+ Cevap Yaz
Sayfa 1 Toplam 13 Sayfadan 1234567891011 ... SonuncuSonuncu
Toplam 128 adet sonuctan sayfa basi 1 ile 10 arasi kadar sonuc gösteriliyor
  1. #1
    fatih ERTÜRK - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    28.Aralık.2008
    Nereden
    ANKARA
    Mesajlar
    1,820

    Standart


    Medine sokakları senin gelmenle bayramı yaşıyorlardı adeta…

    Sokakları n her başında bir gül seni bekliyordu, sen kokularıyla…

    Çocukları n feryadı figan hallerle ve ayrı bir sevinçle;

    “Efendimiz geliyor, Allah'ı n Rasûl'u geliyor” demeleri geliyor dört bir yandan…



    Sen geliyorsun Ya Nebi…

    Herkes sana susamış ve sana hasret…

    Herkes sana meftun ve sana hayran…

    Öylece sükûnet içinde beklenensin ya Rasul....

    Sana â ş ı k olan ümmetinden biri, ayak seslerini duymuş olacak ki bağırarak;

    “Allah'ı n Rasûl'u geliyor, âlemlerin efendisi geliyor” dediği anda kurbanlar kesiliyor .

    Her yan sana akı tılmış kurban kanlarıyla bürülü…



    Sen geliyorsun Ya Nebi…

    Sen yere bası yorsun, toprak “Allah” diyor.

    Sen göğ e bakıyorsun, gökyüzü “Allah” diyor.

    Sen ümmetine bakı yorsun, sana âşıklar aynı ağızdan “Allah” diyor.

    Sen ümmetine tebessümle Allah'ı n selamını veriyorsun….

    Bir tek sözüne canları nı feda eden ümmetin gözyaşlarıyla, Allah'ın selamıyla karşılık veriyor.

    Sen geliyorsun Ya Nebi…

    Ben ise sana hasret ve sana mahçup…

    Gözlerimin içine bakı yorsun, saçımı okşuyorsun…

    Ben ise “seni bekliyordum, Ya Rasul…Seni bekliyordum Ya Nebi”

    “Beni şefaatine nail eyle” diyerek, nurlu elini ve yüzünü öpüp, o mübarek kokunu içime çekerek…



    Sen geliyorsun Ya Nebi…

    Hani bu fani olan dünyaya değ il de, benim hayal dünyama…

    Ke şke bunlar gerçek olsa, senin o nur cemalini bir kere olsun görüp, öpüp ve kokunu içime çekebilsem.

    Bir kere olsun seninle konu şabilsem, ne olurdu Ya Nebi…

    Ben böyle aslı olmayan hayaller kuruyorum diye,

    Bana kı zıyor musun?

    Biliyorum bu anlattı klarımın ne aslı, nede sureti yok…

    Ama inan efendim, senin zamanı nda olup,

    Ah! O an Medine'de olup, seni bir kere de olsa uzaktan görseydim.

    “İş te bakın, bu benim Nebim” deseydim…

    Sonra da gözya şlar ı içinde;

    “Ya Rabbim, sana şükürler olsun ki senin Rasul'unu bana gösterdin”



    Sen geliyorsun Ya Nebi…

    Diyerek söze ba şlay ı p, gerçek olanı anlatsaydım ne olurdu…

    Ya Rabbim burada efendimiz ile kar ş ı laşamadık belki ama…

    Sen cennet de olsun kom şu eyle bizi…

    Burada diyemedim ama cennet de olsun diyeyim…

    Sen geliyorsun Ya Nebi…



    Yazan: Huriye ÖZDEMİR
    Seslendiren:Işık

    Allahumme Salli Ala Seyyidina Muhammedin ve Ala Ali Seyyidina Muhammed

    [ses]http://www.yazgulu.com/gulbahcesi/yanebi.WMA[/ses]
    Konu AVAR tarafından (10.Ekim.2010 Saat 03:43 ) değiştirilmiştir.

  2. #2
    ulkucu_kiz_tuba - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    06.Ağustos.2008
    Nereden
    Kocaeli
    Yaş
    26
    Mesajlar
    454

    Efendim

    EFENDİM

    “Muhakkak ki* Allah ve melekleri* Peygamber'e salât ederler. Ey iman edenler; siz de Onun üzerine salâvat getiriniz ve onun için selamet dileyin” (Ahzap 33/056). Binlerce selât ve selam Âlemlere Rahmet Hazreti Muhammed Efendimizin üzerine olsun. Peygamber âşığı bir millet olan Türk Milleti* “Kutlu doğum” haftalarında Ona olan sevgi ve muhabbetleri çerçevesinde çeşitli etkinlikler düzenlemektedirler. Bu vesileyle her mümin* nasibince yüce Resul’ün muhabbetinden ve dolayısıyla Allah’ın rahmet ve bereketinden istifade etmektedir. Karanlık gönüller Onunla aydınlanmakta* kimsesiz ve garip kalmışlığını Onunla gidermeye çalışmaktadır. Çünkü O* bizatihi bizleri yoktan var eden Yüce Rabbimiz tarafından böylece taltif edilmiştir;
    “Biz* seni ancak âlemlere rahmet olarak gönderdik” (Enbiya/107)

    ***
    Bu konuda yaşanan güzellikler yanında* tabii ki her güzelliğin ve iyiliğin zıddı olan çirkinlikler ve kötülükler de yaşanmaktadır. Yüce Resulün kutlu doğumunu vesile kılıp rahmet ve bereketten nasiplenmeye çalışanların yanında; yarasa kafalı nasipsizler de kendi çapında zehirini kusarak üstlendiği şeytanla dostluk görevini ifa etmektedir. Çünkü; “rencide olur dide-i huffaş ziyadan” (yarasalar ışıktan rahatsız olur).

