiçekler ile doldurulmuştur.

    Çeşmenin bir yüzü son derece zengin bezemeli olmasına rağmen diğer yüzü düzdür.


    Kültürpark Çeşmesi (Merkez)

    İzmir Basmane semtinde, 1967 İzmir Enternasyonal Fuarı için Mimar Bedri Kökten tarafından yaptırılmış olan bu çeşme İstanbul Tophane Nusretiye Cami çeşmesinin üslubuna benzer şekilde yaptırılmıştır.

    Ampir üsluptaki bu çeşme birkaç basamak üzerindeki platformda, dikdörtgen şekilde birbirlerine yuvarlak kemerlerle bağlanmış dört sütun ve bunun üzerini örten geniş bir saçaktan meydana gelmiştir. Mermerden yapılmış olan çeşme sütunçeler, kum saatleri ve silmelerle bezenmiştir. Ayrıca İstanbul Yıldız Çini Fabrikalarının üretimi olan, 1968 yılı yapımı panolarla kaplanmıştır. Çeşmenin sütun araları şebekelerle doldurulmuş, her köşesine de birer musluk ve mermer yalak taşları oturtulmuştur.


    Dönertaş Sebili (Merkez)

    İzmir Anafartalar Caddesi ile 945.Sokak’ın kesiştiği köşede bulunan bu çeşme ve sebil Osmanzade Seyit İbrahim Rahmi Efendi tarafından 1814 yılında yaptırılmıştır. İzmir’in en bakımlı çeşmelerinden olan bu çeşmenin köşesindeki sütunun dönmesinden ötürü de Dönertaş olarak isimlendirilmiştir.

    Çeşme ve sebil dikdörtgen planlı olup, kesme taştan yapılmış, üzeri kubbe ve alaturka kiremitle örtülmüştür. Sebile 945.Sokak’taki bir kapıdan girilmekte ve her iki yönde de birer sebil penceresi bulunmaktadır. Sebilin iki penceresi arasında, köşesinde bezemeli başlıklar ve yuvarlak bir mermer sütun bulunmaktadır. Tümüyle mermer kaplı olan cephe bitkisel motiflerle, yazı frizleri ile boş yer kalmamacasına bezenmiştir.


    Karaosmanoğlu Sebili (Bergama)

    İzmir ili Bergama ilçesinde, Yeni Cami’nin karşısında bulunan bu çeşme kitabesinden öğrenildiğine göre Karaosmanoğlu Hacı Ömer Ağa tarafından h.1229 (1814) yılında yaptırılmıştır.

    Üç cepheli olan sebilin cephesi mermerle kaplanmış olup, her cephede yuvarlak kemerli pencereler bulunmaktadır. Üzeri çatı ile örtülü olan sebilin cephesi silmelerle üç bölüme ayrılmıştır. Çeşmenin üzerinde dokuz kartuş içerisinde sülüs yazılı kitabesi bulunmaktadır.


    Çizmeci Esnafı Çeşmesi (Bergama)

    İzmir ili, Bergama ilçesinde, ayakkabıcılar ve çizmeciler esnafının bulunduğu arasta içerisinde bulunan bu çeşmenin kitabesinden h. 1255 (1849) yılında yaptırıldığı öğrenilmektedir.

    Meydan ortasında dikdörtgen beyaz mermerden yapılmış olan çeşme değişik zamanlarda onarılmış ve özelliğini tümüyle yitirmiştir.


    Kasapoğlu Çeşmesi (Bergama)

    İzmir ili Bergama ilçesi Kireççiler Sokağı’nda bulunan bu çeşmenin h.1322 (1904) ve h.1324 (1906) tarihli iki kitabesi bulunmaktadır.

    Kesme taştan, dikdörtgen planlı olan çeşmenin cephe görünümü iki devşirme sütunun geniş bir kemerle birbirine bağlanması ile elde edilmiştir. Bunun içerisine Roma dönemine ait girlantlı bir lahit yerleştirilmiş, üzerindeki silmeden sonra da yuvarlak kemerler içerisine iki ayrı kitabe yapılmıştır.


    Su Fabrikası Yanındaki Şadırvan (Konak)

    İzmir ili Konak ilçesi Halkapınar Mahallesi’nde bulunan su fabrikası İzmir’e 1895 yılında Halkapınar içe suyunun getirilmesi nedeni ile yaptırılmıştır. Su fabrikasının önünde XIX. yüzyıl üslubunda bir şadırvan-çeşme yaptırılmıştır. Çeşme XIX. yüzyıl özelliklerini yansıtmasına rağmen yer yer XVI.-XVII. Yüzyıl form ve bezemelerine de yer verilmiştir.

    Beyaz mermerden yapılan birkaç basamakla çıkılan, platform üzerindeki şadırvan sekizgen plan tipindedir. Beyaz mermerden mukarnas başlıklı yedi sütun yuvarlak kemerlerle birbirlerine bağlanmıştır. Kemerlerin üzerindeki alanlar boş yer kalmamacasına oldukça zengin sitilize bitkisel motiflerle doldurulmuştur. Bunun üzerini oldukça geniş bir saçaklık örtmüştür. Şadırvanın ortasında sekiz cepheli, üzeri konik külahla örtülü su haznesi bulunmaktadır.




    Çelebizade Çeşmesi (Menemen)

    İzmir ili Menemen ilçesi Tülbentli Mahallesi’nde bulunan Çınarlı Cami avlusunun güneybatı köşesinde bulunan bu çeşmenin üzerindeki iki kitabeden Çelebizade El Haç Mehmet Ağa tarafından h.1275 (1858–1859) yılında yaptırıldığı öğrenilmektedir. Çeşmenin güney tarafındaki diğer kitabede de Çelebizade El Haç Mehmet Ağa’nın camiyi yaptırdığı yazılıdır. Bu kitabelere dayanılarak cami ile çeşmenin aynı kişi tarafından yaptırıldığı anlaşılmaktadır.

    Çeşme kesme taştan iki cepheli olarak yaptırılmıştır. Ayna taşı yuvarlak kemer içerisine alınmış önüne de yalak taşı yerleştirilmiştir. Çeşme günümüze iyi bir durumda gelebilmiştir.


    Şadırvan (Urla)

    İzmir ili Urla ilçesi Yenice Mahallesi, Kapan Sokak’ta bulunan Hacı Turan (Kapan) Camisi’nin önündeki meydanda bulunan bu şadırvan Ahmet Bey isimli bir kişi tarafından 1818 yılında yaptırılmıştır.

    Cami avlusunda bulunan bu şadırvan, caminin avlusu önünde açılan yol ve meydandan ötürü yıkılmış ve şadırvan yolun kenarında kalmıştır. XIX. yüzyıl üslubundaki şadırvan sekiz sütunu birbirine bağlayan kemerler Bursa kemerlerine benzemektedir. Şadırvanın üzeri ahşap bir çatı ile örtülüdür. Şadırvanın ahşap tavanının içerisinde XIX. yüzyıl sivil mimarisinde sık sık rastlanan resimlere yer verilmiştir. Burada XIX. yüzyıl Urla’sına ait çeşitli görünümler bulunmaktadır.




    Ahmet Ağa Çeşmesi (Urla)

    İzmir ili Urla ilçesinde bulunan bu çeşmenin 1645–1646 yılında Ahmet Ağa isimli bir kişi tarafından yaptırıldığı kaynaklardan öğrenilmektedir.

    Cumhuriyetin ilk yıllarında, 1923’te Urla Belediyesi bu çeşmeyi Kurtuluş Savaşı nedeni ile İstiklal Abidesi’ne dönüştürmüş, bu arda yapılan ilavelerle de orijinalliğinden uzaklaşmıştır. Günümüzde Mermerli Çeşme olarak tanınmaktadır.

    Meydan ortasında bulunan çeşme, mermer sütunlarla çerçeve içerisine alınmıştır. Bunun arkasında beyaz mermerden dört köşe kaidenin çevresine çeşmeler yerleştirilmiştir. Bunun üzerindeki silmeli bir çıkıntının üzerine de yuvarlak bir sütun yerleştirilmiştir. Böylece çeşme daha çok bir anıt görünümünü almıştır.


    Traian Çeşmesi (Selçuk)

    İzmir ili Selçuk ilçesi, Ephesos antik kentinde Kuretler Caddesi’nin kuzeyinde, Skolastikia Hamamı’nın sonundaki yan sokak içerisinde bulunan bu çeşme kazılar sırasında ele geçen bir kitabeye göre MS.102–114 yıllarında yapılmış ve İmparator Traianus’a (MS.98–117) adanmıştır.

    Çeşme 5.20x11.90 m. ölçüsünde olup, ortasında bir havuz ve üç tarafında iki katlı sütunlardan oluşan bir cephe mimarisine sahiptir. Mermerden yapılmış çeşmenin sütunları arasında içlerine heykellerin konulduğu büyük nişler vardı. Bunlardan ortadaki nişin içerisinde İmparator Traianus’un heykeli bulunuyordu. Bu heykel çeşmenin iki katı yüksekliğinde idi. Günümüzde bu heykelin kaidesi ile ayağının bir parçası yerinde durmaktadır. Havuzun suyu imparator heykelinin altındaki geniş bir kanaldan akıyordu. Kitabesi ise çeşmenin yanındaki büyük bir kornişin üzerindedir.

    Çeşme ele geçen kalıntılarına dayanılarak, genel yapısı hakkında da bir fikir vermek üzere küçülterek onarılmıştır. Kazı çalışmaları sırasında burada bulunan heykeller günümüzde Efes Müzesi’ndedir. Çeşmenin korniş taşları, korinth üslubunda başlıkları olan sütunları ve üçgen alınlığının rekonstrüksiyonu küçük ölçüde yapılmıştır.


    Nympheium (Büyük Çeşme) (Selçuk)

    İzmir ili Selçuk ilçesi, Ephesos antik kentinde, Agoranın güneyindeki caddenin kenarında bulunan nympheium MS. 4–14 yıllarında yapılmıştır. Çeşmenin kitabesinden öğrenildiğine göre anıtsal nitelikteki bu çeşme C. Ofillius Proculos adlı biri tarafından Augustus Dönemi’nde yaptırılmıştır. Daha sonra çeşitli dönemlerde değişikliğe uğramış ve son şeklini MS. IV. Yüzyılda almıştır. Çeşmenin suyu Marnas Suyu olarak tanınmakta olup, Selçuk-Aydın yolunun 6. km.sinde izleri görülen Sekstilius Pollio kemerinden getirilmiştir.

    Beyaz mermerden olan çeşmenin cephesi başta imparator olmak üzere çeşitli Efesli kişilerin heykelleri ile bezenmişti. Bu çeşmenin alınlığında Polyphemos Grubu’na ait heykeller bulunuyordu.


    Pollio Çeşmesi (Selçuk)

    İzmir ili Selçuk ilçesi antik Ephesos kentinde, Domitianus Meydanı’nın doğusunda, Agoranın batı kenarına bitişik olarak yapılmış olan bu çeşme kitabesinden öğrenildiğine göre, MS. 97 yılında C.Sektilius Pollio tarafından yaptırılmıştır.

    Çeşme mermerden geniş yüksek bir kemeri ve bunun üzerinde de üçgen biçiminde alınlığı olan bir cephe görünümüne sahiptir. İçerisinde küçük bir de havuzu vardır. Bu havuzun suyu Agoranın duvarından buraya gelmektedir. Havuz içerisindeki sekinin üzerinde, bugün Efes Müzesi’nde sergilenmekte olan Polyphemos heykel grubu bulunuyordu. Bu heykeller daha önce Agoranın ortasındaki İsis Mabedi’nin alınlığında idi. Ancak, bu alınlığın deprem sonucu yıkılması üzerine buraya konulmuştur. Heykel grubunda Odiseus’un Troia Savaşı’ndan sonra yaşadığı serüvenler ile Poseidon’un oğlu Polyphemos ile ilgili idi.


    Gaius Laecanius Bassus Çeşmesi (Selçuk)

    İzmir ili Selçuk ilçesi antik Ephesos kentinde, Agoranın güneyinden gelen yol ile Domitian Meydanı’ndan gelen yolun kesiştiği noktada bulunan bu çeşme kitabesinden öğrenildiğine göre, Asia Eyaleti valilerinden Gaius Laecanius Bassus tarafından MS. 75–80 yıllarında yapılmıştır.

    Çeşme beyaz mermerden olup, ortasında bir avlu, üç yanında iki katlı sütunlar ve bunların önünde de iki havuzdan meydana gelmişti. Cephe görünümünün tümünü büyük bir üçgen alınlık kaplamaktadır. Zeminden avluya kadar olan yükseklik 9.00 m.yi bulmaktadır. Cephedeki sütunlar her iki katta da ikişerli olarak sıralanmıştır. Cephede 20, yanlarda da 14’er sütun bulunmaktadır. Sütunların arkasındaki nişlerde de heykellerin bulunduğu izlerden anlaşılmaktadır. Burada bulunan heykellerden Triton, Nymphe ve Musa heykelleri “Efes Müzesi Çeşme Buluntuları Salonu”nda sergilenmektedir.


    Bizans Çeşmesi (Selçuk)

    İzmir ili Selçuk ilçesi antik Ephesos kentinde, Hadrianus Mabedi’nin karşısındaki caddenin kenarında bulunan Oktogon isimli mezar anıtının yanında, Bizans döneminde, MS. VI. yüzyılda yapılmış bir çeşme bulunmaktadır.

    Çeşme beyaz mermerden yapılmış olup, önünde bir havuz arkasında da çeşmenin asıl yapısı bulunmaktadır. Havuzun duvarları kabartma haç motifleri ile bezenmiştir.


    Bizans Çeşmesi (Selçuk)

    İzmir ili Selçuk ilçesi, Antik Ephesos kentinin akropolünün şehre bakan yönünde bulunan bu çeşme MS. VI. yüzyılda yapılmıştır. Bizans döneminde yapılmış olan bu çeşmeyi kimin yaptırdığı bilinmemektedir.

    Çeşme beyaz mermerden üç nişli küçük bir yapıdır. Her nişin önüne haçlarla süslü birer havuz yerleştirilmiştir.


    Helenistik Çeşme (Selçuk)

    İzmir ili Selçuk ilçesi antik Ephesos kentinde, tiyatronun caddeye bakan sağ köşesinde bulunan bu çeşme MÖ. II. Yüzyılda yapılmış, MS. IV. Yüzyılda da çevresine eklenen sütunlarla da genişletilmiştir.

    Beyaz mermerden yapılmış olan bu çeşme küçük bir yapı olup, önünde İon başlıklı iki sütun ve bunların arasında da küçük bir havuzu vardır. Havuzun suyu mermerden yapılmış arslan başından akmaktadır.


    Hafsa Hatun Çeşmesi (Tire)

    İzmir ili Tire ilçesinde bulunan Hafsa Hatun Çeşmesi’nin yapım tarihini ve banisini belirten bir kitabeye rastlanmamıştır. Halk arasındaki söylentiye göre Hafsa Hatun tarafından yaptırılmıştır. Yapı üslubundan XVII. Yüzyılda yapıldığı sanılmaktadır.

    Çeşme moloz taş ve tuğlaların alternatifli olarak dizilmesinden meydana getirilmiştir. Tek cepheli dikdörtgen planlı çeşmenin önünde yuvarlak bir kemerin içerisine ayna taşı yerleştirilmiştir. Kemerin üst noktası uzatılarak sivri bir kemer şekline dönüştürülmüştür. Üstü kırma bir çatı ile örtülmüştür. Çeşmenin yalak taşı Helenistik döneme ait bir lahittir. Günümüzde kullanılmamakta olup, harap bir durumdadır.

