Türklerde milliyetçilik - Türk İslam Ülküsüne Gönül Veren Ülkücülerinin Buluşma ve Paylaşma Otağı Ülkücü Forum
Hoşgeldiniz.İyi Forumlar Dileğiyle...

Go Back   Türk İslam Ülküsüne Gönül Veren Ülkücülerinin Buluşma ve Paylaşma Otağı Ülkücü Forum > ÜLKÜCÜ HAREKET > SEMİNER ODASI

SEMİNER ODASI Davamız Hakkında Bilgilerin sunulacağı ve İstişare Yapılacağı Seminer Odamız.

Yeni Konu aç   Cevapla
 
Seçenekler Arama Stil
Alt 15-09-2009, 06:43 AM   #1
Muharrem Günay SIDDIKOĞLU
 
Muharrem Günay - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)

cCc...Türk İslam Ülküsüne Gönül Veren Ülkücülerinin Buluşma ve Paylaşma Otağı Ülkücü Forum TürkİslamDevletleri...cCc
 
Üyelik tarihi: Sep 2009
Bulunduğu yer: Afyon
Mesajlar: 132
Rep Puanı: 1845
Thanks: 5
Thanked 179 Times in 94 Posts
Çevrimiçi Olduğu Toplam Süre: 6 Gün 7 Saat 26 Dakika 15 Saniye
Standart Türklerde milliyetçilik