    ***
    Akademik kariyer ve rütbelerine güvenen bazı nasipsizler* bazı televizyonların dedikodu programlarına çıkarak millet olarak asırlardır önemle üzerinde durup* rahmet vesilesi kıldığımız kandil gecelerini eleştirmeye kalkışmış* özellikle de “mevlit kandilini” yok saymakla da kalmayıp bu tür geceleri ihya etmeyi sapıklık çerçevesinde değerlendirmişlerdir. Bu tiplemelerin var olduğunu ve kıyamete kadar da var olacağını esasen yakinen bilmekteyiz. Bu millet* dün olduğu gibi bugün de onlara pirim vermeyecektir ancak* onlar da kendi nasipsizliklerini ortaya koymaktan geri durmayacaklardır.
    Onlar* Allah’ın Habibim* dediği* “sen olmasaydın âlemleri yaratmazdım” hitabına muhatap olacak kadar* Miracında Ona ayetlerinden bazılarını gösterecek kadar sevdiği Hazreti Muhammed (sav)Efendimizden bahsederken hüsn-ü edepten mahrum bir şekilde* sözüm ona din ıslahçıları rolüne bürünmüş nasipsizler güruhudur. Bu hareketleriyle Allah ve Resulünü incitmekle azabı dahi hak etmektedirler. İşte Kur’an-ı Kerim’in bu konudaki uyarısı:
    “Muhakkak ki* Allah'ı ve Resulünü incitenlere Allah; dünya ve ahirette la'net etmiştir. Ve onlar için* horlayıcı bir azap hazırlamıştır” (Ahzap 033/057).
    Mezhep imamlarımızın ittifakla verdiği bir kararı bile gayet rahatlıkla eleştiren ve bu davranışlarına “Bence” diye başlayıp kendi mantıkları çerçevesinde din yorumu yapmaya kalkışan insanları bakın ne gibi korkunç akıbetler beklemektedir. Peygamber Efendimizin buyruklarından aktarmaya çalışalım:
    “Kim Kur’an hakkında kendi reyiyle konuşursa* cehennemdeki yerine hazırlansın” (Tirmizi).
    “Müslümanlıkta iyi bir yol açan kimseye o yolun sevabı verileceği gibi o yolda gidenlerinde sevabı verilir; bunun yanında onların sevabından bir şey eksilmez. Müslümanlıkta kötü bir yol açana o yolun günahı verileceği gibi o yoldan gidenlerin günahı da verilir; bunun yanında o yoldan gidenlerin günahı eksilmez.” (Riyazüssalihin / Müslim).

    ***
    Değerli dostlar* siz siz olun* bütün zamanlarınızı Yüce Resulün söz ve fiilleriyle (sünnetleriyle) donatın* hayatı Onun hayat ölçüleriyle anlamaya ve yaşamaya bakın. Göreceksiniz ki* soluk bile almanın zor olduğu* kapkara ve toz duman içindeki gönüller huzur bulacak* zamanınız ve gönlünüz Onunla bereketlenecektir. Bütün zamanlarınızda Onu sevin* Ona tâbi olun ki* rahmet bulasınız; 'Ey Muhammed! De ki* Allah'ı seviyorsanız bana uyun* Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın. Allah affeder ve merhamet eder' (Âl-i İmrân* 3/31).
    Binlerce selât ve selam üzerine olsun Efendim.(sav)



    UĞUR KEPEKÇİ
    www.ugurkepekci.com

  3. #3
    ÜLKÜCAN
    Misafir Üye ÜLKÜCAN - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)

    Standart Güldür Gül


    Güldür Gül
    Bugün ben şâhımı gördüm, çeşmi cemâli güldür gül
    Gül olanın aslı güldür peygamberin nesli gül
    Kusuru gül, yaşı güldür, toprağı gül, taşı güldür
    Girdim şahın bahçesine, cümlesi aşı güldür gül
    Asmasında gül dalları, kovanında gül balları
    Ağacında gül hâlleri, servi pınarı güldür gül
    Arkı akar çarkı döner, gülden değirmeni döver
    Yine gülden gül üğütür, bendi ırmağı güldür gül Gülden terâzi yaparlar, gül ile gülü tartarlar


    Gül alırlar gül satarlar, çarşı pazarı güldür gül
    Açıl gel ey gonca gülüm, ağlatma şeydâ bülbülün
    Bu inleyen garib dilin, âh-u efgânı güldür gül
    Gel hâ gel ha gül Nesîmi, geldi yine gül mevsimi
    Bu feryad bülbül sesimi, sesi feryâdı güldür gül

  4. #4
    ÜLKÜCAN
    Misafir Üye ÜLKÜCAN - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)

    Standart Gül Kokulu ya

    Gü'l yüreklerden yanik kokusuyla dostluga acilan kapidan iceri sizan ruzgar......



    Ey Gul-i Ranadan kokusunu almis serin ruzgar.....


    Geldinde buralari gü'l kokulariyla donattin....

