|
|
|
|||||||||||||
|
|
![]() |
|
|
|||||||||||
|
|
|
|||||||||||||
|
|
|
|
|
|||||||||||
Hoşgeldiniz.İyi Forumlar Dileğiyle...
|
|
|
||||||||||||
|
|
|
|||||||||||||
|
|
|
|||||||||||||
|
|||||||
| Kayıt ol | Arkadaşını Davet Et | Resimler | Yardım | Sosyal Gruplar | Ajanda | Arama | Bugünki Mesajlar | Forumları Okundu Kabul Et |
| Başbuğmuzun Hayatı Başbuğumuz Hakkında Bilgiler, Başbuğumuzun Hayatı ile ilgili bilgileri Burada Paylasabilirsiniz |
|
|
|
Seçenekler | Arama | Stil |
|
|
#1 |
|
Üyelik tarihi: Dec 2008 Bulunduğu yer: ÖTÜKEN
Mesajlar: 1,283
Rep Puanı: 7624
Thanks: 584
Thanked 670 Times in 458 Posts
Çevrimiçi Olduğu Toplam Süre: Henüz Yok
|
Ezelden takdire göre, iminın ruh verdiği Türk milliyetçiliğinin lideri olan Alparslan Türkeş’in, özbenliğinde Türk-İslâm kimliğinin duygusal planda filizlenmesi ve kök salması için, bu kimliğin zıddını oluşturan bir toplumsal çevrede dünyaya gelmesi sağlanmıştır. Türk-İslâm tezi kendisini en iyi Rum-Hristiyan antitezinin sıcak etki alanında ortaya koyabilirdi.
Kendini ve çevresini tanımaya başlaya küçük Türkeş, Türk, Rum, İngiliz, Müslüman, Hristiyan, esir Türkler gibi kavramlarla çok sıcak bir ortamda tanışmıştır. Bu kavramdan kaynaklanan bir çok sorunun cevabını, ailesinden ve ögretmenlerinden kafasıan ve gönlüne ve gönlüne adeta kazıyarak öğrenmiştir. İleride esir Türkler’in Turan davasını en olumsuz şartlarda bile savunacak bir liderin yetişmesi, ancak böyle öldürücü ve sıcak ortamlarda sağlanabilirdi. O’nun böyle bir misyonu yüklenebilecek bir ruh^i potansiyeli vardı ve bu potansiyel böyle çileli ortamlarda harekete geçirilerek işlenebilirdi. Evet, marksistler’in Afganistan ve Habeşistan’da uyguladıkları ihtilal programının bir benzeri Türkiye’de uygulanacak idi. Fakat Alparslan Türkeş ve arkadaşlarının işin içinde olmaları bu kızıl oyunları bozmuştu. Zaten Adnan Menderes ve iki bakanın idamı, ancak Türkeş ve arkadaşları yurtdışına sürüldükten sonra gerçekleştirilmişti. 1960 İhtilali’nde almış olduğu görev nedenile ihtilalin kudretli albayı sıfatını alan Türkeş’in bu olayla birlikte siyasi ideolojik karizması daha da artmış ve bu tarihten sonra üstleneceği tarihi görevi için gerekli olan ruh^i ve fikr^i altyapısı büyük ölçüde tamanlanmıştır. 1965-1980 arasında soğuk savaşın en önemli stratejik cephe ülkesi olan Türkiye’de komünist emperyalizmin fikri ve fiziki saldırıları ve bağımsız Türk devletinin yıkılarak Rusya’nın sıcak denizlere inmesine zemin hazırlamayı hedefliyordu. Böyle bir kızıl amacın gerçekleşmesi halinde Mekke ve Medine’nin de içinde bulunduğu kutsal topraklar ateist bir sistemin infasına terkedilecekti. Denilebilir ki, bu kızıl afete karşı verilecek mücadelenin zahiri (mill^i) sebebi özelde Türkiye’nin bağımsızlığını korumak, genelde dünya Tütklüğü’nün bağımsızlık mücadelesine katıkıda bulunmak olarak ortaya çıkmakta idi. Mücadelenin manev^i (İslam^i) sebebi, özelde, kutsal toprakların en stratejik cephe olan Türkiye’de savunmasını yapmak, genelde, bütün insanlığın yaratılıştan gelen ininma ihtiyacına karşı ateizm adı altında savaş ilan