    Tire ilçesinde bu çeşme dışında XVII.-XVIII. yüzyıllara tarihlendirilen çeşmeler bulunmaktadır. Bu çeşmelerin bazılarının kitabeleri bulunmadığından kimin tarafından ve ne zaman yapıldıkları konusunda yeterli bilgi bulunmamaktadır.
    Devletleri yıkan tüm hatanın altında nice gururun gafleti yatar.

    Yavuz Sultan Selim


  3. #23

    Standart

    İzmir Su Fabrikası


    Su Fabrikası (Konak)

    İzmir ili Konak ilçesi Halkapınar Semtinde bulunan su fabrikası İzmir’in su sorununu çözmek amacı ile 1895 yılında Halkapınar içme suyunun kente getirilmesi nedeniyle yaptırılmıştır. XX. yüzyılın başlarında da elektriğin kente gelmesi ile de fabrikanın çalışması daha hızlanmıştır.

    Belçika Kral II.Leopold’ın tahta çıkması ile ekonomik ve siyasi yönden yayılma siyaseti izlemiştir. Bu arada İzmir’de elektrik şirketi, tramvay, körfezde vapur işletmesi ve su fabrikası gibi yatırımlara girişmiştir. İzmir Osmanlı Su Şirketi’nin h.1310 (1892) yılında kurulması ile birlikte kentin su sorununu çözmeye yönelik adımlar atılmıştır. İzmir Osmanlı Su Şirketi ile Belçika ortaklığının kuruluşu ile şehre sağlıklı su getirilmesi sağlanmıştır.

    Su fabrikasının bulunduğu yerde XIX. yüzyılın ortalarında kâğıt fabrikası bulunuyordu. Osmanlı Devletinin 1867’de kurmuş olduğu Şavk Kâğıt Fabrikası daha sonra kapanmış ve yüzyılın sonunda da buraya Su Fabrikası yapılmıştır. Fabrikanın kuruluşunun bir nedeni de Limana yakınlığının yanında Halkapınar’a yakın çevresinde Çınarlı, Mersinli, Değirmendağ gibi yerleşim alanlarının bulunmasıdır. Ayrıca ticaretin ve sanayin yoğunlaştığı bu bölgede su fabrikasının kurulması daha da önem kazanmıştır.

    Su fabrikasının İzmir’de sanayi yapıları arasında kurulması ve su dağıtma düzeni ile şehri tarih boyunca salgınlardan korumuş, bunun yanı sıra sanayi verdiği paydan ötürü de önem kazanmıştır. Fabrikada mekanik araç ve düzeneklerle üretime geçilmiştir.

    Fabrika taş ve tuğladan dikdörtgene yakın planlı bir yapı olup, ortasında sekizgen su toplama havuzu bulunmaktadır. Dışarıya yuvarlak kemerli dikdörtgen pencerelerle açılan ve üzeri çatı ile örtülü olan bir yapıdır. Yapı iki ayrı bölümden meydana gelmiş olup, bunlardan bir bölümü şehre su dağıtmak amacı ile kurulan pompa istasyonudur.

    Su fabrikasının yakınındaki kuyu üzerinde bulunan XIX. yüzyıl üslubunda bir şadırvan-çeşme yaptırılmıştır. Çeşme XIX. yüzyıl özelliklerini yansıtmasına rağmen yer yer XVI.-XVII. Yüzyıl form ve bezemelerine de yer verilmiştir.

    Yapının çevresinde Helenistik ve Geç Roma dönemlerinden kalma bazı kalıntılar bulunmaktadır. Bütün bu alan ve su fabrikası İzmir Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu’nun kararı ile koruma altına alınmıştır.
    Devletleri yıkan tüm hatanın altında nice gururun gafleti yatar.

    Yavuz Sultan Selim


  4. #24

    Standart

    İzmir Bedestenleri


    Bedesten (Bergama)

    İzmir ili Bergama ilçesi Şadırvan Caddesi’nde bulunan bedestenin kitabesi günümüze gelemediğinden ve kaynaklarda da yeterli bilgiye rastlanmadığından yapım tarihi kesinlik kazanamamıştır. Yapı üslubundan XV.-XVI. yüzyılda yapıldığı sanılmaktadır.

    Kesme taş, moloz taş ve tuğladan yapılmış olan bedesten dikdörtgen planlıdır. İç mekân payelerle üç bölüme ayrılmıştır. Bunlarda ortadaki bölüm diğerlerinden daha geniştir. Üzeri iki sıra halinde altı tuğla kubbe ile örtülüdür. Kemer ayakları da birbirleri ile ve duvarlarla yuvarlak kemerlerle bağlanmıştır.
    Devletleri yıkan tüm hatanın altında nice gururun gafleti yatar.

    Yavuz Sultan Selim


  5. #25

    Standart

    İzmir Bergama Sunağı


    Bergama Sunağı (Bergama)


    İzmir ili Bergama ilçesinde, antik Pergamon’un akropolünde bulunan bu sunak Pergamon Kralı II. Eumenes’in (MÖ.197-MS.160) Seleukos Kralı III. Antiochos’a ve Galatlara karşı kazandığı zaferin anısına yaptırılmıştır. Sunak ayrıca Mitoloji Tanrılarından Zeus ile Athena’ya adanmıştır. Helenistik dönemdeki Pergamon’un en görkemli anıtlarından olan bu sunak ile ilgili bilgiler Romalı Lucius Ampellius’un yazmış olduğu kitaptan öğrenilmektedir. Günümüzde Berlin’de Pergamon Müzesi’nde bulunan bu sunağın yalnızca temel kalıntıları Bergama’dadır.

    Bergama yöresinde yol inşaatını yöneten Alman Mühendis Carl Humann çalışmaları sırasında bu sunak ile ilgili bazı frizlere ve kalıntılara rastlamıştır. Bergama’daki yol çalışmaları dört yıl kadar sürmüş ve ayrıca burada Carl Humann’ın 1878 yılında yaptığı kazılarda ele geçen sunağın frizlerinden Gigantlar savaşına ait 97 panel ve 2000 parça; Telepus frizine ait 35 panel ve 100 parça ile heykel, kitabe ve mimari kalıntılar 1878 yılında Berlin’e taşınmıştır. Sunağa ait bu parçalar Osmanlı Hükümetinden alınan izinle Almanya’ya götürülmüştür.

    Bergama’da Zeus sunağının bulunduğu terasın asıl girişi doğusundaki ana caddeden idi. Sunağın kuzey ve doğusunda İon üslubunda yapılmış iki katlı bir stoa bulunuyordu. Sunak U şeklinde olup, 36.44x34.20 m. ölçüsünde mermerden yapılmıştı. Sunağın çevresini beş mermer basamaklı bir merdiven çeviriyordu. Bunun üzerinde 2.30 m. yüksekliğinde ve uzunluğu 120.00 m. yi bulan bir friz çepeçevre podyumu kuşatıyordu. U şeklindeki sunağın iki ucu arasındaki merdivenlerle bir galeriye çıkılıyordu. Bu galeride İon üslubundaki sütunlardan meydana getirilmiş çift sıralı bir portik bulunmaktadır. Bu portiğin ortasındaki boşlukta ise Zeus’a adanan armağanların konulduğu asıl sunak yer alıyordu. Sunağın üç tarafını saran alçak duvarda ise ikinci bir friz çepeçevre dolaşıyordu. Sunağın üstü kentuvarlar (yarı at yarı insan mitolojik yaratıklar), dört atlı arabalar, atlar ve tanrı heykelleri ile bezeli idi.

    Sunağın at nalı şeklindeki podyumunu saran frizde mitolojik Yunan tanrıları ile Toprak Tanrısı Gaia, uzun saç ve sakallı ayaklarının yerine yılan kuyrukları olan dev Gigantların mücadelesi (Gigantomakhia) tasvir edilmiştir. Mitolojiye göre, Tanrı Zeus kardeşleri Titanları yeraltı dünyasına (Tantarus) kapatmıştı. Buna kızan Gigantlar yeryüzüne çıkarak mitolojik tanrılara saldırmışlardır. Bu savaşta tanrılar Gigantları yenmişlerdi. Bu frizin üzerinde, üç yandan sunağı saran duvarlarda ise tanrılardan Herakles’in oğlu Telephus’un Pergamon kentini nasıl kurduğunu anlatan kabartmalara yer verilmiştir.

    Sunak açık mavi renkte mermer bir boya ile boyanmıştır. Tanrıçaların giysilerine altın veya tunçtan eklemeler yapılmıştır. Bu kabartmalarda Gigantların isimleri ayrı ayrı yazılmıştır. Bu kabartmaları yapanlar Pergamon ve Atina’daki en ünlü sanatçılardır. Kabartmalarda kazanan tanrılar simgesel olarak Pergamonluları tasvir etmektedir. Yenilen devler ise Pergamon’un düşmanları olan Galatlarla, III. Eumenes’i simgelemektedir. Bu kabartmalarda Helenistik heykel sanatının tüm özellikleri kıvrılıp bükülen vücutlar, duygusal yüz ifadeleri mermerlere yansıtılmıştır.
    Devletleri yıkan tüm hatanın altında nice gururun gafleti yatar.

    Yavuz Sultan Selim


  6. #26

    Standart

    İzmir Yedi Uyurlar Mağarası


    Yedi Uyurlar Mağarası (Selçuk)

    İzmir ili Selçuk ilçesinde Yedi Uyurlar Mağarası bulunmaktadır. Yedi Uyurlar yüzyıllar boyunca Anadolu’da yaşayan ve din kitaplarına da girmiş bir öyküdür. Yedi Uyurlarla ilgili Selçuk’taki mağaranın yanı sıra Anadolu’da, Diyarbakır Lice ilçesine 15 km. uzaklıktaki İnceburun Dağları’nda da aynı isimli bir mağara bulunmaktadır. Bunun yanı sıra Yedi Uyurların Afşin-Elbistan, Eskişehir ve Tarsus’ta da makamları vardır.

    Yedi Uyurlar tarihi çağlarda yaşamış, Yamliha, Mekselina, Meslina, Mernuş, Debernuş, Saznuş ve çoban Kefeştatyus isimli yedi gencin başından geçen mucizevî bir olaydır. Bu olay kutsal kitaplarda ve tarihi kaynaklarda da yer almış, çeşitli el yazmalarına da konu olmuştur. Yedi Uyurlar mucizesi Kuran’ın 110 ayetten meydana gelen Kehf Suresinde (18.sure) 8 ile 25. ayetleri arasında anlatılmıştır.

    Yedi Uyurlar öyküsüne göre, çok tanrılı dinin hüküm sürdüğü kentte yedi genç adam Hıristiyanlığa ve tek tanrıya inanmışlardı. O sırada yöreyi yöneten kral zalim olduğu kadar koyu bir pagan idi. Tebaasının tüm dinsel özgürlüğünü sıkı kontrol altına almıştı. Bu baskıdan kurtulmak için çare arayan gençler bir mağaraya sığınmışlardır. Bu olay aynı zamanda da Taberi’nin yazmış olduğu Tafsir-ül Menakip Tercümetu’l Mevait isimli eserinde de anlatılmıştır:

    “Efsus, Dekianus’un darül mülkü olup, ahalisini putperestliğe teklif edip itaat eden, halâs etmeyen katlolurdu. Kişizadelerden hüdaperest genç altı kimse ile bir güşede bu cabbaranın fitnesinden halas için dua ile meşgul idiler. Bu hallerinde iken Dekiyanus’a haber verilip anleri ihsar ve tehdidi besiar eyledi. Anler tariki tevhitte sebat gösterüp şirki kabul etmediler. Dekianus anlerin cemi mâlini ahs ile siz civanlarsınız, size 2-3 gün mühlet veririm, halas vaktinizi fikredin deyup kendisi bir gayri şehre gitti. Ol civanlar fırsatı ganimet bilup, ba’delmüşavere firara karar kıldılar. Yolda giderken bir çobana rast gelup, anların dinine muvafakat eyledi. Çobanın kelbi Kıtmir dahi bunlara tabi olup, akeplerince giderdi. Her ne kadar menettilerse mümkün olmayup ahirkâr Haktaâla ol kelbe lisan kerem edüp benden korkmayın ben Allahu teâla’nın ve sizin dostunuzum. Siz uykuda iken ben size pâsbanlık ederim dedi. Dağa yakın geldiler çoban bunlara ben bu dağda bir mağara bilirim, ol mağarada gizlenmek mümkündür deyu ittifakla ol mağaraya müteveccih oldular ve girdiler.”

    Gençler bu olayın ardından orada uykuya daldılar ve 309 yıl uyudular. Bu bölüm Kuran’da da anlatılmıştır:

    ”Baksaydın güneşin mağaranın sağından doğarak solundan battığını, onların da mağaranın içinde olduğunu görürdün. Bu Allah’ın mucizelerindendir. Onları mağarada uykuya daldırdık ve yıllarca hiçbir şey hissetmediler. Uyanık sanırdın onları. Oysa uyuyorlardı. Sağa sola döndürdük onları köpekleri de uzatmıştı kollarını eşiğe. Görseydin eğer içine bir ürküntü dolarak geri döner, hemen kaçardın.”

    Bu olay sırasında Pagan kral gençlerin peşini bırakmamış, askerleri mağarayı bulmuşsa da içeriye girmeleri mümkün olmamıştır. Bunun üzerine kral gençleri açlık ve susuzluğa mahkûm ederek mağaranın ağzını bir duvar ile ördürmüştür. Aradan yıllar geçmiş bu olay unutulmuş. Bazı hayvan sahipleri mağaranın ağzındaki duvarı yıkarak içerisini ağıl olarak kullanmışlardır. Ancak içeride uyuyanları görememişlerdir.

    Uzun bir uyku döneminden sonra gençler uyanmış ve 300 yıldan fazla uyuduklarını bir türlü anlamamışlardır. Uyandıktan sonra birbirlerine içeride ne kadar uyuduklarını sormuşlar bir veya yarım gün uyuduklarını sanmışlardır. Karınları acıkmış, içlerinden birisinin çarşıya giderek yiyecek almasını istemişlerdir. Bu gençlerden Yemliha gümüş bir sikke ile kente gitmiş, ekmek almak üzere fırına girmiş. Elindeki parayı fırıncıya verince fırıncı paranın geçerli olmayıp, çok eski yıllara ait olduğunu görünce, ondan şüphelenmiş ve ihbar etmiş. Genç, dönemin kralının huzuruna çıkarılmıştır. Ancak Hıristiyanlık kabul edilmiş paganlık sona ermiştir. Gencin söylediklerine önce inanmak istememişler, sonra da bir mucize ile karşı karşıya olduklarını anlamışlardır. Bunun üzerine devrin Başpiskoposu bu gençle konuşmuş ve genç mağaraya geri dönmüştür. Arkadaşlarına 300 yıldan fazla uyuduklarını anlatmış. Sonra tekrar uyumuşlar ve bir daha da uyanmamışlardır. Bu olaydan sonra gençlerin ebedi uykularına yattıkları bu yere bir kilise yapılmıştır.