    Kokunla donanmis rüzgar aglamakta.....

    Inliyor iftirakindan sizlaniyor Gül-i Rana'm senin hasretinle....


    Gülyüreklere bir damla kan siziyor....


    Seni ariyor ugruna feda edilecek Kalpler....


    Seni sevmeyen gözlere karsi siper edilecek gözler seni ariyor...


    Adim adim attigin sokaklari, kaldirimlari geciyoruz...


    Her yer toz duman..Yorgun dusmus kalp atislari haric hic bir sey duyulmuyor..

    Seni seviyoruz diyen dudaklarimizin ardinda hep bir salat sakli....



    Ummetiniz...Bak dostlugunda dostlugu bulduk......

    Dostlugu buldugumuz sende kapilarimizi sonuna kadar actik...


  5. #5
    ÜLKÜCAN
    Misafir Üye ÜLKÜCAN - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)

    Standart

    Gü'l verdik gül yürek tasiyan, 14 asir oncesi kardes belledigin kardeslerimize.....

    Hos buyurduk, guzelligi paylasmaya geldik guzel olandan öte....


    Senin ahlakinla ahlaklanmaya....
    Birazcikda olsa birazcik da olsa sana benzemeye geldik Habibim...


    Dostluk kapisinda heryeri Gü'l kokusuyla bezemeye ...


    Gözlerimizi dogruya cevirmeye, senin yolundan gitmeye geldik...

    Bir amac, bir gaye düsündük hep....


    Titreyen Kalp, Kan damlatan Yürek, Seven Gönül....

    Seni sevdigimiz icin Rasulum....Senin gibi olmaya geldik....

    Yolda yürürken ayaklarimiza batan dikenleri gönlümüzün en ic dilekleriyle kabul ettik...




    Allah yolunda, Allah yolunda bizimde ayagimiza bir tas degdi diye
    sevindik...

    Seni anmayi istedik, seni görmeyi, seni gülkokunu heryerlere
    salmayi ...


    Duyulmadik diyarlara uzattik dost elimizi....



    Yigit üstü yigitligini.....
    Cömert üstü cömertligini...
    Dostluk üstü dostlugunu...


    Askini......
    sevgini.....
    Allah korkunu...
    titreyisini....
    Sefkatini....


    Bizlere olan düskünlügünü.....
    Konu SoNSaNCaK tarafından (13.Ekim.2010 Saat 05:40 ) değiştirilmiştir.

  6. #6
    ÜLKÜCAN
    Misafir Üye ÜLKÜCAN - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)

    Standart

    Bizlere olan özlemin kadar bizimde seni özleyisimizi....


    Adin anilinca gozlerden dokulen mercanlari silmeyipde orda kalmasini...


    ALLAH deyince sararan yuzleri, titreyen kalpleri....

    Bir elimizdende sen tut istedik YA RASULALLAH....


    Basimizi bir annenin cocuguna sefkati gibi oksa istedik....


    Seni görmeye dayanacak gözlerimiz yok....Utaniyoruz belki mahcubuz...


    Gözlerimizde bir haya senden kalan bir haya bu....


    Yüreklerimizde bir yanik gü'l kokusu senden kalan Gü'l bu....


    Gözlerimizde bir kamasma, ALLAH azze ve cellenin cemalini

    gormeden olan bir kamasma bu ...

    Ve bir Sizi.... Bir inleyis... Bir vuslat arzusu....


    Seni ariyoruz......

    Senin kokunun estigi ruzgarla.....


    Hep sana salat hep sana selam ediyoruz....
    Gü'lyürekli kardeslerimle....
    Guzel islamin guzel insanlariyla....
    Adim adim ilerlerken burnumuza ulasan kokunun hic dinmemesini istiyoruz....

    neden biliyormusun habibim....

    neden biliyormusun can rasulum....

    neden biliyormusun sultanlar sultani can ahmedim....

    Gül Muhammedim...Canimin canani..Kainatin gülü..Rahmet saganagim...

    Cünkü.....

    SENIN ADINI DUYUNCA YUREGIMIZDE HEP BIRSEYLER KOPUYOR SANKI..

    BIRSEYIMIZ EKSIKDE ONUNLA BULUSMAYI BEKLEYEN MECNUN GIBI....

    DAGLARDAN ONCE YUREKLERIMIZI KAZMAYLA DELIP GECEN FERHATIZ SANKI....


    Cünkü CAN AHMEDIM SENI SEVIYORUZ....
    SENI EN SAMIMI EN PAK VE EN GUZEL YUREKLERIMIZLE SEVIYORUZ...
    GOZYASLARIMIZIN EN TEMIZIYLE SEVIYORUZ...
    KALBIMIZIN EN MASUM EN DOLU EN GUL KOKULUSUYLA SEVIYORUZ....

    SENI SEVIYORUZ YA RASULALLAH...

    (...Buyurun canlar Hamd ve sena BIZI YARADIP BIZE KULUM DEYIP BIZE EN BUYUK SEREFI VERENE.... salat ve selam O'na rahmet peygamberimize....Biricik rehberimize....ALLAHIN sevgilisine...
    O sevgililer sevgilisine...)


    This image has been resized. Click this bar to view the full image. The original image is sized 682x512 and weights 37KB.

  7. #7
    ÜLKÜCAN
    Misafir Üye ÜLKÜCAN - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)

    Standart Hani Seni Seviyorum ya...