eden bu insansız ve insafsız komünıst sisteme karşı insanlığın vermekte olduğu haklı mücadeleye cidd^i katkılarda bulunmak olarak belirlenmekte idi. İşte böyle bir ortamda, hem mill^i, hem İslâm^i, hem de insan^i boyutları olan bir mücadelenin verilmesi gerekiyordu. Bu mücadelenin hem fikr^i hem de fiili sahaca başarıyla sonuçlandırılması yanlızca zahiri tedbirlerle gerçekleştirilemezdi. Bu sebepten maneviyat kadro’su bütün şubeleriyle bu kutsal mücadelede yerlerini almışlardır. Alparslan Türkeş bu mücadelede zahir kadronun başkomutanı olarak görev yaparken, daima maneviyat devletinin yardımını yanında hissetmiştir. Bir çok önemli konuda maneviyattan ya dogrudan ya da görevli haberciler tarafından kendisi bilgilendirilmiş ve yönlendirilmiştir. Türkeş’in hemen hemen her konuda eninde sonunda haklı çıkmasının esas sebebi budur. Kızıl istilaya karşı teoride ve pratikte ortaya konulan mücadelede verilen şehitlerimiz hareketin maneviyat boyutunu gün geçtikçe derinleştiriyordu. Böylece ilahî rahmetten aldığı nasibi her an artan Ülkücü Hareket Başbuğuyla birilte alplik sıfatından erenlik sıfatına dogru hızla yol alıyordu. 12 Eylül 1980 ihtilali ile birlikte Ülkücü Hareket’in alplik sıfatı görevini tamamlayarak nöbeti erenlik sıfatına devretmeye başladı. Bunun anlamı, dışa dönük mücadelenin (küçük cihadın) bilinen sebeplerden dolayı, önce yavaşlayarak durması, sonra da içe bakarak öze dönmesi ve şuurlu bir şekilde Hakk’a yönelmesi aşamalarının yaşanması idi. Gerek hareket olarak, gerekse birer Ülkücü birey olarak, o ana kadar dış düşmanlara karşı verilen mücadelenin bir öz eleştirisinin yapılması, işkencelerin ve idamların anlamının daha yakından kavranmaya başlanması, Ülkücülüğün her zaman varolan fakat derinliği pek ölçülmeyen iman^i yönünü ön plana çıkardı. Bazıları bu yönden derinliği karşısında dengesini kaybederek dün bugün yarın bağlantısını kuramadı, hatta kopardı ve Ülkücü kimligini karşı adeta savaş açarak, kendince iman tazeledi ve cahiliye (!) ortamından iman ortamına geçmenin iç rahatlığına kavuştu (!) Kur’an’a göre bir insan ya nefsinin kuludur, ya da Allah’ın kuludur. Nefsinin tam kontrolunda bulunan bir kişi, ‚nefsinin istek ve arzuların kuludur‘, arınarak tertemiz bir benliğe sahip olan bir insan ise Allah’ın istek ve arzularına uyarak O’na kulluk eder. Bu iki sınıf arasında bazen nefsine, bazen de Allah’a kulluk eden ızdırablı insanlar bulunur. Alparslan Türkeş’in ömrünün özellikle son beş yılını yakından izleyenler ve tasavvuf konusunda biraz nasipli olanlar onun modern bir Türkmen dervişi makam ve halin olduğunu görmüşlerdir. Onun erenlik sıfatı alplik sıfatını tam konrolüne aldığı içindir ki, mesela 1991 yılında yapılan genel seçimine kendi genel başkanlığı ve partisinini bırakarak Erbakan gibi kendi nefsinin kulu ve kölesi olmuş birinin başkanlığı altında girme erdemliğini gösterebilmiştir. Bu konuda Türkeş’in nefsinin üzerine basabilmesine etkili olan esas sebep ona bu konuda daha 1987 yılında bir haberci vasıtasıyla, ‚gelecek seçimde RP ile ittifak yapacakları, Allah’ın emrinin bu yönde