    Günümüzde yedi gencin mezarı Efes antik kentinin dışında Vedius Gymnasium’un yanından doğuya doğru sapan yolun sonundadır. Bu mezarları Avusturya Arkeoloji Enstitüsü ekibi 1927–1928 yıllarında ortaya çıkarmıştır. Burada yedi mezardan daha çok mezarla karşılaşılmıştır. Mezarların bazıları mahzen mezar (kripta), bazısı mezar odası, bazısı da colonbariumları andıran bölmeler halindedir. Yapımlarında bazılarında kayalar oyulmuş, bazılarında moloz taş ve tuğlalar kullanılmıştır.

    Günümüzde bazıları yıkık bazıları harap olan bu mezarların ve şapelin duvarlarında freskolar bulunmaktadır. Bezemelerde Helenistik Çağ süsleme sanatının unsurları, daha geç devirde kullanılan çiçek bezemeleri ve girlantlar görülmektedir. Büyük olasılıkla bu resimler MÖ. V.-IV. Yüzyılları yansıtmaktadır.
    Devletleri yıkan tüm hatanın altında nice gururun gafleti yatar.

    Yavuz Sultan Selim


  7. #27

    Standart

    İzmir Akropolleri


    Akropol (Merkez)

    İzmir’de (Smyrna) yapılan arkeolojik araştırmalar yöredeki ilk yerleşimin MÖ.3000 yıllarında, bugün Tepekule denilen Bayraklı yakınındaki yerde kurulduğunu göstermiştir. M.Ö 2000–1200 yılları arasında yaşamış olan Hitit Krallığı’nın etkisi altında kalan Smyrna, Hitit Devleti’nin M.Ö 1200 yılında Frigler tarafından yıkılmasından sonra MÖ. XI. yüzyılda Yunanistan’dan gelen göçmenler tarafından işgal edilmiştir. Bundan sonra Pagos Dağı’nın (Kadifekale) büyük bir bölümü liman çevresi ile akropol arasındaki alana yayılmıştır. MÖ. VII. yüzyılda Lydialıların ele geçiremediği bu şehri Kral Alyattes yakıp yıkmış, burada yaşayan halk da Smyrna’yı bırakarak çevre köylerine dağılmışlardır. Yörenin MÖ. V.-IV. Yüzyıllar arasındaki tarihi kısmen karanlıktır. Büyük olasılıkla, diğer İon kentlerinde olduğu gibi Pers egemenliğine girmiş ve tiranlar tarafından yönetilmiştir.

    Büyük İskender’in Çanakkale yöresinde Pers kralı Darius’u yenişinden sonra (M.Ö.333) Anadolu’nun büyük bölümü Makedonyalıların egemenliğine girmiştir. Böylece İonia’da olduğu gibi Smyrna da Hellenistik dönemde gelişmiş, nüfusu artmış ve zenginleşmiştir. Bu arada da kent Pegas Dağı (Kadifekale) eteklerinden ovaya doğru yayılmaya başlamıştır. Büyük İskender bir bakıma Smyrna’nın da kurucusu sayılmıştır.

    Mitolojik bir öyküye göre Pagos dağında avlanmaya giden Büyük İskender, bir ağacın altında uyuya kalmıştır. Orada gördüğü rüyada kendisine Smyrna’nın buraya taşınması öğütlenmiştir. Bunun üzerine Claros’daki Apollon kâhinlerine danışmış ve şu cevabı almıştır: “Kutsal Meles ötesinde Pagos’a yerleşmeye gidecek olan bu insanlar üç veya dört kez mutlu olacaklardır.”

    Nitekim M.S.244–249 yıllarında Philippus döneminde basılmış bir Roma sikkesinde Büyük İskender’in Pagos dağında ağaç altında uyurken iki tanrıçanın rüyasına girmesi görülmektedir.

    Pausanias’dan öğrenildiğine göre bu olaydan sonra Büyük İskender’in isteği üzerine kent Bayraklı’dan akropol olarak nitelenen Kadifekale’ye taşınmış ve İmparatorun kumandanlarından Lysimakhos bununla görevlendirilmiştir. Bundan ötürü de Smyrna’nın çevresinde akropolü kuşatan Lysmakhos ismi ile tanınan surlar yapılmıştır.

    İonia bölgesi antik kentlerinden Smyrna, İzmir körfezi’nin kuzey-doğusunda yaklaşık 100 dönümlük bir alana yayılmıştır. Buradaki ilk yerleşmenin başlangıcını bulabilmek amacıyla Bayraklı yakınında Tepekule’de, akropolde yapılan kazılar M.Ö. V.-I. yüzyıllara inen kalıntıları ortaya çıkarmıştır. Buradaki ilk araştırmalara 1824–28’de Prokesch von Osten başlamıştır. Avusturya Arkeoloji Enstitüsünün 1930’da başlattığı kazıları ise Fransız Miltner sürdürmüştür. Böylece Yamanlar Dağı’nın eski bir yerleşim alanı olduğu anlaşılmıştır.

    İzmir Akropolündeki araştırmalarda da dikdörtgen yapı kalıntıları, kayalara oyulmuş temeller ortaya çıkmıştır. Ord. Prof. Dr.Ekrem Akurgal’ın Prof. James Cook ile beraber (1948–1951) de başladığı kazılarla Smyrna’nın tarihi gün ışığına çıkmıştır. Daha sonra E.Akurgal 1966’ya kadar kazıları yalnız yürütmüştür. Yakın zamana kadar da eşi Doç.Dr. Meral Akurgal çalışmaları sürdürmektedir. E.Akurgal, Athena Mabedi, su kemerleri (akuadük) ve antik evlerin yanı sıra çok sayıda M.Ö.3000-2500’e tarihlenen kalın çizgili, kaba hamurlu çanak çömlek çıkmıştır.

    Kalıntıların bazılarının Troia I ve Troia II yapı katları ile aynı dönemde yapılmış olmaları dikkat çekicidir. İonia bölgesinde sıkça rastlanan, Helenistik çağda yapılmış çok odalı evlerle burada da rastlanılmıştır.

    Akropolün surlarının uzantıları Basmane garından Tilkilik ve Altın park’a giden yolun başlarında görülmektedir. Kadifekale’de pek az örneği kalabilen surlar genellikle Orta Çağ’a ait olup bunların alt tabakalarında Helenistik Çağ’a ait izler görülmektedir.
    Gezginlerin ve tarihçilerin değindiği tiyatro, stadion gibi yapıların yerlerini, ne şekilde olduklarını öğrenebilmek oldukça zordur. Bunlardan tiyatro 1950’li yıllarda rahatça görülebildiği halde günümüzde yeni yapılanmalardan ötürü tamamen kaybolmuştur.

    Smyrna’nın antik yıllarına ait akropol kalıntıları yeni caddelerin açılışında ve temel kazıları sırasında rastlantı sonucu ortaya çıkmıştır. Eşrefpaşa Caddesi yeniden düzenlenerek açılırken antik tarihçilerin değindiği antik yol ile karşılaşılmıştır. Günümüzde, Eşrefpaşa Parkı içerisinde kalıntıları görülen antik yol doğu-batı yönünde uzanan iki kutsal yolun daha bulunduğunu belirttiği gibi bunların denizden gelen esintilerin aracılığı ile kenti serinlettiği de ileri sürülmüştür.

    Smyrna’da Roma döneminde yapılan yapılar da yeni inşaatlar arasında gözden kaybolmuştur. Pagos Dağı’nın (Kadifekale), akropolün kuzey-batı eteklerinde olan tiyatro ile stadiumun yakın tarihlerde görülebilen Cavea’nın destek duvarları, oturma kademelerine uzanan tonozlu geçit gibi izleri de ortadan kalkmıştır. Bugünkü Basmane istasyonundan yukarıya doğru çıkıldığında 1922 yangınından kurtulabilen eski evler arasında kalmış olan bu kalıntıların olduğu yer uzun süre büyük bir çukur olarak kalmıştır. Ancak kentin plânsız gelişmesi burasının evlerle dolmasına neden olmuştur. Bugünkü İzmir’de Namazgâh (Tilkilik) Roma Agorasında peş peşe yapılan kazılar, o dönemle ilgili kalıntıları ortaya çıkarmıştır.

    Rudolf Naumann ve Selahattin Kantar’ın, Türk Tarih Kurumu ile Eski Eserler ve Müzeler Genel Müdürlüğü adına 1932–1941 yıllarında akropolde sürdürdüğü kazılarda agoranın 120 x 80 m. ölçüsünde bir dikdörtgen avlusu olduğu, doğu ve batısında da ikişer katlı stoaların olduğu anlaşılmıştır. Stoalar iki sütun dizisi ile üç’e bölünmüştür. Bunların arasındaki yapılar17.50 m. genişliğindedir. Burada halen devam eden bu kazıdan çıkarılan Poseidon-Demeter heykel grubu İzmir Arkeoloji Müzesindedir. M.S.178 depreminde kent ile birlikte akropoldeki yapılar yıkılmış, ancak Marcus Aurelleus Smyrna’yı yeniden yaptırırken yıkılan Stoa’nın batı kolonları üzerine karısı II.Faustina’nın portresini koydurmuştur.

    Agoradaki çalışmalar; agora meydanı, kuzey kapısı, bazilika altı, batı yapısı (stoa), antik çarşı olmak üzere beş yerde kazı, restorasyon, arkeolojik temizlik ve çevre düzenlemesi şeklinde sürdürülmektedir.


    Pergamon Akropolü (Bergama)

    Antik Mysia Bölgesi’nin önemli kentlerinden olan Pergamon, akropolün bulunduğu tepenin eteklerinden başlayarak ovaya doğru yayılmıştır. Akropolün bulunduğu tepenin iki yanından akan, Bakırçay Irmağı’na (Kalkos) dökülen (Selinos) ve Kestel (Keitos) çaylarının verimliliğini arttırdığı topraklar Antik Çağın gözde kentlerinden bir olmasını sağlamıştır. Bergama Çayı’nın (Selinos) ikiye ayırdığı kent, doğal kaynaklar ile çayların çevresindeki düzlüklerde günümüzde Musalla Mezarlığı denilen yere kadar uzanmıştır.

    Pergamon Akropolünün 392.3 m. yüksekliğindeki dik yamaçları kentin denizden uzak oluşundan dolayı göçlerden etkilenmemiştir. Bununla birlikte Pitane (Çandarlı) ve Dikili Körfezi’ne yakın oluşu, batıda Kaiko Vadisi’ni izleyen yolun Akhisar’a (Thyateria) ulaşmasıyla da Kral Yolu ile bağlantısı sağlanmış ve bu da kenti önemli kılmıştır.

    Bergama akropolü ve çevresinde arkeolojik araştırmalara XIX. yüzyılın ikinci yarısında başlanmış, araştırmacılar özellikle Kızıl Kilise ile ayakta kalabilmiş bazı kalıntılar üzerinde durmuşlardır. Bergama’ya 1865’te gelen C.Humann, Dr.Nikola Ballis ile akropole çıkarak kireç ocaklarında eritilen mermerleri görmüşlerdir. Bundan sonra C.Humman 1876’da Berlin Müzesi Müdürü olan Dr.A.Conze ile yöreyi incelemiş, bulduklarını Berlin Antiktepe Müzesi’ne göndermiştir.

    C.Humann’ın A.Conze, Bohn ve Schuhhardt’la birlikte 1883–1885 Aralık ayına kadar sürdürdüğü kazılarda İmparator Trayan’ın yaptırdığı teras üzerindeki tapınak, tiyatro ve yukarı agora kazılmıştır. C.Humann, Zeus Mabedinin kabartmaları ile Athena Mabedinin mimari parçalarını Berlin’e götürmüştür.

    Bergama kazılarını 1900–1912 yıllarında Dörpfeld yürütmüş, A.Conze ile Hepding de kazı gurubunda yer almıştır. Gymnasium, Attalos Evi, aşağı agora ve büyük yapının yer aldığı alan ortaya çıkarılmıştır. 1912–1913 yıllarında ise Prof.Hubert Knachfuss ile İsviçre’li arkeolog Prof.Schazmann akropolün değişik yerlerinde kazılar yapmıştır. Bergama’daki altıncı dönem kazılarını Berlin Müzeleri Müdürü Th.Wiegand yönetmiş, 1927–1929 yıllarındaki kazılarda akropoldeki saraylar ile depolar ortaya çıkarılmıştır. Aynı zamanda Priene, Milet ve Didim kazılarını da yürüten Th.Wiegand, 1928–1938 yılları arasında da Asklepion alanı ile bazilikanın bulunduğu bölümlerde de araştırmalarını yapmıştır.

    Bergama’da yapılan araştırmalarda bulunan kalıntılar, keramikler ve aletler yöredeki yerleşmenin Neolitik Çağda başladığını göstermiştir. Akropolün eteklerindeki toprak dolgular arasında bu döneme tarihlenen taş bıçaklar, Üvedik Tepe’de nefrit taşından bir balta bulunmuştur. M.Ö.4000’e tarihlenen bu eserleri Bronz Çağa ait vazolarla keramikler izlemiştir. Arkaik dönemde küçük bir yerleşim olan ancak bu dönem kalıntılarının çok az olduğu, Pergamon’dan buluntular akropolde M.Ö.800 yıllarında bir yerleşim olduğunu göstermiştir.

    Helenistik dönemde en parlak çağını yaşayan Pergamon akropolünde Traian Mabedi, Dionysos Mabedi, Demeter Mabedi, Aşağı, Orta ve Yukarı Gymnasiun, Tiyatro, Heroon, Hamamlar, Zeus Sunağı, Athena Kutsal Alanı ve Mabedi, Asklepios Mabedi, Kybele Kutsal Alanı, Hera Kutsal Alanı, Propylon, Çeşme, Pergamon Kütüphanesi, Yukarı Agora, Aşağı Agora, Serapion (Bazilika), Saraylar ve Peristyl Evler bulunuyordu.
    Devletleri yıkan tüm hatanın altında nice gururun gafleti yatar.

    Yavuz Sultan Selim


  8. #28

    Standart

    İzmir Kemeraltı Çarşısı


    İzmir il merkezinde Anafartalar Caddesi ve Mezarlıkbaşı semtinden başlayarak deniz kıyısını da kapsamına alan ve Konak Meydanı’na kadar ulaşan Kemeraltı Çarşısı 1650–1670 yılları arasında kurulmuştur. Deniz kıyısı kısmen doldurulmuş ve bu nedenle de yeni yerleşim alanları ile ticarethaneler açılmıştır. Ticarethanelerin başında 1744 yılında yapılan Kızlarağası Hanı gelmiş, daha sonra bunu diğer hanlar izlemiştir.

    İlk yapıldığı yıllarda Kemeraltı Çarşısı üzeri tonoz ve kiremit örtülü, sokakları kapsayan bir kapalı çarşı görünümünde idi. Çarşı XX. yüzyılın sonlarına kadar bu özelliğini korumuştur. Bugün üzeri açık olan ara sokakların bir bölümünün de üzeri beşik tonozla örtülü idi.

    XIX. yüzyılda İzmir’in ticaret hayatının can noktası olan bu çarşı eski hanlar ve bedestenleri kapsamakta idi. Buradaki dükkânlar daha çok yerli halka ve dar gelirli ailelerin gereksinimini sağlıyordu. Çarşı demirciler, kömürcüler, çiviciler, baharatçılar ve saman pazarı gibi ticarethaneleri kapsamakta idi. Çarşıda her ticarethane gruplar halinde ayrı bölümleri oluşturmuştu.