    Ben kim miyim?
    Hani Seni Seviyorum ya
    Hani gıpta ediyorum ya ashabına
    Hani Hz.Fatıma'yı anam, Hz.Hasan Hüseyin'i kardeşim olarak görüyorum ya!

    Hani ne zaman hüzünlensem, Sen geliyorsun ya aklıma
    Görmeden hayranım Ya cemaline
    Kalbin kadar güzel yüzünün hayalini kuruyorum ya...

    Hani ne zaman çok gülsem
    Sen'in hafif kızgın bana baktığını görüyorum ya!
    Hani bana diyorsun ya" Yerinde olsam, az güler çok ağlardım " diye

    Sonra nerede bir yetim görsem Sen'i buluyorum ya yanımda
    Hani bana diyorsun ya "Beni istiyorsan onun başını okşa

    Hani hep bir özlem var ya içimde
    Hep vuslat varya hayalimde
    Hani gözyaşları içinde, yeşil kubbenin resmine bakıyorum ya
    Hani hayal ediyorum ya hep Efendim
    Safa-Merve arasında, önümde Sen varmışsın gibi koştuğumu..

    Hani uzun boylu, siyah saçlı, beyazlar içinde birine Sen diye sesleniyorum ya!
    Sonra adam arkasını dönünce
    Senin olmadığını görüyorum da eğiyorum ya başımı,
    Sevincim yerini hüzne bırakıyor ya

    Hani Sana gidecek her yolcuyla selam yolluyorum ya
    Sonra da selamımı almışsın gibi seviniyorum ya
    Hani kalbimin bir yanı "Ümit" derken,
    Bir yanı korkuyla atıyor ya

    Hani Seni Seviyorum Ya Efendim
    Hani günahlarımı unutup, Seninde beni sevdiğini düşünüyorum ya!
    Duyuyorum ya "ÜMMETİ" diye seslenişini

    Ne zaman bir yüzük alsam elime
    Senin yüzüğün geliyor ya aklıma
    Hani üzerinde Muhemmedun Resulallah yazılı olduğunu düşünüp,
    Ebu Bekir ve ashabına selam yolluyorum ya

    Sonra hep hayal ettim ya Efendim, arkanda namaz kıldığımı

    Hani anam, babam, canım Sana feda olsun dedim ya

    Hani ben varım ya...
    Seni Seviyorum ya...
    Çok Seviyorum ya... Salat, Selam üzerine olsun Ya Resulallah..

  8. #8
    ÜLKÜCAN
    Misafir Üye ÜLKÜCAN - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)

    Standart Bir Gül Cemresi Bekliyoruz...

    BİR “GÜL” CEMRESİ BEKLİYORUZ


    Bundan 1436 sene evvel, milâdî 571 yılının 20 Nisan (12 Rebîülevvel, Pazartesi) sabahında güneş doğmadan az önce dünyayı şereflendiren, bütün zaman ve mekânları Hakk’ın nûruyla aydınlatan, “Âlemlere Rahmet” olan Peygamber Efendimiz(s.a.v.)’in “Kutlu Doğum”unu idrâk ettiğimiz bu “Gül Mevsimi”nde; Cenâb- ı Allah’ın gönüllerimize “Gül “Cemresi düşürmesi niyâzıyla…


    “Gül” yaprağıyla örtün yüreğimi...Yüreğim üşüyor… “Gül”den ayrı düşen yüreğim, buz dağına döndü, üşüyorum… Kanadı kırık sevdâların şehbâl açtığı yüreğimde, Gül Yetimleri’nin hüznünü bölüşüyorum…“Gül” yaprağıyla örtün yüreğimi...Üşüyor yüreğim… Yüreğimi gül yaprağıyla örtün ki, her yanımı “Gül” kokuları bürüsün... “Gül” esintileriyle handân olan yüreğim, âteş-i aşka düşüp “Gül”ün gölgesinde yürüsün... Rûhum gülistâna dönerken; yüreğim “Gül” aşkıyla kavrulsun ve Muhabbetullah’ın âsûde ikliminde inşirâh bulsun…


    “Gül” yaprağıyla örtün yüreğimi...Yüreğim üşüyor... “Gül”ün nefesiyle kor hâline gelen bir ateş düşsün ki yüreğime, ılık bahar meltemlerinin getirdiği ebr-i nîsan ile kalbimdeki buzlar kelep kelep çözülsün… Kalplerden taşıp, göz pınarlarından çağlayan “Gül” kokulu şebnemler, rahmet olup yanaklardan süzülsün... Erisin “Gül” Cemresi’yle yürek yaylasındaki karlar... Yıllardır beklediğimiz bu son cemreyle kalbimize demir atsın cennet-âsâ baharlar...Üşüyor yüreğim…
    Bir bahar tebessümüdür özlediğim… Bir “Gül” Cemresi’dir beklediğim… Can evime öyle bir cemre düşsün ki, yüreğim sevgi çerâğıyla “gönül” hâline gelsin… Gönüldeki sevdâlar, cezir vakti kanat çırpan bir ak güvercin olup Mâverâ’ya yükselsin… Kalpteki mâsivâ ateşi sönsün... Kıbleden gelen ışığın İlâhî tecellîsiyle süveydâ-i kalp nûra dönsün… Hakk’ın inâyetiyle; beşeriyeti varlık bestesine kavuşturan, insanlığı kendi fıtrat yüzüyle tanıştıran ve Âdemoğlundaki muhabbeti, Muhammedî sevdâlarla buluşturan bir “Gül” Cemresi düşsün yüreğimize...
    Bir “Gül” Cemresi bekliyoruz…Kalplerin, “Sonsuz Nûr”un rehberliğinde yeniden hayat bulması için… Yüreğimizdeki her hücrenin besmeleyle yeniden kendine gelmesi için… “Gül”e sevdâlanan ve İlâhî aşkla yanan gönüllerin yeniden yaratılış sırrında karar kılması için... Ve nihâyet sonsuzluk nağmelerini idrâk eden “Gül”e pervâne sînelerde “Gül” aşkının herdem canlı kalması, ruhların ebediyyen gülmesi için, bir “fasl-ı ganîmet” olan “Gül” Cemresi bekliyoruz…