Muharrem Günay Sıddıkoğlu

m.gunaysiddikoglu@mynet.com

TÜRKLERDE MİLLİYET ve MEDENİYET FİKRİNİN ESKİLİĞİ
Türk milleti, tarihin en eski milliyetçilik, halkçılık ve toplumculuk duygularına sahip ve medeniyetin öncüsü olan bir millettir.
Çin kaynaklarını inceleyen Alman bilim adamı Hirt, “Tarihte milliyetçiliği devlet siyasetinde temel yapan ilk devlet adamı Çiçi’dir” demektedir. Çiçi, M.Ö. I. Asrın son yarısında yaşamış (Ölümü: M.Ö. 36) Hun Türklerinin hakanıdır. Çiçi Han’a göre: “ Atalardan miras olarak sadece toprak kalmaz, atalardan kalan en önemli miras, hürriyet, istiklal ve töredir.”
Batı Kültüründe milliyet fikrinin sosyal bir şuur haline gelmesi 19. asırla birlikte başlamıştır. 19.asırdan önce Avrupa’da hakim olan görüş “Devlet” prensibiydi. Türk tarihini incelediğimizde Türklerde milliyet fikrinin kuvvetli bir şuur halinde devlet prensibi ile birlikte doğduğunu görürüz. Hattâ, “İl yıkılsa töre kalır” ata sözünden anladığımıza göre milliyet duygusunun çok daha kuvvetli olduğunu ve bu duygu sayesinde Türklerin devletsiz kalmadığını ve birbirini takip eden çok sayıda devletler kurduğunu anlarız.
Tarihte milliyet fikrini insanların milletler haline gelişleriyle birlikte başlatmak mümkündür. Fakat Gök Türk yazıtlarında görüldüğü gibi: “Yukarıda mavi gök, aşağıda yağız yer yaratıldığında ikisi arasında insanoğlu yaratılmış, insanoğlu üzerine atalarım Bumin Kağan ve İstemi Kağan tahta oturtulmuş” sözleriyle Türk milliyeti düşüncesi insanlığın yaratılışı ile birlikte başlatılmıştır. Yine M.Ö. üç binlerde Orta Asya’dan göç ederek Mezopotamya’ya ve Anadolu’ya yerleşen bir Türk boyu olan Sümerlerde de aynı inancı görmekteyiz. Yaratılış Efsanesine ait bir Sümer ilahisinde, “Yer ve gök yaratıldıktan sonra ikisi arasında üçüncü bir unsur olarak insan cinsinin yaratıldığından söz edilir ve bu insan cinsi Sümerler(Türkler)den ibaret olarak gösterilir.”(İ.Hami Danişmend, Türklük Meseleleri, s:20)
Ruhul Beyan Tefsirinin müellifi İsmail Hakkı Bursavi Hazretlerine (Bak. Hadis-i Erbain, İst. Küt. 1317 nolu kitap, s:26)) ve Kaygusuz Abdal’a göre ilk Türkçe konuşan insan Hz. Adem ve melek Cebrail’dir.( Prof. Dr. Abdurrahman Güzel, Kaygusuz Abdal, s:272) Bu düşünce yaratılan ilk insan cinsinin Türk olması ve bütün dillerin Türkçe’den türemesi fikri ile uygunluk göstermektedir.
Yine araştırmacılara göre yüksek bir edebiyat diliyle yazılmış olan Gök-Türk kitabelerindeki Türk dilinin bu seviyeye gelebilmesi için binlerce yıldır kullanılıyor olması gerekmektedir.
Demek ki eski Türk düşüncesine göre yaratılan ilk insan cinsi Türktür ve Türk milleti insaniyetin idaresi ile Yüce Tanrı tarafından görevlendirilmiş bir millettir. Bu düşünceler Türklerdeki milliyet fikrinin ve şuurunun ne derece eski ve köklü olduğunu göstermesi bakımından çok önemlidir.
Yine Hunlar arasında gerçekleşen şu olay Türk milliyetçiliğinin geçmişi açısından çok önemlidir: Çiçi Han’a isyan ederek yapılan mücadele sonunda yenilen “Huhan Yek” taraftarları toplanır ve Çinlilere bağlanmayı ve onlardan yardım almayı teklif ederler. Bu teklifi duyan bir Türk Beyi; “Bu olmaz! Hunların gelenekleri, cesaret ve güçlülüğü (kök ve temel olarak) bir üstünlük ve onur meselesidir. Başkalarına bağlanıp, ona hizmet etmek aşağılıktır” der. (M.Niyazi, Türk Devlet Felsefesi, s:91)