olduğu‘ mesajının iletilmesi olayıdır. Türkeş bu ilahi emre itirazsız uymuş ve gerçekten de nefsinin değil Allah’ın kulu olduğunu göstermiştir. Eğer o seçimde söz konusu ittifak olmasaydı, Demirel yaklaşık 270 milletvekili ile tek başına iktidar olackt. Bu iktidarın güçlendireceği sol muhalefet hem birleşecekti hem de 1995 yılında yapılan genel seçimde çoğunluğu sağlayarak şu an iktidarda olacaktı. Bu arada 1991 seçimlerinde MÇP, RP barajı aşamayacakları için kendilerini mecliste ve basında ifade edemiyecekleri ve 1995 seçimlerinde belki RP birkaç milletvekili ile meclise girecekti. Kısacası 1996 ve 1997 yılları içinde başbakanlık makamında rol kesen birisi ve onun avaneleri, bu makamları Alparslan Türkeş’e borçlu olduklarını asla unutmamalıdırlar. Eğer şu veya bu vesile ile bu ülkede İslâmi bir gelişme olmuşsa bunda Türkeş’in ve Ülkücülerin katkısı çok büyüktür. Öte yandan, Ülkücü Hareketin Ahmet Yesevi (k.s.) ocağıyla bağlantısını bilen ve davanın manevi boyutundan haberdar olanlar, alplık sıfatından erenlik sıfatına geçişin zor ve çileli imtihanindan geçtiklerinin farkındaydılar. Bu farkında olma suurunun en fazla yer edindiği şahsiyet elbetteki Alparslan Türkeş idi. Altmış küsür yaşına rağmen, davasının haklılığının yaşanan olaylarla gün gibi açığa çıkmasına rağmen, içeride tutulmasının ilahi bir imtihanın uyğulaması olduğunun tam şuurunda idi. Bu noktada şu ilahi hükmün etkinlık alanında bulunduklarını biliyordu: ‚Sizden öncekilerin geçmiş olduğu imtihandan geçmeden hemencik, kolayca cennete girebileceğinizi mi sanıyorsunuz. Andolsun ki, sizi imtihandan geçireceğiz.‘ Bu imtihanın esas amacı seçilen kişileri ihlasta derinleştirerek, arınmış bir benliğe kavuşturup, Allah (c.c.)‘ın rahmetine erdirerek veli kulları arasına katmaktır. Bu sıcak ortamda başarılı imtihan veren bir çok Ülkücü arındırılarak bu kutsiler kadrosuna dahil edilmiştir. Görünür planda İslâm’ın mücahitleri olduklarını yüksek sesle ilan eden guruptan hemen hemen hiç biri bu halkaya alınmamışlarsır. Bunun açık ispati, bu cenahtakii mücahitlerin (!) o günkü sıcak imtihan dönemlerinde çile denen olgunlaştırma işlemine dahil edilmemeleridir. Bu tatlı su müslümanları ne mallarından, ne canlarından, ne de özgürlük ve sıhhatlerinden eksilme yoluyla ‚dar geçitten‘ geçirilmişlerdir. Bu konuda iddiası olanlara daıma şu belirleyici soru sorulur. Sizin hareketinizin bir şehitler ve gaziler kadrosu var mı? Özellikle 1980‘den 1990‘ların başına kadar geçen sürede Türkeş’in nefis elbiselerinden soyundurularak velilik makamına doğru yürütülmesi onun o zamana kadar alplik sıfatını kullanarak vermiş olduğ milli, İslâmi ve insani mücadelenin bereketinin rahmani bir sonucudur. Bu sürecin kilometre taşları bazı iyi kişilerin gönül ekranına yansıtılarak vermiş oldukları mücadelenin haklılığı vğ arkasından gittikleri liderin rahmaniler sınıfından olduğu gerçeği gönüllere ve beyinlere nakşedilmiştir. Ve O, lutfunu dilediğine verir. Velilik makamına yükseltilmiş bir büyük ruhlu Başbuğ olduğu için Alparslan Türkeş’in cenaze töreni rahmeti ifade eden ve göklerin