    Bir Gül Cemresi bekliyoruz…O cemre ki, İlâhî sevdânın nûruyla gönüllerimizi gül-deste eden, efsûnkâr güzelliklerle kalplerimizi dil-beste eden bir muhabbet fermânıdır... O cemre ki, yüreklerimizdeki küllenmiş sevdâları kor hâline getirip tutuşturan, gönüllerimizdeki firkât ateşini rahmet deryasına kavuşturan, “Kevser akan, “Gül” kokan” güzelliklerle hissiyatımızı buluşturan bir vuslat çağlayanıdır... O cemre ki, dilin söyleyemediğini anlatan, sözün ifâde edemediğini âşikâr eden bir “Hüsn-ü Aşk” destanıdır... O cemre ki, Hz. Âdem’in niyâzı, Hz. İbrahim’in duâsı, Hz. Îsa’nın müjdesi, Hz. Âmine’nin rüyâsı olup, hilkât sırrının tercümânıdır… Hülâsâ o cemre, gönül yaralarımızın “Gül” mushaflı dermanıdır...
    Bir “Gül” Cemresi bekliyoruz…Gül Cemresi düşen yürekler; hidâyet bularak hayâtiyet kazanır, kıyısı olmayan rahmet ummânına yelken açarak “Mutlak Hakikat”i tanır ve sevgilerin en yücesi adına “Gül” yüzlü sevdâlarla hemhâl olarak âyet âyet yıkanır... O halde gelin hep berâber, “Gül” dalından bir mızraba râm olup, gönül tellerimizi “Gül” aşkıyla akort edelim ki, gönlümüz “Gül”le meftûn olsun, hazâna eren kalbimiz bu kutlu cemreyle yeniden baharı bulsun.... Yüreğimizde katmer güller açılsın, ömür defterimizdeki “sedir”den sayfalar boş kalsın ve her hâlimiz “gül” yapraklarına yazılsın… Ve böylece bizler de; “Gül Mevsimi”nin ferah-fezâ ikliminde yeni bir bahara uyanalım ve mest ü mâhûr bir hayata yeniden merhabâ diyelim…
    Şâirin; “ Esti nesîm-i nevbahar, açıldı güller subh-dem” dediği bir zaman dilimindeyiz... Şimdi “Gül Mevsimi”ndeyiz... Bahardaki dirilişi yaşıyoruz... Her bahar, gülün goncaya durmasına; her gül de bir dirilişe, bir uyanışa, bir rahmete vesiledir… Zâten baharın bir adı da “gül mevsimi” değil midir..? Bu sebeple bahara; “vakt-i gül, mevsim-i gül, devr-i gül” denilmemiş midir..? Bu bahar; Ay ve Güneş’in “Gül” faslına beraber şâhitlik ettiği müstesnâ bir bahardır... Çünkü bu baharda, “seyyidü ezhârü’l cenneh” (cennet çiçeklerinin serveri) diye vasfedilen katmer gülün açılma vaktiyle, “Kâinatın Solmayan Gülü”nün dünyaya teşrifleri -kamerî ve milâdî olarak- aynı zamana tevâfuk etti... İnş’Allah bu güzel buluşma; beşeriyetin gönlünde “Gül” goncalarının açılmasına, yeni bir müjdeli şafağın sökmesine ve hasret kaldığımız gerçek baharların yeniden gönül semâlarımızda tulû etmesine vesile olur…