Orta Asya’dan çeşitli sebeplerle çeşitli yönlere göç eden Türkler, gittikleri yerlere medeniyet götürmüşlerdir. Bu fikirleri savunan yabancı bilim damları da vardır. Bunlardan birisi olan MENGHİN’e göre : “Bozkırlarda gelişen eski Türk Kültürü’nün dünya tarihinde iki bakımdan kesin tesiri olmuştur. Bunlardan biri, hayvan besleyiciliğini geliştirmek ve yaymakla iktisadi, öteki yüksek teşkilatçılık yoluyla içtimaidir. Birinci nokta mühimdir, zira bu, avcılık ve devşiricilik gibi yalnız olarak karşılığında bir şey vermeyen, parazit( asalak ) ekonomi yerine, insanları üretici duruma sokmak suretiyle çok faydalı bir iktisadi hamlenin işaretidir. Fakat ikinci nokta daha mühimdir, çünkü insanlığı basit yığınlar olmaktan çıkarıp sosyal nizamlara bağlamak gibi iktisadi faaliyetlerinde devamını mümkün kılan, bir beşeri değer ancak bu yol ile husule gelmiştir. (Yani Avrupalılar, teşkilatçılığı, devlet kurmayı, devleti oluşturan halkı sosyal kurallar ve kanunlarla idare etmeyi, asalak bir yaşam tarzından üretici konuma geçmeyi, üretim yapmayı Türklerden öğrenmişlerdir.)” “W. Koppers Hint_ Avrupalılar açısından meseleyi daha kesin bir şekilde açıklamaktadır. O’na göre, HİNT- AVRUPALI (bu günkü Avrupalıların ataları ) kavimlerin teşkilatçılık ve siyasetteki başarıları ancak Bozkırlı unsurların onlara karışması ile izah edilebilir. Onlar M.Ö. 2. bin yıllarında Aral Gölü ve havalisinde BOZKIR KÜLTÜRÜ ile temasa geçerek bu kabiliyeti elde etmişlerdir. Bu diğer bölgelerde de böyle idi. Ön_Asya kavimleri bakımından da benzer sonuçlara varılmıştır.” (İ. KAFESOĞLU Türk Dünyası El Kitabı s. 190)
. Bütün bunlardan daha önemlisi ise; Sümerlerle yazıyı, Uygurlarla matbaayı bulmakla eğitim sahasında olmuştur ki medeniyetin temelini de devlet kurma, teşkilatçılık ,üretim ve eğitim faaliyetleri oluşturmaktadır. Yine “Tahtelbahir” adlı ilk denizatlıyı yapan da Türklerdir. (Bak. Deniz Kuvvetleri tarafından yayınlanan “Türk Denizcilik Tarihi” adlı kitap) Yine Lagari Hasan Çelebi ile Dördüncü Murad zamanında “Yedi Kollu Fişek“ adlı ilk roketi yapan ve Hazerfan Ahmet Çelebi ile ilk uçanlar da Türklerdir.
Bu yüksek düşüncelerle Divan-i lügat’it-Türk isimli eserin yazarı Kaşgarlı Mahmud şöyle demiştir:
Tanrının devlet güneşini Türk burçlarından doğdurmuş olduğunu ve onların milkleri üzerinde göklerin bütün teğrelerini döndürmüş bulunduğunu gördüm. Tanrı onlara Türk adını verdi ve onları yeryüzünde ilbay kıldı. Zamanımızın hakanlarını onlardan çıkardı, dünya milletlerinin idare yularını onların eline verdi; onları herkese üstün eyledi; kendilerini hak üzere kuvvetlendirdi.”(Divan-i Lügat’it-Türk, cilt.1, s:3, B. Atalay tercümesi)
Ben bu “Hak üzerine kuvvetlendirmenin” ve dünyanın “İdare Yuları” nın hâlâ Türklerde olduğuna inanıyorum. Çünkü bizim bu yuları gevşettiğimiz günden beri dünyada kan ve göz yaşı akıyor ve dinmek bilmiyor. Dünyada akan kanın ve gözyaşının durması için Türk’ün idare yularını tekrar germesi gerekiyor.