    Günümüzde Kemeraltı Çarşısı bu özelliğinden oldukça uzaklaşmış ve İzmir’in önemli bir alış veriş merkezi haline gelmiştir. Tonoz ve kubbeli bazı dükkânlar özelliğini korumuş olmalarına rağmen çoğunlukla modern iş merkezleri, mağazalar, kafeteryalar ve sinemalar burada toplanmıştır. Bunların yanı sıra Türk el sanatları örneklerini yansıtan seramiklere, çini panolara, ağaç eserlere, madeni eserlere, düz dokuma yaygıları ile halı ve kilimlerin satışının yapıldığı dükkânlar da burada bulunmaktadır.
    Devletleri yıkan tüm hatanın altında nice gururun gafleti yatar.

    Yavuz Sultan Selim


  9. #29

    Standart

    İzmir Sivil Mimari Örnekleri


    İzmir tarih boyunca geçirdiği 1654, 1664 ve 1723 depremleri ve 1825 yangını nedeni ile yapılarının büyük çoğunluğu yok olmuştur. Günümüze gelebilen sivil mimari örneklerinin çoğu XIX. yüzyılın sonları ile XX. yüzyılın başlarına tarihlendirilmektedir. Bununla beraber İzmir’in sivil mimari örnekleri konusunda gezginlerin yazmış olduklarından ayrıntılı bilgi edinilmektedir. XVII. Yüzyılda kente gelen Evliya Çelebi İzmir’de yerleşimin kale sırtlarında ve ovada kıyı boyunca yayıldığını ve bu evlerin 2000 civarında olduğundan söz etmektedir. C.Texier daha ayrıntılı bilgi vermekte, İzmir’in sivil mimari örneklerinin ve devlet yapılarının mimari yönden çok fazla özellik taşımadığını, evlerin kaldırımlı dar sokaklar çevresinde kurulduğunu belirtmiştir. Ayrıca evlerin şahnişlerindeki üst kat pencerelerinin ve saçakların yakınlığının güneşi azalttığını da ileri sürmüştür.

    Türk döneminde İzmir’de yerleşim daha çok Kadifekale’den denize doğru uzanan alanda olmuştur. Özellikle bu yerleşimler İzmir Kalesi dışındadır. Gezginlerin notlarında bu yerleşim ortaklaşa aynı sözcüklerle ifade edilmiştir:

    “Kadifekale’nin bulunduğu tepeye yaslanan İzmir’in denizden görünüşü gerçekten çok güzeldir. Kıyı boyunca evler sıralanmıştır. Bu ev dizilerinin çıkıntılı balkonları, yeşil selvi ağaç kümelerinin ortasında camiler bulunmaktadır”.

    General Moltke de “Eğer gökten bir avuç küçücük kırmızı ev, birkaç cami ve çeşme düşse imar planı bu şehirdekinden daha karmaşık olamazdı” demektedir.

    İzmir’de 1845 yangınından sonra Sultan Abdülmecit bütün yangın yerlerinin yeniden düzenlenmesini istemiş ve şehir eskiye oranla daha düzgün bir şekilde yapılmıştır. Bu arada önceki şehrin dolambaçlı ve dar yolları düzeltilmiş ve bu tür şehircilik çalışmaları 1940 yılına kadar sürmüştür. Bu arada yeni açılan Fevzipaşa Bulvarı’nın Kadifekale yönündeki Türk mahalleleri değişmemiştir. XIX. yüzyılda sivil mimari yönünden önemli olan Türk mahalleleri Tilkilik, Namazgâh, Keçeciler, Çorakkapı, Mezarlıkbaşı, İkiçeşmelik, Selvili Mescit, Ballıkuyu, Arapfırını Sokağı ve Kemeraltı’nda bulunmaktadır. Bu mahallelerin hemen hepsi meyilli bir arazide kurulmuş, yapılanma da ona göre uygulanmıştır.

    İzmir’in en eski evleri çoğunlukla iki katlıdır. Zemin katı depo işlevi için ayrılmış, oturma ve yatak odaları da ikinci kattadır. Bu evler de Anadolu’nun diğer bölgelerinde olduğu gibi geniş ve uzun hollerden meydana gelmiştir.

    XIX. yüzyılda batılılaşma sürecine giren Osmanlı İmparatorluğu’nda sivil mimari de değişime uğramıştır. Bu dönemde Neo-Klasik üslup kentin hemen hemen tüm yapılarında uygulanmıştır. Ancak bu dönemde İzmir’in batılı tüccarların ve kolonilerin etkisi ile kıyı boyunda ticarete dönük bir yapılanmaya gidilmiştir. Bununla beraber yine de Göztepe, Karantina ve Karşıyaka’da kıyı boyunda evlerin yapıldığı da görülmüştür. XIX. yüzyılın sonu ile XX. yüzyılın başlarında Alsancak’a kadar uzanan Kordonboyu’nda iki ve üç katlı Neo-Klasik üslupta ticari yapılar ve Rum evleri sıralanmıştır. Şehrin Tilkilik ile Namazgâh semtlerinin birleştiği bölgede gelirleri yüksek olan Türk ve Musevi ailelerin konutları bulunmaktadır. Kentin orta tabaka insanları Namazgâh ile Tilkilik semtlerinin arkasına gelen bölgelerine, özellikle Mezarlık başına yerleşmişlerdir. Bunun yanı sıra Eşref Paşa ve İkiçeşmelik semtlerine de yine gelir düzeyleri düşük Müslüman aileler yerleşmişlerdir. Kentin Müslüman olan orta ve üst tabakası da Karantina, Göztepe ve Kokaryalı’daki dar sahil şeridi ile oraya kadar uzanan tepelerde konutlarını yapmışlardır. Bunlar yalı dizileri ve köşklerdir.

    Bu dönemde İzmir’de yapılan sivil mimari örneklerinin çoğu yüksek avlu duvarlarının arkasında olup, bu duvarlar saçaklıdır. Bunların arkasındaki evlerin cepheleri cumbalarla hareketlendirilmiştir. Üzerleri beyaz veya renkli sıvanmış taş duvarlı, ahşap kapıdan mermer avluya geçilmektedir. İzmir evlerinin hemen hepsinde bir avlu bulunmaktadır. Bu avlu içerisinde eve girişi sağlayan merdivenler, duvarlarda nişler, avlu ortasında fıskiyeli havuz ve kuyular bulunuyordu. Çoğunlukla içe dönük, dışa kapalı olan bu evlerin bazıları harem ve selamlık olarak iki ayrı bölümden meydana gelmiştir. Bu evlerin ahşap saçakları, ahşap doğramaları, kirişleri ve payandaları bulunmaktadır. Zemin kat ile üzerindeki kat arasında çoğu kez ara katlar oluşturulmuştur. Evlerin belirli bir yüksekliğe kadar altları taştan, üst kısımları da ahşap karkastan yapılmıştır. Dolgu kısımlarında ve bölmelerde tuğlaya yer verilmiştir. Bu tür karkas sistemi depreme karşı bir önlemdir.

    Evlerin birinci katları kış, ikinci katları da yaz şartlarına göre hazırlanmıştır. Çoğunlukla iki katlı olan ve dış sofalı plan düzeninin uygulandığı bu evlerde Başodalar ahşap payandalarla desteklenmiş, dışarıya doğru çıkıntılıdır. Ancak tümünde ışıklandırmaya ve havalandırmaya önem verilmiştir. Evler birbirlerinin görüntüsünü bozmayacak şekilde yapılmıştır.

    İzmir’deki sivil mimari örneklerinin başında Uşakizadeler Köşkü gelmektedir. Beyaz Köşk veya Latife Hanım Köşkü olarak tanınan bu köşkü XIX. yüzyılda Uşakizade Muammer Bey’in babası Sadık Bey yaptırmıştır. Atatürk 14 Eylül 1922–27 Eylül 1924 tarihleri arasında bu köşke beş kez gelmiş ve kalmıştır. İzmir Göztepe semtinde eğimli bir arazide bulunan bu köşk üç katlı olup, geni bir bahçe içerisinde taş ve ahşap kaplamalı bir yapıdır.

    XIX. yüzyılda yapılmış olan Halil Rıfat Paşa Köşkü, ana yapı ve müştemilat binasından meydana gelmiştir. İki katlı olan yapının yanında tek katlı müştemilat binası bulunmaktadır. XX. yüzyılın sonlarında orijinal durumuna uygun olarak restore edilen köşk TULOV Vakfı tarafından Kültür ve Eğitim Merkezi olarak kullanılmaktadır.

    Alsancak Gar Binası İzmir-Aydın demiryolunun 1856’da hizmete girmesinden sonra 1858 yılında yaptırılmıştır. Gar binası tek katlı olup kesme taş ve tuğladan yapılmıştır. Dikdörtgen planlı olan yapı kırma çatı ile örtülüdür. Giriş holünün çevresindeki koridorlarda çeşitli odalar sıralanmıştır.

    Basmane Gar Binası XIX. yüzyılın ikinci yarısında yapılmıştır. Kesme taştan dikdörtgen planlı gar binasının orta bölümü üç katlı olup, burası istasyonun ana salonudur. Yapının üzeri kırma çatı ile örtülmüş, iki kenarın ortasına da üçgen alınlıklar yerleştirilmiştir. Böylece yapının düz cephe görünümüne hareketlilik sağlanmıştır. Yapı alt sırada dikdörtgen, üst sırada ise yayvan yuvarlak dizi halinde pencerelerle aydınlatılmıştır. Köşelere kesme taştan köşebentler oturtulmuştur.

    Konak Meydanı’nda bulunan Hükümet Konağı 1868–1872 yıllarında yapılmıştır. XX. yüzyılın sonlarına doğru yanan bu yapı yeniden orijinaline uygun olarak yapılmıştır. Kurtuluş Savaşı’nda önemli bir yeri olan bu binada Türk ordusunun şehre girmesi sırasında balkonda asılı olan Yunan bayrağı indirilerek yerine Türk bayrağı çekilmiştir.

    Yapı kesme taştan iki katlı ve dikdörtgen planlı olarak yapılmış, üzeri kırma çatı ile örtülmüştür. Merdivenle çıkılan giriş dört sütunun taşıdığı üçgen bir alınlıkla dışarıya taşırılmıştır. Cephesinde iki sıra halinde altlı üstlü pencereler sıralanmıştır.

    Hisarönü semtinde bulunan Eski Belediye Binası Kurtuluş Savaşı sırasında Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti’nin merkezi olarak kullanılmıştır. İzmir’in kurtuluşundan sonra Belediye Binası olarak kullanılmış 1997 yılından itibaren de TBMM Egemenlik Evi olarak İzmir’in kültür ve sanat merkezi olarak kullanılmaktadır.

    Mithatpaşa Caddesi’nde 1925 yılında Y.Mimar Necmettin Emre’nin yapmış olduğu Türk Ocağı Binası Neo-Klasik üslupta bir yapıdır. İki katlı üzeri kubbeli olan yapı günümüzde İzmir Devlet Tiyatrosu olarak kullanılmaktadır.

    Beyler Sokak’ta bulunan Salepçizade Konağı’nın selamlık bölümü İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin çalışmaları doğrultusunda 1912 yılında İzmir Milli Kütüphanesi’ne dönüştürülmüştür. Milli Kütüphane’nin yanındaki Elhamra Sineması 1922–1926 yıllarında yapılmıştır. Neo-Klasik üsluptaki bu yapı günümüzde İzmir Devlet Opera ve Balesi olarak kullanılmaktadır.

    İzmir Muallim Mektebi’nin yapımına İzmir Valisi Rahmi Aslan Bey tarafından XX. yüzyılın başlarında başlanmış, Yunan işgali nedeni ile yapı tamamlanamamıştır. Yunan işgal komiserliği burada İonia Üniversitesi kurmak amacıyla yapıyı tamamlamıştır. İzmir’in kurtuluşundan sonra 1923 yılından itibaren Erkek Muallim Mektebi olarak kullanılmıştır. Muallim Mektebi’nin 1926 yılında Kızılçullu’ya taşınmasından sonra da burası İzmir Kız Lisesi olmuştur.

    Yapı Neo-Klasik üslupta dikdörtgen planlı kesme taştan yapılmış, üzeri kırma çatı ile örtülmüştür. İki katlı olan yapının girişinde dört sütunun taşıdığı dışarıya taşkın merdivenli bir giriş bölümü bulunmaktadır. Yapı zeminden yüksek bir kaide üzerine oturtulmuştur. Cephe boydan boya iki kat sıra halindeki pencerelerle hareketlendirilmiştir.

    İzmir yangını sırasında İzmir’in yarısı yanmış, dini ve sivil mimari örneklerinden çoğu da bu yangından kurtulamamıştır. Hacı Franco, Ermeni Mahallesi, Fransızların yaşadığı St. George Sokağı tümü ile yanmıştır. Bu arada İzmir Tiyatrosu, Sporting Kulüp, Kramer Palas, Poseidon, Haylayf, İzmir Palas, İtalyan Konsolosluğu, İngiliz Konsolosluğu, Bonmarşe, Sitein, Luvr, Şarm, Ektayolo gibi mağazalar, Atina, Selanik, Osmanlı bankaları, Amerikan Koleji ile okullar, ticarethaneler, kütüphaneler ve fotoğraf stüdyoları da yanmıştır.


    Bergama Evleri

    Bergama’da Türk döneminde yapılmış evlerin hemen hemen çoğunda Helenistik dönem evlerinin izleri görülmektedir. Bu evler dikdörtgen planlı, sütunlu avlulu ve dört yönden galerilerle çevrilmiştir. Günümüze gelebilen en eski Bergama evleri XVIII. yüzyılın sonlarına tarihlendirilmektedir.

    Bergama evleri dış sofalı evler, iç sofalı evler olmak üzere iki ayrı grupta mütalaa edilmektedir. Dış sofalı evler XVIII. yüzyılın ikinci yarısına tarihlendirilmekte olup, bunlarda iki cepheli direkli olan hayat kısmı bulunmaktadır. Bergama evlerinin odalarında biri büyük, diğeri de küçük olmak üzere pencereleri bulunmaktadır. Bazı örneklerde iki büyük oda arasında eyvan olarak da nitelendirilen alana küçük bir oda yerleştirilmiştir. Böylece hayat ve odalar tek dizili plan şeması göstermektedir. Büyük odaların girişleri pahlı, hayatın uzun cephesi de direklidir. Odaların iki kısa cephesi ise duvarla kapatılmıştır. Evin iki büyük odasında duvar kalınlığı içerisine dolaplar, yüklükler ve nişler yerleştirilmiştir. Hayatın bulunduğu yere de sedirler ve ocaklar yerleştirilmiştir. Aydınlatma ve havalandırma dış sofaya açılan pencerelerle yapılmıştır.

    Bergama’da geleneksel Türk evleri arasında Sakız Tipi denilen evler de bulunmaktadır. Eski Hastane Caddesi’nde bulunan bu tür evlerin uzun cepheleri simetrik planlıdır. Ahşap panjurlu pencereler, ahşap cumbalar dikkati çekmektedir. Bu tür evlere örnek olarak Eski Hastane Caddesi ile Karaveliler Çıkmazı’ndaki Hacı Rıza Evi, Gazi Mahallesi’nde bulunan ev, Hacı İsmail Ağa’nın Konağı gösterilmektedir.

    İç sofalı evlerde odalar sofanın iki yanına dizilmiş ve böylece iç sofalı plan tipi ortaya çıkarılmıştır. İklimden ötürü daha korunaklı olan bu evlerin iki cephesi sağır, odalar arasında kalan sofanın bir kenarı kapalı diğer yüzü de direklidir. Bu tip evlere örnek olarak Harputlu Hacı Mustafa Ağa Konağı, Şefik Evcimen Evi, Dr.Abdürrahim Bilimer Evi, Hacı Rıza Evi ile Akıncı Pansiyon gösterilmektedir.