    Gündönümünü yaşadığımız bu zaman dilimindeki niyâzımız, gündönümlerinin artık “Gül” dönümü olması… Bu Gül Mevsimi’nde; hem başı dik dağın, hem de boynu bükük sümbülün hâlet-i rûhiyesiyle, her ölçümüzü “Gül”den alalım; kalbimize, aklımıza, irâdemize ve duygularımıza “Gül”ün gösterdiği istikâmette yön verelim... Mânânın vârisleriyken, maddenin köleliğinde körelip âmâ hâline gelen gözümüzü ve gönlümüzü “Gül”ün nûruyla ışığa kavuşturalım… Eğer bizler; hayatın her karesini besmeleyle fetheder ve “Yeşil köşkün lâmbası”nı “Gül”ün nûruyla yakabilirsek; işte o zaman; gönlümüz gülşen, çehremiz rûşen, çevremiz şen olacak; duygularımıza “Gül”e mümâsil bir renk, ölçülerimize“Gül Devri”nden bir mihenk gelecek ve dünyamız, “Gül” mihverli bir ahenkle gülecektir…Fakat ne çâre ki, yıllardan beri “Gül Mevsimi”nin gül-efşân güzelliklerini idrâk edemiyoruz bir türlü... Ne yazık ki, hazân eriyor hayatımıza, bahar gelmeden... Ve şimdi, “Hüzün Yılı”nın en hazin günlerinden daha kederli bir zamanı yaşıyoruz...
    Kutlu Emânetin Emîn Mimârı’ndan bize kalan ve “iki büyük emânet” olan “Kur’ân ve Sünnet”e hakkıyla sahip çıkamıyoruz... Kur’ân, sadece evimizin duvarında asılı kaldı; Sünnet ise ne acıdır ki önemsenmez oldu, tartışılır hâle geldi ve inkâra başlandı… Heyhât!.. Bizler bu emânetlere sahip çıkmak şöyle dursun, “Gül” mushaflı sevdâmızı yok etmek isteyenlere bile sesimizi çıkaramıyoruz; yalnızlıktan, yılgınlıktan, yorgunluktan ve âcizlikten...“Gül”ü gerçek mânâsıyla gönlümüze hâkim kılamadığımız, O’nun mübârek “İz”inden ayrıldığımız için; yalnızız, yılgınız, yorgunuz ve âciziz...
    Yalnızlığımız; Müslüman olarak birbirimizi kâmil mânâsıyla sevememekten, vahdetten ayrılıp kesrete düşmekten ve kardeşliği unutup tefrikada karar kılmaktan... Yılgınlığımız; madde ile mânânın, ilim ile îmanın, akıl ile kalbin terkîbini yapamamaktan, kalem, kılıç ve âsâyı; alınteri ve duâ ile yoldaş edememekten... Yorgunluğumuz; “Gül”ün gölgesinde nefeslenmeyip, nefsin peşinde bîtap düşmekten ve maddeye esir olup, dünyayı kalbimize yüklemekten… Ve âcizliğimiz ise; “En Azîz” olanı unutup, “Emrolunduğun gibi dosdoğru ol” ölçüsünü terk etmekten, İslâm hakikatinin insana yüklediği keyfiyeti hakkıyla anlamayıp, bunun yerine, nefsânî arzularımızı ikâme etmekten, Kur’ân ve Sünnet çizgisini bırakıp, “Gül”ün muazzez ikliminden uzaklaşmaktan…


    Yâ Rabbi! Hakk’ı bilmeyi, hakikati ölçü almayı, “Gül”ün gölgesinde kalmayı, “Gül” aşkını gönlümüze hâkim kılmayı, “Gül”ün emrettiği gibi kardeş olmayı, “Gül” yaprağıyla dünyadaki bütün mazlumların gözyaşını silmeyi ve “Gül” ikliminde kendimizi bulmayı bizlere yeniden nasip eyle... “Yâ Rabbi!.. Dünyayı elimizden alma, fakat kalbimize de koyma…
    ”Ey En Güzel Gül!... Ey Şâh-ı Rusül!... Sen Rabbinden “Eşyânın hakikatini öğrenmeyi” talep ederken, bu muazzam duânın sırrına eremeyen biz kalbi vîrâneler ise; hakikatini bilmediğimiz eşyalara sahip olmak için ömür sermâyemizi boş yere tüketiyor ve evlerimizdeki eşya kalabalığı içinde “Hakikat Sırrı”nın farkına bile varmadan beyhûde yere yorulup tükeniyoruz...Aslında bizler; Efendimiz’in teri gül koktuğu için, gülü her kokladığında salâvat getiren; gül yaprağının yere atılmasını dahi günah addederek, kitap sayfaları arasında itinâ ile gül yaprağı kurutan bir medeniyetin vârisleriyiz...
    Bu “Gül Mevsimi”nde ellerimizi yaprak yaprak semâya açarak; aziz milletimizin gönlünün yeniden “Gül”e yâr olması için duâ edip yalvaralım... Güzelliklerin hicret ettiği, huzurun terk-i diyâr edip gittiği bu mübârek vatan topraklarında yeniden “Gül” fidelerinin filiz vermesi için Hakk’ın dîvânına gözyaşlarıyla varalım... Çünkü, “Gül” kokusundaki aşk rüzgârlarından nasipdâr olanlar, seher vakti sevda yaylasının yollarını gözyaşlarıyla aşındırırlar… Öyleyse gelin hep birlikte, gönlümüzün sesini, gözyaşıyla ıslattığımız “Beyaz Dilekçe”lere cümle cümle dökerek:
    ‘Yâ Erhame’r-Râhimîn! Yeni bir “Gül” Cemresi düşür Ademoğlunun gönlüne… Bu garip ümmete baharı soluklat yine… Yeniden döndür kahraman milletimi tarihî mefâhirine…’ duâsını Cenâb-ı Allah’a arz edelim... “Âlemlere Rahmet” olan Kâinatın Efendisi(s.a.v.)’nden de şefâat isteyelim: Ey Emsâli Olmayan Gül!.. Kalmadı bu mazlum ümmette, bu aziz millette artık tahammül, ne olur bize de bir gül, tebessümünle şâd olsun her mü’min gönül’ diyelim…
    Duâlarımız odur ki, son nefesinde bir demet gül isteyip, onu koklayarak rûhunu teslim eden Hz. Ali (r.a.) gibi, bizim ömrümüzün bidâyeti de, nihâyeti de, ilk faslı da, son faslı da fasl-ı Gül olsun… Ve gönlümüz dâima “Gül” aşkıyla dolsun...“Gül Mevsimi”nde, Gül Yetimleri’nin “Gül’e sevdâlı yüreklerini “Gül” Cemresi’nden mahrum bırakma Yâ Rabbi!..Gül Efendim, gülümse bize… “Gül” yüzünden nur yağsın yüreklerimize… Yalnızız, yılgınız, yorgunuz, âciziz, perişânız, günahkârız, öyle muhtacız ki şefâatinize... Ne olur imdâd eyle bize...