Tarihte Türk Devlet geleneğinin ilk temellerinin atıldığı ve Türk Devlet Felsefesi’nin şekillendiği Büyük Hun Türk devletinin Türk tarihinde ayrı bir yeri ve önemi vardır.
Özellikle Türk milliyetçiliği açısından ÇİÇİ HAN, devlet kurma, teşkilatçılık ve askerlik açısından METE HAN örnek hakanlar olarak tarihe geçmişlerdir. Hunlar Orta Asya’da ilk Türk kültürünün yaratıcısı olmuşlar, daha sonra kurulan Türk devletlerine örnek teşkil etmişlerdir. Büyük Gök Türk devletinin zamanı ise Türkçülüğün altın çağı olmuştur.
Eski Türk düşüncesine göre; Nasıl ki gökte, yerde ve kâinatta tıkır tıkır saat gibi işleyen bir düzen varsa, yeryüzünde de saat gibi tıkır tıkır işleyen bir düzen olmalı ve bu düzen içerisinde insanlar barış, rahat ve huzur içinde yaşamalıydılar. Nitekim Türk töresinin dört değişmez özellikleri olan:"İyilik-faydalı olmak, Könilik-adalet, Eşitlik-tüzlük ve Kişilik-insanilik" özellikleri de bunu gerektiriyordu. Türklerde var olan "Dünya Devleti" hatta "Kâinat Devleti " düşüncesi de kaynağını bu Türk töresinin değişmez dört temel esasından alıyordu. Türk Cihan Hâkimiyeti düşüncesinin hedefi de "Dünyaya Türk töresi ile nizam vermek ve dünya barışını sağlamak" tan ibaretti.
Eski Türklere göre "İl" yani devlet "sulh ve barış" içerisinde olmalıydı. Divan-i Lügat-it Türk'te (cilt I s:48-106-168) "İl" sözcüğünün "sulh-barış" anlamlarında gösterilmesi ayrıca dikkate değerdir. Türk düşüncesine ve devlet anlayışına göre devlet; her bakımdan anlaşma içinde bulunmalı, (tüz-düz olmalı) devlete sosyal barış hâkim olmalı idi. Bu düşünce ilk Türk devleti olarak bilinen Hunlar zamanından beri mevcuttu. Kafesoğlu'nun De Groot'ten nakline göre: "Hun tanhusu He-lien Po po: "Barış isteyen insanları kurtarmam için Tanrı beni vazifelendirdi. Zavallı insanları korumak için, o emre uyarak hükümdar oldum" der. (İ.Kafesoğlu, TMK s: 241) Yine De Groot'tun nakline göre Tanhu Mo-tun Çin imparatoruna gönderdiği mektuba : "Ahali barış içinde yaşasın, herkes huzur ve asayişten faydalansın..." diyerek başlamıştır.(Kafesoğlu, TMK:24)
Avrupa Hunları'nda Attila’nın başkentinde bir Bizanslı, Bizans'ta insanın baskı altında tutulmasına ve kanunların yürümemesine karşılık, kendisinin Hun memleketinde hür olduğunu ve korkusuz yaşadığını söylemişti. Çin'deki köleler, hürriyet ülkesi olan Asya Hun topraklarına kaçıyorlardı.( Kafesoğlu TDEK:195)
Bir başka kaynağa göre ise: "Büyük Hun hükümdarı Mete Orta Asya'da hâkimiyetine aldığı bütün kavimlerin asayiş ve birliğine çok önem verirdi. Çin imparatoruna yazdığı mektuplarda eli silah tutan Orta Asyalıların sulh ve sükûnet içinde yaşadıklarını, bunun da kendisi için yeteri kadar mutluluk kaynağı olduğunu belirtirdi. En büyük zaferler gerçekleşmekte iken bile, Attila'nın ne zaman barış teklifi gelmişse kabul ettiğine işaret edilmektedir. Bu bakımdan ayaklarına kapanan hatta öpen papanın barış teklifini Attila’nın reddetmediği bilinmektedir. Barış amacını Göktürklerde de görüyoruz. Onlara göre (de) gökte ve yerde nasıl düzen varsa, devlette ve dünyada da aynı şekilde düzen olmalıdır. Bilge Kağan Abidesi'nde şu cümlelere rastlıyoruz: “Dokuz Oğuzlar benim milletim idi. Gök ve yerin karışmasından dolayı düşman oldular". Abidenin bir başka yerinde de Bilge Kağan şunları söylemektedir: "Dört bucaktaki bütün ulusları hep barışa mecbur ettim ve düşmanlıktan vazgeçirdim..."(M.Niyazi:172) Ayrıca Gök Türk yazıtlarında geçen: ”Türgiş Kağanı Türk’tü, kardeşim idi; Dokuz Oğuz benim milletim idi…” “Türk milleti! Üstte gök basmadıkça, altta yağız yer delinmedikçe senin ilini- devletini, töreni kim bozabilir” ifadeleri bu günkü anlamda çok ileri derecede bir millet ve milliyetçilik anlayışıdır. Bu anlayışa dünya ancak 20. yüzyılda erişebilmiştir.
Çinlilerin çeşitli entrikaları yüzünden Doğu ve Batı olmak üzere ikiye ayrılan Gök Türklerin (630-680) bu zaman diliminde bile Türk kültürünü ve Türk Töresi’ni korumak açısından çok önemli örnekler vermişlerdir. Çinliler, Doğu Gök Türk Hakanı İşpara’nın zayıf düşmesini fırsat bilerek, bir takım şartlarla yardım teklifinde bulunurlar. Çinlilerin yardım yapmak için ileri sürdükleri şartlar şunlardı:
Türkler, dillerini, giysilerini, törelerini terk edecekler; Çin dilini, Çin kıyafetlerini ve Çin kıyafetlerini kabul edeceklerdi..Kısacası Türklerin Çinlileşmesi isteniyordu.” İşpara Han’ın Çin İmparatoruna verdiği cevap Türk Milliyetçiliği tarihi açısından çok önemlidir:
İlgili cevabı “Pien-i Tien” adlı Çin kaynağından tercüme eden Stanislas Julien’den öğrendiğimize göre İşpara Han Çin İmparatoruna şöyle der:
Oğlumu sarayınıza gönderiyorum, size Semavi menşeyden gelen atları her yıl takdim edecektir. Sabah akşam emirlerinizi bekleyeceğim; Fakat elbiselerimizin önünü açmaya, dalgalanan saçlarımızı çözmeye, dilimizi değiştirmeye ve sizin kanunlarınızı kabul etmeye gelince, örf ve adetlerimiz çok eski olduğu için onları bozmaya cesaret edemem. Bütün milletimiz de aynı kalbe ve düşünceye sahiptir.” (Prof. O.Turan, T.C.H.M. cilt:1, s:89)
Bu bilgiler Türklerin “Kültür demek millet demektir” bilincine çok eski çağlardan beri sahip olduğunu göstermektedir. Hoşça kalın,Türkçü kalın