    Bergama evleri arazinin eğimine paralel olan yollar ve bunları birbirine bağlayan kısa yollar arasına yerleştirilmiştir. Çoğunlukla hımış tekniği uygulanmıştır. Bununla beraber Avrupa mimarisinin etkisinde kalınarak kâgir evler de yapılmıştır. Evlerin bodrum katları moloz taş, kaba taştan yapılmış üst katlarda taşların arasında yer yer tuğla kullanılmıştır. Bunların cepheleri bazen sıvanmış, bazen de sıvasız bırakılmıştır. Üst katların dış duvarlarında taş ve tuğlalar almaşık düzende örülmüştür. Bunların arasına da yer yer hatıl konulmuştur.

    Bergama evlerinde geleneksel Türk evlerine özgü olan kırma çatılar ile ahşap saçaklara pek rastlanmamaktadır. Çatıların tümü alaturka kiremit ile örtülü olup, iki yana doğru eğimlidir. Cepheleri sıvanmamış evlerde çatılar çoğunlukla iki üç sıra tuğlanın birbiri üzerinden aşırtılması ile basit bir saçak yapılmıştır. Bazı örneklerde de dişli tasarımlara, konsollara yer verilmiştir. Bu çıkıntıların üzerine 12–25 cm. arasında değişen profilli silmeler veya ahşap saçaklar yapılmıştır. Evlerin kat silmeleri düz taştan veya yarım tuğladan silmelerle birbirlerinden ayrılmıştır. Diğer Anadolu evlerinden farklı olarak bezemeli çıkma ve balkonların altında dekoratif motiflerle bezenmiş dökme demir konsollar (paraçoller) bulunmaktadır. Bu destekler 4–5 adet olmak üzere belirli aralıklarla alt kısımlara yerleştirilmiştir. Evlerin sokak kapıları bir niş içerisine yerleştirilmiş ve bu niş bir söve ile çevrelenmiştir. Evlerin büyük çoğunluğunun bahçe kapıları demirdendir. Çift kanatlı büyük bahçe kapılarının bazıları yavru kanatlar halindedir. Doğrudan doğruya evin içerisine açılan sokak kapıları masif olup, üzerlerinde taşlığı aydınlatmak amacı ile demir parmaklıklı pencere boşlukları bulunmaktadır.

    Evlerin pencereleri taş söveli olup, hepsi demir parmaklıklı veya kepenklidir. Bunların üzerlerinde bezemeli alınlık ve taş konsollara da yer verilmiştir. Bazılarında düz taş lento da görülmektedir. Zemin ve bodrum kat pencereleri bazen üst katlardakilerin benzeri, bazıları da yükseklik olarak üsttekilerden daha kısa ölçüdedir.

    Bergama’da bu evlerin yanı sıra tek katlı ve Rum evleri de günümüze gelebilmiştir. Bunlarda giriş nişi cephenin bir köşesine yerleştirilmiş, birkaç basamakla çıkıldıktan sonra dikdörtgen planlı bir hole, oradan da L şeklindeki odalara geçilmektedir. İki katlı çıkmasız evlerde alt ve üst katlar birbirinin benzeridir. Bu evlerde cepheyi sınırlayan veya yalnızca giriş kapısını çevreleyen plasterler katları birbirinden ayıran kornişler bulunmaktadır.

    Bergama’da dikkati çeken sivil mimari örneklerinden birisi de iki katlı Sakız Evleridir. Bu tür evleri diğerlerinden ayıran en tipik özellik ise düz ve yalın görünümlerine hareket veren çıkmalardır. Cumba veya balkon şeklindeki bu çıkmalar ev halkının dışarısını izlemesini sağlamaktadır. İki katlı balkonlu Sakız Evleri, iki katlı cumbalı Sakız Evleri gibi Bergama’ya özgü evler de bulunmaktadır.


    Bornova Evleri

    XIX. yüzyılın sonlarında ve Kurtuluş Savaşı öncesinde İzmir’de yaşayan yabancı koloniler ve tüccarlar çoğunlukla Buca ve Bornova’da yaşamayı tercih etmişlerdir. Bu nedenle de bu bölgelerde İngiliz, Fransız ve İtalyan mimarisinin özelliklerini yansıtan konutlar yapılmıştır. Bunlar İngiliz malikânelerinde olduğu gibi büyük bahçeler içerisindedir. Bahçelerinde de yabancı bahçe mimarisinin özellikleri görülmektedir. Bu evlerin başında Bornova’da Belhomme Evi, Peterson Köşkü, Murat Evi, Paggy Köşkü, Pandespanian Köşkü, Maltas Evi, Steinbuchel Evi, Chamaud Evi, Charlton Wittal Evi, Well House, Edmund Giraud Evi, Donald Giraud Evi, Kanalaki Evi, Aliotti Evi, Bari Evi gelmektedir.

    Bu evlerden Belhomme Evi İngiliz Mimar Clark tarafından 1880 yılında yapılmıştır. Sonraki yıllarda Belhomme ailesine geçen köşk UNESCO’da görev yapan Helena Arman tarafından restore edilmiştir. Bu yapının restorasyonu Prof.Dr.Aysel Bayraktar tarafından yapılmıştır.

    Oldukça gösterişli dış cephe mimarisine sahip olan bu evin merdivenle çıkılan ikinci katının girişi dört sütunun taşıdığı üçgen bir alınlıkla bir Yunan mabedini anımsatmaktadır. Günümüzde Bornova Belediyesi’nce Atatürk Kitaplığı olarak kullanılmaktadır.

    Paterson Köşkü bugün Mustafa Kemal Caddesi üzerinde olup, İngiliz Tüccarlarından John Paterson tarafından 1859 yılında yapılmıştır. Geniş bir bahçe içerisindeki köşkün ayrı bir mutfak, hizmetkârlar bölümü ile seraları ve ahırları bulunmaktadır. Köşkün yapı malzemesinin büyük bir kısmı Avrupa’dan, özellikle İngiltere’den getirilmiştir. Kurtuluş Savaşı sırasında bir süre karargâh olarak kullanılmıştır.

    Köşk 38 odalı olup, cephe görünümü zaman içerisinde değişikliğe uğramış, 1963 yılında bir süre halı atölyesi olarak kullanılmış, 1991 yılında da İzmir Valisi Kutlu Aktaş’ın girişimleri ile restore edilmiştir.

    Fevzi Çakmak Caddesi ile Gençlik Caddesi’nin kesiştiği caddede bulunan Murat Evi, İngiliz ailelerinden Edvards tarafından 1880 yılında yapılmıştır. İzmir Büyük Şehir Belediyesi tarafından restore edilmiştir. İki katlı kesme taştan olan evin alt kat cephesi sütunlarla hareketli bir görünüme sokulmuş, üst katı da sıra halinde pencerelerle hareketlendirilmiştir.

    Günümüzde Ege Üniversitesi Rektörlük binası olarak kullanılan Paggy Köşkü Fransız tüccarlarından Fontan d’Escalon tarafından 1800 yıllarında yaptırılmıştır. İki katlı olan bu köşkün cephe görünümü son derece hareketli olup, üniversite tarafından restore edilmiştir.

    Ege Üniversitesi’nin sosyal tesisi olarak hizmet veren Pandespanian Köşkü, Pandespanian ailesi tarafından 1880 yılında yaptırılmıştır. Ege Üniversitesince restore edilen köşk üç katlı olup, alınlıklı çatısı ve hareketli pencereleri ile görkemli bir dış cepheye sahiptir.

    Bornova’da Uzun Sokak’ta bulunan Maltas Evi La Fontaine ailesinden Geoffrey Maltas’ın eşi Audrey Maltas tarafından XIX. yüzyılın ikinci yarısında yaptırılmıştır. Fransız mimari üslubunda olan bu yapı da hareketli cephe görünümü ile dikkat çekmektedir. Günümüzde Anaokulu olarak kullanılmaktadır.

    Bornova Hürriyet Caddesi’nde bulunan Steinbuchel Evi İngili John Maltass tarafından 1860 yılında yapılmıştır. Kurtuluş Savaşı sırasında kısa bir süre Atatürk tarafından karargâh olarak kullanılmış ve bu arada John Maltass’ın kızı Eugenie Wood da Türk ordusunca koruma altına alınmıştır. İngiliz mimari üslubundaki bu yapı da dış cephe görünümü ile dikkati çekmektedir.

    Bornova Gençlik Caddesi üzerinde bulunan Charlton Whitttal Evi XIX. yüzyılda İngiliz Whittal Şirketinin kurucusu Charlton Whittal tarafından yaptırılmıştır. Daha sonra Giraud ailesine satılan ev bir süre Hollandalı rahibelerin manastırı olarak kullanılmıştır. Günümüzde Ege Üniversitesi Rektörlük Binası olarak kullanılmaktadır. Yine Bornova Gençlik Caddesi üzerinde bulunan Charton Whittal Evi XIX. yüzyılda yapılmış bir süre Bornova’da yaşayan İngiliz kolonisinin kulübü olarak kullanılmıştır. Günümüzde Ege Üniversitesi’nin kütüphanesidir.

    Bornova Fevzi Çakmak Caddesi üzerinde bulunan Giraud Evleri, William Giraud tarafından 1860 yılında yapılmıştır. Türkiye’deki ilk tekstil fabrikasının kurucularından olan Giraud’un bu evi Venedik Konsolosluğu olarak kullanılmıştır. Aynı aileden Edmund Giraud’un Naldöken’de bulunan evi geniş bir bahçe içerisinde bulunuyordu. Gençlik Caddesi üzerindeki ev C.Ballian’ın ölümünden sonra Donald Graud’a satılmıştır. Günümüzde Ege Üniversitesi’nin mülkiyetindedir.

    Bornova’da, Suphi Koyuncuoğlu İlköğretim Okulu’nun bahçesinde bulunan Kanalaki Evi İzmirlilerin prenses olarak isimlendirdikleri bir Rus kadın tarafından 1840 yılında yaptırılmıştır. Kaynaklardan öğrenildiğine göre Bayan Kanalaki Bornova’da yirmiye yakın bina ve golf sahası yaptırmıştır. Bu ev Rus sahiplerinin ölmesinden sonra uzun süre boş kalmıştır. Günümüzde Suphi Koyuncuoğlu İlköğretim Okulu’nun yönetim binası olarak kullanılmaktadır.

    Bornova Gençlik Caddesi üzerinde bulunan Aliotti Evi, Floransalı soylulardan Aliotti ailesi tarafından 1800’lü yıllarda yaptırılmıştır.

    Ege Üniversitesi’nin girişinin yanında bulunan Barry Evi, Barry ailesi tarafından XIX. yüzyılda yaptırılmıştır. Günümüzde Ege Üniversitesi’nin lokali olarak kullanılmaktadır.

    Bornova’daki yabancı kolonilerin evlerinden Charnaud Evi 1830’lu yıllarda yapılmıştır. Oldukça gösterişli olan bu ev XX. yüzyılın ikinci yarısında yol çalışmaları yüzünden yıkılmıştır. Bu evi Harold Charnaud 1919 yılında satın almış, Kurtuluş Savaşı sırasında da bir süre karargâh olarak kullanılmıştır.


    Buca Evleri

    İzmir ili Buca ilçesinde bulunan sivil mimari örneklerinden günümüze gelebilenler XIX. yüzyılda yapılmış olan eserlerdir. Bunların büyük bir kısmı XIX. yüzyılda İzmir’de ticari yaşamlarını sürdüren Avrupalı aileler ile konsoloslara ait yapılardır. Bunların yanı sıra benzerlerine Safranbolu, Kula ve Milas’ta rastlanan iki veya üç katlı Türk evleri de bulunmaktadır.

    XIX. yüzyılın Başlarından itibaren İzmir’de iş merkezleri bulunan İngiliz, İtalyan, Fransız ve Rumların kendilerine özgü yaptırmış oldukları evler daha çok malikâne ve köşk niteliğindedir. Günümüze bunların büyük bir kısmı iyi bir durumda gelebilmiştir. Bu yapıların arasında George King Forbes, Gout, Prenses Borghese, Kont Dr. Aliberti, De Jongh, Dimostanis Baltacı Malikaneeri, tarihi İngiliz Protestan Kilisesi bulunmaktadır.

    Buca’da sivil mimari örneklerinin bulunduğu Heykel Mevkii, bugünkü Belediye Binası çevresi ve Eğitim Fakültesi civarını kapsamaktadır. Bu tarihi yapıların bulunduğu 150 dönümlük alanın tarihi dokusunu koruma amacına yönelik İmar - Plan - Proje çalışmaları D.E.Ü. Mimarlık Fakültesi Şehircilik Bölümü tarafından yapılmıştır. Proje için Anıtlar Yüksek Kurulu’ndan da onay alınmıştır.

    Buca’daki Dutlu Sokak günümüzde Barış Manço Kültür Sokağı olarak isimlendirilmektedir. Burada Buca’nın iki ve üç katlı dışarıya cumbalı evleri iyi korunmuştur. Bu sokaktaki evler Buca sivil mimarisini en güzel şekilde yansıtmaktadır.

    Buca’da XIX. yüzyılda yapılmış olan Rees Malikânesi yaşamları boyunca burada yaşamış olan Rees ailesi tarafından yaptırılmıştır. I.Dünya Savaşı sırasında İzmir Valisi Rahmi Bey tarafından bu malikâneye el konulmuş ve yatılı kız öğretmen okulu olarak kullanılmıştır. Günümüzde Buca Eğitim Fakültesi’dir.

    Malikâne taş ve tuğladan yapılmış, üzeri sıvanmıştır. Yapının bazı bölümleri iki, bazı bölümü de üç katlı olup, iki ayrı bölümden meydana gelmiştir. Yan tarafında kule şeklinde ayrı bir bölüm bulunmaktadır. Cephe düzenindeki pencereler bir birlik göstermemektedir. Bazıları ince uzun yuvarlak kemerli, bazıları dikdörtgen söveli, çatı katındakiler de küçük kare pencerelerdir. Geniş bahçe içerisinde bulunan malikânenin üzeri kiremitli çatı ile örtülüdür.

    Buca’nın en eski yapılarından biri olan Dimostanis Baltacı Malikânesi de XIX. yüzyılda yapılmıştır. Yüzyılın ikinci yarısında Yunan Milli Bankası tarafından satın alınmış ve kimsesiz çocuklar için kullanılmak üzere bağışlanmıştır. Kurtuluş Savaşı’ndan sonra sahibi Rum olan bu malikâne mübadele hükümleri uyarınca Türk Hükümetine geçmiştir.

    Malikâne içerisinde havuz ve heykellerin bulunduğu geniş bir bahçe içerisinde iki katlı bir yapıdır. Dikdörtgen planlı yapının üzeri ahşap bir çatı ile örtülmüştür. Cephe görünümünde altlı üstlü iki sıra pencere bulunmaktadır. Bunlar dikdörtgen sövelidir. Ayrıca katlar silmelerle birbirlerinden ayrılmış ve bunlarla da cepheye hareketlilik kazandırılmıştır. Malikânenin girişi sütunlu olarak yapılmıştır. Buradan geniş bir salona geçilmektedir.

    Günümüzde Buca Lisesi’nin bir bölümünü oluşturmaktadır.