    “Erir canlar o Gül-bûy-ı revân-bahşın hevâsından,


    Güneş titrer, yanar dîdârının bak, ihtirâsından,


    Perîşân bir niyâz inler hayâtın müntehâsından,


    Cemâlinle ferah-nâk et ki yandım Yâ Resûlallah…”

  9. #9
    ÜLKÜCAN
    Misafir Üye ÜLKÜCAN - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)

    Standart Gül Resulümüze mektup




    BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM.
    Esselatü vesselamü aleyke ya RASULALLAH
    Esselatü vesselamü aleyke ya HABİBALLAH
    Esselatü vesselamü aleyke ya Seyyidel evveline vel'ahirin,Veselamün alel mürselin.





    Rahman'ın günahkar,aciz,gafil,gözü yaşlı kulundan mektup.

    Sana mektup yazmak ha!..Sana seslenebilmek, Sana hasret çekemeden, Sana layıkıyla ümmet olamadan Günahlarımla seni üzerek,Yaratılan her zerrenin senin aşkınla yandığını idrak edemeden,utanmadan sıkılmadan sana mektup yazmak ha!...
    Affet YA RASULLALLAH(sav). Affet sultanım. Cüretimi bağışla.
    Bir gün seni özlemiş,sana olan hasretiyle yanmış tutuşmuş bir güzel kul tanıdım,yemek ikram etmişlerdi ona.Rabbim'in nimetlerine hamdederek başladı.Yüzündeki o parlaklık ne güzeldi.
    Ama gözlerinin altındaki kızarıklık,alnındaki kıvrımlar, sakalındaki bembeyaz kıllar,şakaklarına yağan karlar bir şeyler haykırıyordu YA RASULLALLAH.





    Ümmetinden bir kul,Rahmanın güzel bir kulu.Gülüyordu çehresi, Nur saçıyordu. Yemek yiyorduk hep beraber,çok lezzetliydi.Dudaklarında daima bir kıpırdanma vardı, yemek yerken zorlanıyor zor yutkunuyordu,dertli kul.Yüzüne her bakışımda gözlerinin daima artan ışıltısı dikkatimi çekti.Ve birden ak düşmüş sakallarına doğru iki damla gözyaşnı yolculuğa çıkardı.Ağlıyordu ihtiyar amca, gözyaşlarını saklama ihtiyacı hissediyordu.Ama gözleri coşmuştu bir kere, yemeği bırakıp yanına oturdum. Amca dedim:
    -Rahatsız mısınız? Birşeyiniz mi var?
    -Hayır evladım iyiyim sağol!dedi.
    -Peki amca, niye ağlıyorsun?dedim.
    -Peygamberimiz (sav)aklıma geldi birden. Onu düşündüm ve ağlayıverdim kusura bakma.




    Gözünün yaşını sildi,Elhamdülillah dedikten sonra çekildi sofradan. Kenarda bucakta bir yere oturdu, elinin tersiyle gözlerini siliyor ve cebindeki mendilini arıyordu. Ben de kalktım sofradan yeni demlenmiş çaydan getirdim ihtiyar amcama.Çayı karıştırırken elleri titriyor ve dudakları büzülüyordu.Mendiliyle tekrar sildi gözlerini.Çayını içti ve Rabbim'in selamı ile müsaade isteyerek ayrıldı yanımızdan.
    Düşünce idrakini yitirmiş bir hal içinde düşünüyordum. Adamcağız yemek yerken seni anıyor ve ağlıyordu YA RASULLALLAH(sav). Sana yakın olmanın verdiği coşkuydu gözyaşları.





    Senin ümmetinden bir kul.Nasıl oluyorda seni görmeden, kokunu almadan,mübarek ellerini öpmeden sanki yanıbaşındaymışın gibi seninle yaşıyor. Ben de anlamalıydım,çözmeliydim bu sırrı....
    Seni YA RASULLALLAH(sav) evet seni tanımam,bilmem gerekiyordu. Ashab!ı Kiram efendilerimizin hayatından başladım işe. Onların hayatlarını okuyarak sana ulaşmalıydım YA RASULLALLAH (sav), okudum. Ebu Bekir Sıddık ,Ali bin Ebu Talip,Hz. Ömer Hz. Osman,Hz. Talha,Hz. Bilal,Sad bin Ebi Vakkas,Hz. Hamza,Abdullah bin Revaha,Ebu Hureyre,Muaz bin Cebel...
    Hepsini okudum YA RASULLALLAH(sav).
    Şimdi seni okuyorum. Halık'ı zül celal Rabbim'in sevgilisi,biricik kulu.Senin nurunun hürmetine varolan ben seni arıyorum Ya RASULLALLAH(sav). Ömrümün sonuna kadar her nerede ve ne zaman olursa olsun seni hakkıyla tanıyamayacağımı biliyorum.Ben senin deven Kusva'ya aşık oldum efendim.Dayandığın hurma kütüğünün yerinde olabilmek için bin canım olsun feda ederdim.Yeter ki inleyeyim,sen beni okşarsın susarım. Yanımdan ayrılırsan tekrar inlerim YA RASULLALLAH(sav).