ağlamasona yansıtan lapa lapa yağan kara rağmen toplumun büyük kesimlerinden 3 milyona yakın iman ehlinin katılmasıyla gerçekleşmiştir. Allah ve Resulü’nün sevmediği bir şahsiyetin halk tarafından bu derece sevilmesi ve son yolculuğunda yanlız bırakılmaması mümkün değildir. O resm^i bir devlet görevlisi değildi, fakat maneviyat devletinin zahirdeki kutlu bir Başbuğuydu. Onun vefatından hemen sonra birçok iyi kulun gönül ekranına müjdeli, hayırlı, rahmet dolu görüntülü mesajlar gelmiştir. Bunlardan sadece bir tanesini siz değerli okuyucularımızla paylaşmak istiyorum. Alevi bir ailenin kızı anlatıyor: Ben ve ailem yanlış bilğilendirilmelerden dolayı Ülkücüler ve Türkeş’i hep kötü bildik, kötü gördük. Yakın bir zamanda ülkücü olduğunu sonradan ögrendiğim bir arkadaşımın vesilesiyle hem inanç açısından, hem de Türkeş’in şahsiyeti hakkında bir çok yanlıştan kurtuldum. Sayın Türkeş’in vefat haberini televizyondan öğrendiğimizde ailem oldukça sevindi. Ben bu duruma karşı çıktım. Türkeş’in cenaze törenini bir gün sonra televizyonlardan izledim. Ve o gece Türkeş’in ölümüne uzun süre ağladım. Aynı gece sayın Türkeş’i rüyamda gördüm. Genç ve dinç idi. Çok güzel bir takim elbisesi vardı. Yeşillikler içinde yüzünden nur saçıyordu. Aydınlıklar içinde yüksek bir tahtta oturuyordu. Yanına kadar çekinerek vardım. Bana ‚Neden cenaze törenimde bulunmadın. Seni orada görmedim‘ dedi. Ben de ‚Daha önce sizi yanlış tanıttıkları için size karşı idim. Fakat bir Ülkücü arkadaşımdan sizi tanıdım. Sizin cenazenize katılamadım, ama söz veriyorum mezarınızı ziyaret edeceğim‘ dedim. Evet, Alparslan Türkeş vatana, millete ve İslâm’a yapmış olduğu hizmetlerine karşılık olarak, Allah’ın rahmetiyle nefis pisliklerinden arındırılarak Rahman’ın veli kulları arasıan katılan bir alperen idi. Ruhu sâd, mekânı cennet olsun.
__________________
Sükut eyledim,''Kahrı var'' dediler.Biraz söyledim, ''Zehri'' var dediler.Sustum, kahrından susuyor dediler; biraz konuştum,zehrini kusuyor dediler... ![]() Konu Genç Türk tarafından (18-10-2009 Saat 05:48 PM ) değiştirilmiştir. Sebep: Türk - İslam mücadelesi |
|
|
|
| The Following User Says Thank You to ÜLKÜCAN For This Useful Post: | Genç Türk (18-10-2009) |
Bu Yazıyı Beğendiyseniz! Facebook'da Arkadaşlarınız İle Paylaşın...
|
|
Paylaş |
![]() |
| Bookmarks |
| Etiketler |
| islam, mücadelesi, türk |
| Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir) | |
| Seçenekler | Arama |
| Stil | |
|
|
Benzer Konular
|
||||
| Konu | Konuyu Başlatan | Forum | Cevaplar | Son Mesaj |
| Türk islam kronolojisi | AVAR | Türk-İslam Tarihi | 3 | 14-07-2009 03:30 AM |
| Türk ve Islam | Bozo Reis 58 | Sizin Şiirleriniz ve Yazılarınız | 3 | 08-06-2009 02:59 AM |
| Türk-islam tarihi | KafKarS | Türk Dünyası | 0 | 19-12-2008 08:39 PM |
| Sistem Bilgileri | Bilinmesi Gerekenler |
|
Powered by vBulletin® Version 3.8.4 Copyright ©2000 - 2010, Jelsoft Enterprises Ltd. Lütfen Sorunlarınızı Buradan Bize Bildiriniz. Kuruluş Tarihimiz : 29 Ekim 2008 |
Sitedeki Tüm Paylaşımların Sorumlulukları Paylaşım Sahiplerine Aittir. |