    Buca’nın en eski yapılarından olan De Jongh Malikânesinin 1800’lü yıllarda yapıldığı sanılmaktadır. Malikâneyi yaptıran De Jongh ailesi XX. yüzyılın başlarında Buca’dan ayrılmış ve malikâneyi de bir İtalyan işadamına satmıştır. Bundan sonra bahçesi bir süre İzmir’de Levantenlerin kurduğu Tenis kulübünün kortlarına dönüşmüştür. Daha sonraları yapılan eklerle sanatoryum olarak kullanılmıştır.

    Yapı kesme taş, moloz taş ve tuğladan dikdörtgen planlı bir yapı olup, üzeri ahşap çatı ile örtülüdür. Tek katlı yapının altında dışa pencerelerle açılmış olan bir bodrumu bulunmaktadır. Yapının cephesi sütunlu bir revak şeklindedir. Zemin katın üzerinde aynı plan düzeninde bir de çatı katı eklenmiştir. Günümüzde Sosyal Sigortalar Kurumu mülkiyetindedir.

    Buca’dak, Gavrili Konağı’nı Mimar Vafiyedis XIX. yüzyılın ikinci yarısında yapmıştır. Yakın zamanlara kadar Pengelli ailesinin yaşadığı bu konak moloz taş ve tuğladan dikdörtgen planlı olarak yapılmıştır. Cephesi tuğla frizler, pencere üzerlerindeki yarım daire kemer ve alınlıklarla hareketlendirilmiştir. Ayrıca cephenin ortası üçgen bir alınlıkla sona erdirilmiştir. Üzeri ahşap çatı ile örtülü olan konağın kemer alınlıklarında ve pencere altlarına rozetler yerleştirilmiştir.

    XIX. yüzyıl sonu ile XX. yüzyılın başında Russo Köşkü ise diğer yapılardan farklı bir mimari özellik yansıtmaktadır. Bu köşkte değişik mimari formlar ve motifler kullanılmıştır. İki katlı olan köşkün kısa kenarı üçgen alınlıkla sona ermekte olup, üzeri ahşap çatı ile örtülüdür. Evin sokağa bakan yan cephesi dışarı çıkıntılı, çatıya kadar yükselen cumba şeklindedir. Ayrıca kısa kenarın bir köşesine camekânlı balkon şeklinde bir başka cumba yerleştirilmiştir.

    Buca’da Levantenlere ait malikâneler arasında en dikkat çekici örneklerden biri olan Forbes Malikânesinin 1908 yılında yaptırıldığı sanılmaktadır. Yapımından bir yıl sonra yanan malikâne 1910 yılında yeniden yapılmıştır. Forbes ailesinin buradan ayrılmasından sonra Whittall ailesi bu köşkte yaşamıştır.

    Köşk kesme taş ve tuğladan dikdörtgen planlı olup, iki katlı olarak yapılmıştır. Giriş dört sütunun taşıdığı üçgen bir alınlık ile gösterişli bir konumdadır. Bunun yanında dikdörtgen planlı üç katlı kule şeklinde bir bölüm bulunmaktadır. Alt kattaki bölüm sağır nişli olup, üzerindeki iki bölüm dışarıya taşırılmış kornişlerle birbirlerinden ayrılmıştır. İnce uzun pencereleri ile cephesi oldukça hareketlendirilmiş, adeta küçük bir saray görünümünü almıştır.

    Ormanlık bir tepe üzerinde bulunan köşk günümüzde SSK Hastane içerisinde iyi bir durumdadır.

    XIX. yüzyılda yapılmış olan, Buca eşrafından Davut Farkoh’un Konağı dikdörtgen planlı, iki katlı İstanbul’daki konaklara benzer şekilde, karnıyarık plan türünde yapılmıştır. Ortadaki sofa etrafında odalar simetrik olarak sıralanmıştır. Cephe görünümünde üç kemerli ana girişi ile dikkati çekmektedir. Girişin üzerinde yine üç kemerli olarak bir balkona yer verilmiştir. Cephedeki pencereler ince uzun dikdörtgen söveli olup, yalnızca kemerli balkon içerisindeki pencereler yuvarlak kemerlidir.

    Buca Belediyesi’nin hizmet binası olarak kullanılan bu konak günümüzde Buca Belediyesi Kültür Sanat Merkezi ve Kütüphane olarak kullanılmaktadır.

    Buca’daki Papazlar Okulu’nun yapım tarihi ile ilgili herhangi bir bilgi bulunmamaktadır. Bununla beraber yapı üslubundan XIX. yüzyılın sonlarında veya XX. yüzyılın başlarında yapıldığı sanılmaktadır.

    İki katlı olan bu yapı üç bölümden meydana gelmiş, bölümler birbirlerinden kornişlerle ve silmelerle ayrılmıştır. İç plan düzeninde ise, sofaların çevresindeki koridorlara odalar yerleştirilmiştir. Moloz taş ve tuğladan yapılmış olan bina ahşap kırma çatı ile örtülüdür.

    Buca’da zeytinlik alanda bulunan, günümüzde şehir içerisinde kalan Levantenlerden Hacı Andoniyadis’e ait olan kule evin ilginç bir mimarisi vardır. Halk arasında bu yapıya Kız Kulesi ismi verilmiştir. Geniş bir taban üzerine oturtulmuş, moloz taş ve tuğladan yapılmış konik formdaki bu yapının üst kısmına dıştan bir merdivenle çıkılmaktadır. Bunun üzerinde yuvarlak balkonu andıran bir teras ve konik bir çatı ile örtülü olduğu izlerden anlaşılmaktadır. Bu yapı Buca’nın kendine özgü mimari örneklerinden birisidir.


    Çeşme Evleri

    Çeşme evleri deniz kıyısında, Çeşme Kalesi’nin arkasına doğru uzanan alanda ve denize karşı sıralanmışlardır. Bu evler XIX. yüzyılın başlarından günümüze kadar gelebilmiş örneklerdir. Evlerin en başta gelen özellikleri ön bahçeleri olmayan ve bitişik düzende yapılmış olmalarıdır. Bu evlerde kapılar doğrudan doğruya önlerinden geçen sokağa açılmaktadır. Zemin katta sokağa bakan kepenkli pencereleri bulunmaktadır. Bazı örneklerde de zemin katlara dükkânlar yerleştirilmiştir.

    Çeşme’nin sıcak bir iklime sahip olmasından ötürü evler dar sokaklar üzerinde sıralanmış ve böylece sıcağa karşı önlem olarak bu tip bir mimari uygulanmıştır. Evlerin pek azında yüksek duvarlı, gölgelikli küçük ön bahçeler veya avlular bulunmaktadır. Bununla beraber bu evlerin tümündeki ortak özellik arkalarındaki bahçelerdir. Evlerin girişleri ve avlu kapıları yuvarlak kemerlidir. Bazen de alt kat pencerelerinde yuvarlak kemerler kullanılmıştır.

    Çoğunluğu iki kat, nadir olarak da üç katlı olan Çeşme evlerinin dükkânlı olanları merkezdeki çarşıda yoğunlaşmıştır. Bunlarda giriş katının bütünü dükkân olarak ayrılmış, yanlarındaki veya ortalarındaki kapıdan içeriye girilmektedir. Bazı evlerde dükkânların yerine çeşmeler yapılmıştır. Bu çeşmelerin üzerindeki kitabeler ve tarihler evlerin yapımı ile ilgili bilgiler vermektedir. Ayrıca Hıristiyan mahallelerinde ise evlerin alınlıklarına birer arma yerleştirilmiş ve bu armalar üzerine de yapım tarihleri yazılmıştır.

    Bazı evlerin alt ve üstü mesken olarak kullanılmıştır. Bunlar kasaba merkezinin dışında kalan ve arkadaki tepelerde yapılmış evlerdir. Bu tür evlerin hepsinde de ortak özellik cephelerinin süslemeli oluşudur. Evlerin üst katlarında kendilerine özgü cumbalara yer verilmiştir. Bunlar ya evlerin ortasına ya da içerideki sofanın sonuna yerleştirilmiştir. Burada konsollara fazla ağırlık vermemek amacı ile daha hafif malzemeler kullanılmıştır. Köşe başındaki bazı evlerde ise dışarıya doğru 45 derecelik diyagonal çıkmalar yapılmıştır. Böylece bu çıkmalardan evin dışındaki üç taraf da rahatlıkla izlenebilmektedir. Bu cumbalar çoğunlukla üçgen alınlıklarla sona ermektedir. Cumbalar profilli taş konsollara, dökme demirden çıkmalara ve dövme demirden yapılmış payandalar üzerine oturtulmuştur. Bununla beraber bazı örneklerde cephe boyunca çıkmaların olduğu evler de görülmektedir. Özellikle köşe başlarındaki evlerde köşe dönüşleri yumuşatılmış, bunun için de köşe kırmaları yapılmıştır.

    Çeşme evlerinde havalandırmaya büyük özen gösterilmiş, orta sofanın önü ve arkası tamamen pencerelidir. Çoğunlukla simetrik olarak yapılan evlerin bazılarına Sakız Tipi evler de denilmektedir.

    Yapılanmada yumuşak köfeki taşından yararlanılmıştır. Evlerin bütünü taştan olduğu kadar, alt katları kâgir, üst katları ahşap karkaslı ve bağdadi sıvalı olanlar da görülmektedir. Bu tür yapıların döşeme kirişleri kalın ahşaptan ya da demir putrellerden yapılmıştır. Bunların üzerleri ahşap döşemelerle örtülmüştür. Evlerin giriş katlarında Malta taşından veya desenli karolardan avlular bulunmaktadır. Dış yüzeylerin çoğu sıvanmamış ve böylece taş işçiliğinin en güzel örnekleri burada sergilenmiştir. Bunun yanı sıra cepheleri sıvalı, kireç badanalı ve sarı ile yeşil renklerle boyanmış evler de görülmektedir. Genellikle de kapı ve pencere kenarlarının çivit rengi maviye boyanması da adet olmuştur. Bunun da nedeni halkın mavi boyalı yerlerden sivrisineklerin geçmediğine inanmalarıdır.

    Cephede süslemelere geniş yer verilmiştir. Özellikle dar saçaklar, cumbalar, çeşitli çinko saç ve ahşap bordürlerle çevrelenmiştir. Bunların yanı sıra kabartma sıva ve kalem işi süslemelerine de yer verilmiştir. Ayrıca dövme demirden parmaklıklar, alçı tepe pencereleri, pencere üzerlerindeki ince taş plakalardan oluşmuş küçük gölgelikler ve saçaklar da Çeşme evlerinin başlıca özelliğidir.

    Çeşme’nin Alaçatı Nahiyesi’ndeki evler de orijinal şekillerini koruyarak günümüze gelebilmiştir. Alaçatı evleri yöredeki diğer ilginç yapılanmayı göstermektedir. Günümüzde Çeşme’de görülemeyen mimari özellikler burada daha az bozulmuş olarak karşımıza çıkmaktadır. Alaçatı’nın en başta gelen özelliği de buradaki tepe üzerinde sıralanmış Yel Değirmenleridir. Günümüzde bu yel değirmenleri restore edilerek park içerisinde koruma altına alınmışlardır. Moloz ve kesme taştan, yuvarlak gövdeli olarak yapılan bu değirmenlerin içerisine yuvarlak kemerli bir kapıdan girilmektedir. Üzerleri de konik bir çatı ile örtülmüştür.


    Foça Evleri

    İzmir ili ilçelerinden Foça’daki ilk yerleşim MÖ. VI. yüzyılda başlamış, Klasik, Helenistik, Pers egemenliği, Makedonya Krallığı, Roma ve Bizans dönemlerinden sonra XIII. yüzyılda Çaka Bey tarafından Selçuklu topraklarına katılmıştır. Beylikler döneminde Saruhan Beyliği yönetiminde kalan bu bölgeyi Fatih Sultan Mehmet 1455’te Osmanlı topraklarına katmıştır.

    Foça 1867’de Manisa eyaletine bağlanmış, 15 Mayıs 1919–11 Eylül 1922’ye kadar Yunanlıların işgali altında kalmış, 11 Eylül 1922’de de Türkiye Cumhuriyeti tarafından işgalden kurtarılmıştır. Bu dönemde yapılan sivil mimari örneklerinden bazıları günümüze kadar gelebilmiştir.

    Foça’da Prof.Dr.Ömer Özyiğit’in yapmış olduğu kazılarda Arkaik, Klasik, Helenistik ve Roma dönemlerine ait yerleşimler ortaya çıkarılmıştır. Bunların arasında MS. IV. Yüzyıl sonu ile V. Yüzyıl başlarına tarihlenen Roma dönemine ait bir villanın taban mozaikleri ortaya çıkarılmıştır. Günümüzde bu mozaik İzmir Arkeoloji Müzesinde teşhir edilmektedir. Bunun yanı sıra Roma dönemine ait çeşitli yapıların temel kalıntıları da ortaya çıkarılmıştır.

    Foça’da günümüze gelebilen sivil mimari örnekleri XIX. yüzyılın ikinci yarısına aittir. Osmanlı döneminden günümüze gelebilen evler deniz kıyısı ile arkasındaki yamaçlara kadar yayılmıştır. Bunlar bitişik düzende veya tek ev olarak bahçe içerisinde yapılmış evlerdir. Ayrıca Kule Evler diye tabir edilen evlere de rastlanmaktadır.

    Yöredeki yerleşim toplu durumda veya dağınık olarak yapılmışlardır. Bazılarının yükseklikleri cephe genişliğinden daha fazla olmasından ötürü de Kule Ev olarak isimlendirilmişlerdir. Bitişik düzende yapılan evler sokağın iki yanında, karşılıklı olarak yapılmıştır. Bu tür evlerde ön bahçeler olmadığı gibi yapılar doğrudan doğruya sokağa açılmaktadırlar. Tek ev olarak isimlendirilen sivil mimari örnekleri ise geniş bir bahçe ortasında yer almıştır.

    Evlerde yapı malzemesi olarak temellerde taş, üst katlarda da hımış kâgir ve ahşap kullanılmıştır. Bazı Rum evleri ise kâgir ve taş yapılardır. Bütün bu evlerin üzerleri ahşap çatı ile örtülüdür. Evlerin giriş katlarında mutfak, kiler ve depo gibi birimlere yer verilmiştir. Buradaki bir taşlıktan çıkılan merdivenle de karnıyarık düzeninde, sofanın çevresinde odalar sıralanmıştır. Bu odaların cepheye bakan kısmında çıkmalara oturtulmuş şahniş ve balkonlar dikkati çekmektedir. İlk bezemede ahşaba geniş yer verilmiştir. Ayrıca tavanlar, kapılar, yüklük ve dolap kapakları çeşitli motiflerle bezenmiştir.

    Foça’da günümüze gelebilen sivil mimari örneklerinin en önemlilerinin başında Ağalar Konağı gelmektedir. Ancak 1992 yılında geçirdiği yangın sonucunda büyük ölçüde tahrip olmuştur. Atatürk 1933 yılında Foça’ya geldiğinde bu konakta kalmıştır.

    Ağalar Konağı yığma taş zemin üzerine ahşap karkaslı olarak yapılmıştır. Dış görünüşü ile Batı Anadolu’da sık sık uygulanan Sakız Tipi ev özelliklerini taşımaktadır. İki katlı olan bu konağın ikinci katı çıkmalarla dışarıya taşırılmış ve buraya başodalar yerleştirilmiştir. Bu odaları taş destekler taşımaktadır.

    Foça’da günümüze gelebilen ve iyi korunmuş üç yel değirmeni bulunmaktadır. Antik Çağdaki Kyble Kutsal alanının bulunduğu yerdeki bu yel değirmenleri XVIII.-XIX. yüzyıllara tarihlendirilmektedir.