    Ebu Hureyre(ra) sıcak bir günün öyle vaktinde evinden çıkıp mescide gelmişti. Sende oradaydın YA RASULLALLAH(sav) Açlıktan evinde duramayıp mescidine sana koşmuşlardı. Sen de aç idin. Günlerdir bir şey yememiş açlıktan zayıf düşmüştünüz. Hendek günü karnına iki taş bağlayan da sendin YA RASULLALLAH(sav). Bir deri parçasını temizleyip kızarttıktan sonra açlığını dindiren Sad bin Ebi Vakkas (ra) değilmiydi EFENDİM.Bir hurma tanesini annesine saklayan Ebu Hureyre değil miydi?Bir avuç arpa ekmeğiyle yetinen HABİBULLAH sendin efendim..

    Ya ben midemin doluluğunun sarhoşluğuyla seni unutan ben değil miyim. Abdullah bin Revaha (ra) gibi elimdeki kemik parçasını fırlatıp ''ben hala bu dünyada yaşıyor muyum?''diyebilirmiyim?Senin ölümünle Hz.Bilal(ra) susmuştu.Bir daha ezan okumayacaktı.Kızgın çölde kayaların altında inlerken EHAD,EHAD diyerek senin nurunu görmüyor muydu YA RASULLALLAH(sav).





    Sana nasıl kavuşacağız bilemiyorum.Günahlarımın derdiyle,hasretinin yangınıyla,Aşkının ateşiyle,sana ümmet olmanın sevinciyle arz ediyorum halimi. Sana gelmek var ölmeden önce, Şehrinde narına yanıp kül olmak var.Sana geldikten sonra bir daha dönmemek olsa (inşALLAH) yanında kalsam,ayak bastığın yerlere gömülsem. Kıyamete kadar yanında olsam.Toprağın altında dahi alırım kokunu YA RASULLALLAH(sav).

    VE ÖLÜM...

    Nikah saati :RABBİME ve SANA yolculuk.Tahta arabanın içinde keyifli seyahat....
    Ölmeyi bilene kutlu olsun. EY DÜNYA!...
    Anlat şimdi ayrılık acısını,Peygamber sana veda ederken çektiğin acıyı anlat.Bağır, durma, Haykır: VAĞLEMU ENNE FİKUM RASULLALLAH de...
    O'nun vefat ettiği gün.Söyle ey dünya ne haldeydin.Her zerre O'nun ölümüyle yok olmak isterken sen nasıl raksettin.Yine sabahları güneşi davettin.Karanlığı nasıl kovdun.Söyleeeee...




    Her gün raksedip dönmektesin değil mi ey dünya. Kainatta yalnız sen ONA kucak açtın,bu mutluluk senin değil mi. Güneş bile kıskanır seni ALLAH'ın Habibi yaşadı üzerinde. Ne kadar bahtiyardın o devirde varlığının şükrünü eda ediyordun. Denizlerin bir ayrı güzeldi O varken. Suların daha bir tatlıydı. Ağaçlar,dağlar ,ovalar,bitkiler, kuşlar ve sen ey dünya ne kadar mutluydunuz.
    Ama o gün:RABBİM (c.c.) çağırıyordu Habib'ini.
    Rabbim'in emriyle Cebrail yanına geldi YA RASULLALLAH(sav),Azrail (a.s.) kapıda senden izin bekliyordu. Kisra nın sarayını aydınlatan nurunla gelecektin.
    Sessizlik acımasız ve dert yüklüydü,
    Aniden Peygamberin dudakları kıpırdadı,
    YÜCE DOSTA ,REFİK'İ ALA'YA
    Peygamber vefat etti.




    Usame seferden döndü,zafer müjdesiyle kavuşacaktı sana. Abi bin Ebu Talib'in dizine başını dayamıştın. Ölüm bile sana o kadar yakışmıştı ki, VUSLAT seninle güzel oldu. Kusva gözyaşlarıyla inlemekteydi. Hz. Ebu Bekir(ra.)geldi seni öptü öptü öptü....
    Yokluğun acısıyla yanan gönüller, kardeşlerin, Seni çok özlediler Ya RasullALLAH(sav)
    Ben de özledim seni....

    Alıntıdır...
    SELAM ve DUA ile

  10. #10
    Genc_Pasa - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    28.Kasım.2008
    Nereden
    Eskişehir
    Mesajlar
    545

    Standart

    ALLAH Razı OLSUN Teşekkürler...
    cCc...Türk İslam Devletleri...cCc

+ Cevap Yaz
Sayfa 1 Toplam 13 Sayfadan 1234567891011 ... SonuncuSonuncu

Hızlı Cevap Hızlı Cevap

Resimin üzerinde gösterilecek Mesajı veriniz

Konu Bilgileri

Bu Konuya Gözatan Kullanıcılar

Şu anda 1 kullanıcı bu konuyu görüntülüyor. (0 kayıtlı ve 1 misafir)

Bu Konu için Etiketler