Konu Muharrem Günay tarafından (15-09-2009 Saat 06:46 AM ) değiştirilmiştir.
Muharrem Günay isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
The Following 4 Users Say Thank You to Muharrem Günay For This Useful Post:
Kutadgu_Bilig (23-09-2009), nebahat (15-09-2009), SoNSaNCaK (15-09-2009)

Alt 21-09-2009, 08:56 AM   #2
Server Bedii
Misafir
 
Server Bedii - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)

cCc...Türk İslam Ülküsüne Gönül Veren Ülkücülerinin Buluşma ve Paylaşma Otağı Ülkücü Forum TürkİslamDevletleri...cCc
 
Mesajlar: n/a
Rep Puanı:
Çevrimiçi Olduğu Toplam Süre: Henüz Yok
Standart

Bütün dillerin Türkçeden türemesi fikrini Atatürkte benimsemiştir
(Güneş Dil Teorisi)
ama çoğu olayda olduğu gibi Atatürk öldükten sonra TDK bunu geliştirip devlet politikası haline getirememiştir
  Alıntı ile Cevapla
Yeni Konu aç Cevapla

Bookmarks

Etiketler
milliyetçilik, türklerde


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler Arama
Stil

Yetkileriniz
Hizli Erisim

Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
türklerde at AVAR Türk Kültürü Ve Edebiyatı 3 29-06-2009 04:14 AM
Milliyetçilik TavşaN Beğenilen Yazılar ve Yazarlar Bölümü 0 08-02-2009 06:22 PM
Milliyetçilik Genc_Pasa 9 ISIK 0 12-12-2008 09:17 PM
Milliyetçilik Börteçine Atatürk'ün İlkeleri 0 10-11-2008 09:31 PM
Türklerde hükümdarlik AVAR Türk Kültürü Ve Edebiyatı 1 14-08-2008 12:06 PM




Partiler RADYO ULKUMUZ Ülkücü Siteler, Milliyetçi Siteler, Toplist, Siteni Ekle

Sistem Bilgileri Bilinmesi Gerekenler
Powered by vBulletin® Version 3.8.4
Copyright ©2000 - 2010, Jelsoft Enterprises Ltd.

Lütfen Sorunlarınızı Buradan Bize Bildiriniz.
Kuruluş Tarihimiz : 29 Ekim 2008

Sitedeki Tüm Paylaşımların Sorumlulukları Paylaşım Sahiplerine Aittir.
Soru Ve Sorunlarınız İçin Lütfen İletişim Bölümünü Kullanınız