    Ödemiş Evleri

    Ödemiş evleri daha çok tarım kültürünün meydana getirdiği yapılardır. Bu evler bahçe avlular ve sofalar ile çevresindeki odalardan meydana gelmiştir. Günümüze gelebilen XIX. yüzyıl evlerinde Türk mahalleleri ile ticaretle uğraşan azınlıkların evleri arasında bazı ayrıntılar bulunmaktadır. Azınlıkların evleri daha çok kâgir olarak yapılmış, cephelerde bezemelere yer verilmiştir. Cumbalı olan bu evlerin cephelerine sütun başlıkları, üçgen alınlıklar bitkisel ve hayvansal motifler işlenmiştir. Bu yapılar genellikle oldukça yüksek bir bodrum üzerindedir. Kapı ve pencere kanatları zemin katta madenden, üst katlarda da ahşaptan yapılmıştır. Gayrimüslimlerin mahalleleri belirli bir plan düzenine göre yapılmıştır.

    Müslümanların mahalleleri ise dar ve çıkmaz sokakları ve duvarlardaki çeşmeleri ile ayrı bir görünümdedir. Ne yazık ki bu tür sivil yapıların imar adı altında yapılan çalışmalar sırasında bir kısmı yıkılmış, bir kısmı da özelliğini kaybetmiştir. Müslüman kesimindeki evlerin iki kanatlı demir kilitli, demir kabaralı ahşap kapıları bulunmaktadır. Evlerin dış yüzlerine Arapça yazılmış Maşallah yazıları görülmektedir.

    Çoğunlukla bu evlerin bodrum katları bulunmamakta, zemin kata avludan girilmektedir. Evlerin bahçeleri çeşitli çiçeklerle, meyve ağaçları ile kaplıdır. Zemin katlarda kilerlere, depolara yer verilmiştir. Buradaki mutfak ve kilerin önünde bulunan taşlığa köşeli fıskiyeli bir de havuz yerleştirilmiştir. Bazı örneklerde bu havuzun karşısına gelen duvara da ayrı bir çeşme yerleştirilmiştir. Mutfağın yanında odunluk, duvarlarında raflar ve yöresel olarak oyma denen gözler bulunmaktadır. Buradaki taşlığın yan tarafından bir basamaklı merdivenle yapının önünü boydan boya kaplayan camekânlı bir odaya girilmektedir. Odanın bahçeye bakan pencerelerinin önüne sedirler konulmuştur. Ayrıca bu oda içerisinde de yüklük ve raflar bulunmaktadır.

    Taşlıktan bir merdivenle üst katın sofasına çıkılmaktadır. Bu sofanın sokağa ve avluya bakan, üzeri kemerli kafesli pencereleri bulunmaktadır. Merdivenin karşısına gelen büyük oda misafirlere ayrılmıştır. Bu odanın tavanları ahşap işçiliğinin en güzel örnekleri ile süslenmiştir. Bu bezemelerde kündekâri tekniği uygulandığı gibi çeşitli geometrik motiflere de yer verilmiştir. Sofada, merdivenin arkasına gelen yönde de iki oda, tuvalet ve banyo bulunmaktadır. Bu odaların kapı, yüklük ve dolaplarında da ahşap işçiliği en güzel şekli ile yansıtılmıştır. Üst kat odalarında kapıların üst kısmı tek veya üçlü kemerlerle hareketlendirilmiştir. Sokağa bakan pencerelerde kafesler bulunmasına karşılık arka cephede bahçeye bakan pencerelerde ise kafeslere yer verilmemiştir. İki veya üç katlı olarak yapılmış olan bu evlerin üzerleri geniş saçaklı ahşap çatılarla örtülmüştür. Ödemiş evlerinin sokağa bakan cepheleri çoğunlukla sarı renkte badanalanmış, saçakların altına da siyah çerçeveler içerisinde genellikle mavi renkte bir friz çepeçevre evi dolanmıştır.

    Ödemiş evlerinden günümüze gelebilenlerin büyük bir kısmı koruma altına alınmıştır. Bununla beraber Ödemiş sivil mimari örneklerini yansıtan evlerin büyük kısmı da açılan yollar, imar çalışmaları sırasında yıkılmıştır. Ödemiş Katırcılar Sokağı’ndaki evler 1970’li yıllarda yıkılmıştır. Cumhuriyetin ilk yıllarında adliye binası olarak kullanılan Hacı Mümtaz evi de yıkılanlar arasındadır. Ayrıca Akıncılar Mahallesi Kahramanlar Sokağı’nda Hüseyin Emmioğlu’na ait ev ile bugünkü İnönü İlköğretim Okulu’nun bulunduğu yerdeki konağı Ödemiş’in en tipik sivil mimari örneklerinden birisi idi. Bu evlerin yanı sıra Saraçoğlu Caddesi’nde bitişik nizamdaki evlerin bir kısmı ile Mustafa Çağlayan evi de yıkılanlar arasındadır.

    Günümüzde Bozyakalı evi ile Uzun Sokak’taki evler XIX. yüzyılın sonu ile XX. yüzyılın başındaki sivil mimariyi yansıtan örneklerdir.


    Birgi Evleri (Ödemiş)

    Ödemiş’in Birgi bucağında günümüze gelebilen sivil mimari örnekleri bulunmaktadır. XV. yüzyılda Gazi Sasa Bey tarafından Bizans’tan alınan, önce Menteşeoğullarının sonra da Aydınoğullarının egemenliğine giren Birgi bu beyliklerin merkezi konumuna gelmiştir. Bu nedenle de Selçuklu mimarisini yansıtan, Aydınoğlu Mehmet Bey Camisi ve Türbesi başta olmak üzere yapılar burada bulunmaktadır. XVI. yüzyılda Osmanlının büyük ilim âlimlerinden Birgivi Mehmet Efendi’nin burada yaşamış olması kentin bilim, eğitim ve kültür yönünden bir merkez olmasını sağlamıştır.

    Osmanlı dönemindeki kültürel bir merkez oluşu Birgi’nin mimarisini etkilemiştir. Ayrıca iklim koşullarının yumuşaklığı ve tarımsal yönetim ile yapılanmaya uygun topografya da mimariyi biçimlendirmiştir. Birgi XV.-XVII. yüzyıllarda kültürel alanda çok gelişmiş ancak, XVII. yüzyıldan sonra önemini yitirmeye başlamıştır. XIX. yüzyılın ikinci yarısında Aydın Sancağına bağlanmıştır. Kurtuluş Savaşı sırasında Yunanlılar tarafından işgal edilmiş ve savaş sonrasında da Yunanlılar tarafından tahrip edilmiştir. Cumhuriyet döneminde ise büyük bir gelişim göstermemiştir. Bununla beraber Birgi’de Çakırağa, Sandıkoğlu ve Kerimağa konakları gibi büyük konutların yanı sıra sivil mimariyi yansıtan örnekler günümüze gelebilmiştir.

    Birgi sivil mimarisi de yöredeki malzeme ile bağlantılıdır. Yakın çevreden kolayca elde edilebilen taş ve ahşap yapılarda kullanılmıştır. Ayrıca çatı örtüsünde kullanılan alaturka kiremidin yapımı için de elverişli olan killi toprak çevrede bulunmaktadır.

    Sivil mimari örnekleri Birgi Deresi’nin doğu ve batısındaki yamaçlara yayılmıştır. Buralardaki eski mahalleler köprülerle birbirine bağlanmıştır. Doğu yamacının kuzeyinde bulunan Cami-i Kebir Mahallesi son derece gelişmiş sokakları ile Osmanlı kent dokusunun karakteristik örneklerini günümüze yansıtmıştır. Bu mahalle içerisinde çıkmaz sokaklar, dar sokakların çevresinde yüksek duvarlarla birbirlerinden ayrılan evlerde dış sofalı planlar yaygın olarak kullanılmıştır. Buradaki yapıların zemin katları taş, üst katları ise ahşaptan yapılmıştır. Zemin katlar pahlı köşeleri olan sağır duvarlardır. Evlere giriş iki kanatlı ve geniş ahşap kapılardandır. Evlerin alt katları ahşap hatıllı, yığma taş duvarlardan yapılmış, üst katlar ise tamamen hımış dolgulu ahşap karkastır.

    Evlerin asıl plan şemaları üst katlarda görülmektedir. Üzeri örtülü veya açık olan sofanın bir, iki ve bazen de üç yönünde odalar sıralanmıştır. Bu odalara ana sofadan veya büyük evlerde ise yan sofalardan girilmektedir. Üst katlar çıkmalar, sofalar ve dışa yönelik kafesli pencereler ve bunların üzerini örten geniş saçaklı çatılarla dikkati çekmektedir. Türk evlerinin tipik örnekleri bu evlerde karşımıza çıkmaktadır.

    Birgi’nin batı yamacındaki Kurtgazi Mahallesi eğimli ve dik sokaklardan oluşmuştur. Buradaki evler de diğer mahallelerdeki evlerle hemen hemen aynı plan düzenindedir. Kurtuluş Savaşı sonrasında yanan ve yeniden düzenlenen şehrin güney kesimindeki Cumhuriyet Mahallesi’nde yapılan evler geometrik plan düzeni ile diğer bölgelerden ayrılmaktadır. Bu bölgede daha mütevazı ve diğerlerinden farklı yapılar bulunmaktadır. Bununla beraber evlerin yapımında taş zemin katları ve ahşap malzemeler diğer bölgelerdeki evlerde olduğu gibi aynen kullanılmıştır.

    Birgi’de günümüze gelebilen evlerden en tanınmışı XVIII. yüzyılın sonunda yapılmış olan Çakırağa Konağı’dır. Kendine özgü bir yapı olan bu konak üç katlı olup, iki yanı sokağa, bir yanı da bahçeye bakmaktadır. Evin yer katında mutfak, kiler, ambar ve ahır bölümleri bulunmaktadır. Taşlık biçiminde düzenlenen bu kat aynı zamanda bahçe ile bağlantılıdır. Giriş kapısının karşısındaki dik basamaklarla bir ara katına çıkılmaktadır. Buradaki alçak tavanlı odaların kış aylarında kullanıldığı sanılmaktadır. Ara kat sofasından bir merdivenle üst kata çıkılmaktadır. Bu katta boydan boya uzanan sofanın bir yanında iki büyük oda, bahçe yönünde de dışarıya çıkıntılı iki küçük oda bulunmaktadır. Odalar birbirlerine bitişik olmayıp, aralarına eyvanlar yerleştirilmiştir. Duvarları moloz taş, kerpiç, üst katlar ağaç çatkılı olup, sıva üzerine kalem işleri yapılmıştır. Bu kalem işleri konağın en belirgin özellikleridir. Burada barok ve ampir üslupta kitabeler, madalyonlar, çiçekli saksılardan oluşan motifler tekrarlanmıştır. Sofanın duvarları, pencere üzerleri raflarla doldurulmuştur. Tavan süslemeleri ahşap işçiliğinin en güzel örneklerini sergilemektedir. Buradaki tavanlarda çarkıfelek, göbekler ve geometrik motifler bütün yüzeyi doldurmuştur.

    Birgi evleri kentsel koruma kapsamı içerisine alınmıştır. Sit alanı olarak ilan edilen bu bölgede ÇEKÜL Vakfı da çalışmalar yapmakta ve korumaya yönelik yeni arayışlar içerisindedir. ÇEKÜL Vakfı, İzmir Valiliği, Birgi Belediyesi ve Mimar Sinan Üniversitesi iş birliğiyle Küçük Menderes Havzası içerisinde Birgi beldesinin kaybolmakta olan doğal ve kültürel zenginliğini koruma çalışmalarını 1997 yılından beri sürdürmektedir.


    Şirince Evleri (Selçuk)

    İzmir ili Selçuk ilçesine 7 km. uzaklıkta, deniz seviyesinden 350 m. yükseklikteki Şirince’nin ilk yerleşimi MS. V. Yüzyıla kadar inmektedir. Köyün dağlık ve savunmaya elverişli bir alanda olmasından, Efes ve Ayasuluk halkının zaman zaman zarar gördüğü sıtmadan uzak oluşu ve suyunun bol, toprağının bereketli, havasının da güzel oluşu bu yerleşimin kurulmasında başlıca etken olmuştur.

    Bazı kaynaklarda köyün Aydınoğulları döneminde önem kazandığı belirtilmiştir. Yöredeki bir söylenceye göre; köyün ilk ismi olan Çirkince isminin bir grup halk tarafından derebeylerince azad edilmesinden sonra buraya verilmiştir. Derebeyinin kendilerine “yerleştiğiniz yer güzel mi” diye sorması üzerine “Çirkince” diye yanıt vermişler ve bundan ötürü de Çirkince ismi buraya verilmiştir. Bazı kaynaklarda da çevredeki kırka yakın kilise ve manastır bulunmasından dolayı da buraya Kırkınca denildiği belirtilmektedir.

    Kurtuluş Savaşı öncesinde burada yaşayan insanların çoğu bağcılık ve şarapçılıkla geçinen Rumlardı. Kurtuluş Savaşı’ndan sonra mübadele sırasında buradaki halk Yunanistan’a gönderilmiş, Selanik ve çevresinden gelen Türk halkı da buraya yerleştirilmiştir. İzmir Valisi Kazım Dirik bu mübadeleden sonra burayı ziyarete gelmiş, köyün muallimi Suat Bey’in yazıp bestelediği marş ile karşılanmış, buna duygulanan vali köyün ismini Şirince olarak değiştirmiştir.

    Ünlü Yunan yazarı Dido Sotiriu da “Benden Selam Söyle Anadolu’ya” isimli kitabında Şirince’den ve buradaki yaşantıdan uzun uzun söz etmiştir.

    Şirince’de günümüze gelebilen yapılar XIX. yüzyıla tarihlendirilmektedir. XX. yüzyılın ilk yarısında da bunlara yenileri eklenmiştir. Günümüzde yeni yapılanmalar yok denilecek kadar azdır. Yerleşim topografyaya uygun olarak yamaçlara yayılmıştır. Köyün batısında İstiklâl, doğusunda da İstihlas mahalleleri bulunmaktadır.

    Oldukça geniş bir araziye, yamaca yayılan bu tarihi doku dar sokaklar, Arnavut kaldırımlar ve merdivenlerin çevresinde kurulmuştur. Evler çoğunlukla iki katlı olup, alt katları moloz taştan, üst katlar da hımış tekniğinde, kâgir olarak yapılmıştır. Dolgu malzemesi olarak kerpiç ve tuğlaya yer verilmiştir. Evler pencereler ve cumbalarla dışa yöneliktir. Balkonlar çekmeler üzerine oturtulmuştur.

    Şirince evlerinde bodrum katlar mutfak, depo ve kiler olarak kullanılmıştır. Üst katlarda sofanın çevresinde iki veya üçlü odalardan oluşmaktadır. Bunlardan caddeye bakan oda başoda olup, en geniş olanıdır. Üzerleri alaturka kiremitle kaplı çatılarla örtülüdür. Evlerin bazılarında pencere kenarlarında, saçaklarda ve tavanlarda bezemelere rastlanmaktadır. Pencere kenarları ve saçaklarda çeşitli resimler ve kuş motifleri bulunmaktadır. Kapılarda maden işçiliğinin en güzel örneklerinden olan, başta Meryem Ana’nın eli olmak üzere çeşitli kapı tokmağı örnekleri dikkati çekmektedir.

    Şirince’de günümüze gelebilen evlerden en önemlileri kâgir bir yapı olan Doktorun Evi ile yanındaki Hastane binasıdır. Günümüzde bu evlerin bazıları pansiyona dönüştürülmüş, çarşısı turistik amaçlı olarak yeniden düzenlenmiştir.
    Devletleri yıkan tüm hatanın altında nice gururun gafleti yatar.

    Yavuz Sultan Selim


  10. #30

    Standart

    İzmir Kaplıca ve Ilıcaları


    Balçova Kaplıcaları (Merkez)

    İzmir il merkezinin yakınında, İzmir-Çeşme yolunun 4. km. den 1 km. içeride bulunan Balçova Kaplıcaları antik dönemden kalmış bir kaplıcadır. İsmini Mykene Kralı Agamemnon’dan almış olan, Homeros’ta ve Strabon’da ismi geçen bu kaplıcanın Mitolojide bir de öyküsü vardır. Anadolu kaplıcalarında benzeri değişik şekillerde anlatılan bu öyküye göre; Agamemnon’un kızı hastalanır ve bütün vücudunu yaralar sarar. Zamanın hekimleri genç kızı iyileştiremez. Agamemnon, hastalığın kendi ordusuna bulaşmaması için kızını bugün Balçova Kaplıcaları’nın bulunduğu yere zincirlerle bağlayarak ölüme terk eder. Hasta kız buradaki kaplıca suyundan içer. Çamurlara sürünür ve 21 gün sonra iyileşir. Eskisinden daha güzel, daha sağlıklı olmuştur.

    Bir başka Mitolojik söylentiye göre ise; Agamemnon uzun süren savaşlardan sonra yaralı ve hasta askerlerini bir kâhinin önerisi ile buraya getirmiş ve onların şifa bulmalarını sağlamıştır. Ayrıca bu konuda dünyanın ilk hastanesinin burada olduğu da söylenmektedir.

    Makedonta Kralı Büyük İskender'in de ordusundaki yaralıların burada tedavi edildiği konusunda tarihi kaynaklarda bazı bilgiler bulunmaktadır. Elfond Mil isimli bir Fransız araştırmacı 1763’te Agamemnon Kaplıcaları’nın burada olduğunu belirtmiş ve daha sonra da burada çeşitli tesisler yapılmıştır.

    Balçova Kaplıcaları’nda sıcak su ve çamur banyosu yapılmaktadır. Ayrıca kaplıcaların suyu içme suyu olarak da kullanılmaktadır. Yurt içi ve yurt dışından büyük ilgi gören kaplıcanın suyu 63 derece olup, içerisinde radyoaktivite, sodyum bikarbonat ve klor bulunmaktadır. Kaplıca suları daha çok üst solunum yollarının kronik iltihapları, nefritler, bazı iltihaplar, romatizma sendromları, metabolizma bozuklukları ve deri hastalıklarının tedavisinde yararlı olmaktadır. Ayrıca fizik tedavi de yapılmaktadır. Kaplıca çevresinde termal otel ve tedavi merkezleri bulunmaktadır. Günümüzde Avrupa’nın en önemli sağlık merkezlerinden biri olup, bilimsel olarak çalışan tedavi rehabilitasyon ve kaplıca merkezidir. Kaplıca Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Merkezi ile ün yapmıştır. Merkezde termal havuzlar, balneoterapi, elektroterapi, aktinoterapi, kineziterapi, hidroterapi, fizyoterapi ve parafin üniteleri ile bunlara ait çeşitli uygulamalar yer almakta, uzman sağlık ekibi görev yapmaktadır.


    Bergama Kaplıcaları (Bergama)

    İzmir Bergama ilçesinde, İzmir yolunun 4. km. sinde ve 1 km. içeride bulunan bu kaplıcanın MÖ. IV. yüzyılda yapıldığı söylenmektedir. Kaplıcanın moloz taştan yapılmış, üzeri kubbeli ana yapısı ve yanında da üzeri açık yüzme havuzu bulunmaktadır. Kaplıca suyunun sıcaklığı 36 derece olup, radyoaktivite, sodyum klorür ve sodyum içerir. Kaplıcanın suyu romatizma, mide-bağırsak hastalıkları, egzama başta olmak üzere çeşitli cilt hastalıklarının tedavisinde yararlı olmaktadır.


    Allianoi Kaplıcası (Bergama)

    İzmir ili Bergama ilçesinde, Bergama-İvrindi karayolunun 25. km. sindeki Paşa Ilıcası denilen yerde Allianoi antik yerleşim alanında Bergama Müzesi ve Trakya Üniversitesi tarafından Yard.Doç.Dr. Ahmet Yaraş tarafından yapılan kazılarda bir de kaplıca ortaya çıkarılmıştır.

    Kaplıca MS. II-III. Yüzyılda Roma döneminde de kullanılmıştır. Bu yerleşimin yanındaki kaplıcanın yakın tarihlere kadar kullanıldığı bilinmektedir.


    Şifne Kaplıcası (Çeşme)

    İzmir ili Çeşme ilçesinde, Çeşme Ilıcası’nın 5 km. kuzeydoğusunda Şifne Körfezi’nde küçük bir yarımada üzerinde bulunan Şifne Kaplıcası’nın suyu 38 derece civarında olup, radyoaktivite, sodyum klorür ve kalsiyum içermektedir. Kaplıca suyunun romatizma, raşitizm, kadın ve idrar yolları hastalıkları, mide-bağırsak hastalıkları, egzama başta olmak üzere çeşitli cilt hastalıklarının tedavisinde yararlı olmaktadır.


    Nebiler Kaplıcası (Dikili)

    İzmir Dikili ilçesi, Dikili ilçesine 12 km. uzaklıkta, Dikili-Ayvalık yolundan 4 km. içeride bulunan bu kaplıcanın suyu 55–75 derece arasında değişmektedir. Kaplıca suyu hidroasetat iyonu içermektedir. Kaplıcanın suyu ağrı dindirici özelliğinden ötürü banyo uygulamalarında kullanılmaktadır.


    Bozköy Kaplıcası (Menemen)

    İzmir Menemen ilçesi, İzmir-Dikili yoluna 2–3 km. uzaklıkta bulunan Bozköy’deki kaplıcanın suyu büyük bir havuzun kenarından kaynaklanmaktadır.


    Karakoç Kaplıcaları (Seferihisar)

    İzmir ili Seferihisar ilçesinin 17 km. güneydoğusunda, Kavakdere Köyü yakınında bulunan bu kaplıcanın suyu bol miktarda karbondioksit, bikarbonat ve sodyumklorür içermektedir. Kaplıca suyu romatizma, deri hastalıkları, raşitizm hastalıklarının tedavisinde kullanılmaktadır. Ayrıca içme olarak kullanıldığında da mide ve bağırsak hastalıklarına da iyi gelmektedir.


    Ergendi Ilıcası ve Dereköy Kaplıcası (Bayındır)

    İzmir ili Bayındır ilçesine 8 km. uzaklıkta, Turgutlu yolu üzerinde Ergendi Ilıcası ile Dereköy Kaplıcası bulunmaktadır. Her ikisi de birbirinden 15 dakikalık uzaklıktadır. Kaplıca ve ılıcanın suyu 40 derece dolaylarında olup, kükürt, sodyum, bikarbonat içermektedir. Ilıca ve kaplıcanın suyu romatizma ve deri hastalıklarının tedavisine iyi gelmektedir. Çevresinde çeşitli tesisler bulunmaktadır.


    Çeşme Ilıcası (Çeşme)

    İzmir Çeşme ilçesine 5 km. uzaklıkta, deniz kıyısında bulunan bu ılıcanın suyu 58 derece sıcaklıktadır. Ilıcanın suyunda sodyum klorür, potasyum klorür ve magnezyum klorür bulunmaktadır. Ilıcanın suyu gut ve metabolizma bozuklukları, kemik hastalıkları, kadın hastalıkları, deri hastalıkları, karaciğer ve idrar yolu hastalıklarına iyi gelmektedir. Çevresinde çeşitli tesisler bulunmaktadır.


    Mahmudiye Ilıcası (Bergama)

    İzmir ili Bergama ilçesinde bulunan bu ılıcanın suyu 26 derece sıcaklıkta olup, suyu sodyum yönünden oldukça zengindir. Ancak kalsiyum miktarı yok denecek kadar azdır. Çevre köylüleri bu ılıcanın suyundan çamaşır suyu olarak da yararlanmaktadır. Ilıcanın suyu çeşitli cilt hastalıklarına iyi gelmektedir.


    Paşa Ilıcası (Bergama)

    İzmir Bergama ilçesine 15 km. uzaklıktaki Paşa Köyü’nde bulunan bu ılıcanın bulunduğu yerde MS. II. Yüzyıldan kalma bir Roma hamamı bulunmaktadır. Hamamın yanındaki yuvarlak mermer havuzun suyu 41–45 derece arasında değişmektedir. Bu havuza sular dört ayrı kaynaktan akmaktadır. Madensel tuzlar yönünden oldukça zayıf olan ılıcanın suyu kronik romatizma, metabolizma bozuklukları, gut, diyabet, böbrek ve kadın hastalıklarının tedavisinde kullanılmaktadır.


    Geyiklidağ Ilıcası (Bergama)

    İzmir Bergama ilçesi ile Kozak bucak merkezi arasında yer alan bu ılıcanın suları kükürtlüdür. Ilıcanın suyundan kronik iltihap sendromların tedavisinde ve üst solunum yolları, kronik iltihapları ve nefrit tedavisinde yararlanılmaktadır.


    Güzellik Ilıcası (Bergama)

    İzmir ili Bergama ilçesine 4 km. uzaklıkta bulunan bu ılıca, Pergamon Kralı Eumenes zamanında kurulmuştur. Tarihte Eskülap Banyoları ismi ile tanınan bu kaplıcada Mısır Kraliçesi Kleopatra’nın Bergama’yı ziyaretinde yıkanarak şifa bulduğu söylenmektedir.

    Kaplıcada kubbeli hamamı ve iki mermer havuz bulunmaktadır. Kaplıca 1986 yılında yeniden yapılanmış ve çevresine turistik tesisler yapılmıştır. Kaplıca suyunun sıcaklığı 35 derece olup, sodyum bikarbonat ve sülfat içermektedir.

    Yüksek radyoaktivite içeren kaplıca suyu romatizma, nefralji ve kalp rahatsızlıklarına iyi gelmektedir. Ayrıca kaplıca suyunun yağlı deriler ve seboraik deriler üzerinde hücre yenileyici özelliği olduğu da söylenmektedir.


    Malkoç İçmeleri (Çeşme)

    İzmir ili Çeşme ilçesinde, İzmir-Çeşme karayolunun 41. km. sinde, deniz kenarında bulunan Malkoç İçmelerinin suları karbondioksit ve sodyum klorür içermektedir. İçmeler olarak tanınan bu bölgede çeşitli konaklama tesisleri bulunmaktadır.

    Ilıcanın suları mide ve bağırsak hastalıklarına iyi gelmektedir.


    Bademli Ilıcaları (Dikili)

    İzmir ili Dikili ilçesine 15 km. uzaklıktaki Bademli Köyü’nde bulunan bu ılıcanın olduğu yerde eski bir hamam kalıntısı vardır. Buradaki havuzun dibinden kaynayan suyun sıcaklığı 41 derecedir. Ilıca suyu arsenik ve hidroasetat içermektedir.


    Kaynarca Çamuru (Dikili)

    İzmir ili Dikili ilçesinin 10 km doğusunda bulunan Kaynarca Çamuru 3 km.lik bir alana yayılmış olup, bunun ortasından sıcak su kaynamaktadır. Çevresi sazlık ve bataklık olan bu çamurun deri hastalıkları, ağrılı ve kadın hastalıklarının tedavisine iyi geldiği sanılmaktadır.


    Deniz Ilıcası (Menemen)

    İzmir ili Menemen ilçesinin kuzeybatısında, mağara içerisinden kaynayan bu ılıcanın bulunduğu yerde tarihi çağlarda kayalar yontularak bir hamam yapılmıştır. Ilıca suyundan travmatik nedenlere bağlı kaynaması gecikmiş kırıklar, kemik hastalıkları, kan dolaşımı bozukluklarının tedavisinde yararlanmaktadırlar.


    Ilıcagöl Ilıcası (Menemen)

    İzmir ili Menemen ilçesinin kuzeybatısında, bataklık bir alanda bulunan bu ılıcanın kükürtlü suyu ve çamuru deri hastalıkları, idrar yolu taşlarının ve safra yolları ile romatizma hastalıklarının tedavisinde kullanılmaktadır. İçme ve çamur banyosu biçiminde uygulanmaktadır.


    Tavşan Adası Ilıcası (Tire)

    İzmir ili Tire ilçesine 15 km. uzaklıkta Uzgur Köyü yakınında bulunan bu ılıcanın sularından banyo ve içme olarak yararlanılmaktadır. Ilıcanın suyu banyo olarak kullanıldığında romatizma ve deri hastalıkları, çocuk ve kadın hastalıklarına iyi gelmekte, içme olarak kullanıldığında ise akciğer ve gıda metabolizması hastalıklarının tedavisine iyi gelmektedir.


    Cumalı Ilıcaları (Seferihisar)

    İzmir ili Seferihisar ilçesinin 15 km. güneydoğusunda, Kovacık Köyü yakınında bulunan bu ılıcanın suları 55–56 derece sıcaklıktadır. Ilıca suyu oldukça zengin karbonhidrat içermektedir. Ilıca suyu romatizma ve deri hastalıklarıyla üst solunum yolları, kırıklar, kadın hastalıkları gibi rahatsızlıkların tedavisinde kullanılmaktadır.


    Kelalan Ilıcası (Seferihisar)

    İzmir ilçesi Seferihisar ilçesinin 20 km. doğusunda bulunan bu ılıcanın suları oldukça sıcak olup, romatizma ve deri hastalıklarına iyi gelmektedir.


    Gülbahçe Ilıcası (Urla)

    İzmir ili Urla ilçesine 15 km. uzaklıkta, Gülbahçe Körfezi’nde deniz kenarında bulunan bu ılıcanın suyu 17 derecedir. Ilıcanın suyu romatizma ve deri hastalıklarının tedavisinde kullanılmaktadır.
    Devletleri yıkan tüm hatanın altında nice gururun gafleti yatar.

    Yavuz Sultan Selim


+ Cevap Yaz
Sayfa 3 Toplam 4 Sayfadan BirinciBirinci 1234 SonuncuSonuncu

Hızlı Cevap Hızlı Cevap

Resimin üzerinde gösterilecek Mesajı veriniz

Konu Bilgileri

Bu Konuya Gözatan Kullanıcılar

Şu anda 1 kullanıcı bu konuyu görüntülüyor. (0 kayıtlı ve 1 misafir)

Benzer Konular

  1. 100 Maddede İzmir
    Konu Sahibi nebahat Forum İller Hakkında Bilgi
    Cevap: 2
    Son Mesaj : 21.Nisan.2009, 17:18
  2. İzmir Liseleri
    Konu Sahibi TüRKiSLaMFoRuM Forum İlköğretim ve Liseler
    Cevap: 0
    Son Mesaj : 18.Ocak.2009, 12:37
  3. İzmir Fen Lisesi
    Konu Sahibi TüRKiSLaMFoRuM Forum İlköğretim ve Liseler
    Cevap: 0
    Son Mesaj : 18.Ocak.2009, 11:57

Bu Konu için Etiketler